Birkaç tanesi Taksim Gezi Parkı’nın hemen dibinde sıranın kendilerine gelmesini bekliyor. Hele polis ekipleri biber gazları ile eylemcileri bir dağıtsın, kepçeler o asırlık ağaçları devirsin; şöyle etraf beton dökülecek hale gelsin... İşte o zaman hodri meydan... Beton mikserlerinden bahsediyorum... Devasa bir şantiyeye dönen Türkiye’de sayıları hızla artan o devasa canavarlardan... Birkaç hafta önce canımı zor kurtarmıştım karşıdan son sürat gelen bir mikserden. Şanslıymışım. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gibi... Ama internette küçük bir tarama yaptım. Beton mikseri kazalarının haddi hesabı yok. Ne trafik ışıklarını ne yaya geçitlerini takıyorlar. Tek amaçları yeni betonu yükleyip zamanında şantiyeye yetiştirmek. 2 gün önce bir tanesi Fatsa’da virajı alamayarak uçuruma yuvarlanarak ikiye bölündü; bir diğeri 3 gün önce İstanbul Gaziosmanpaşa’da yine aşırı hız yüzünden virajı alamayarak park halindeki 2 aracın üzerine devrildi. Aynı sokakta oynayan çocuklar facianın eşiğinden döndü. Tam bu yazıyı yazarken TEM otoyolunda bir beton mikserinin çimento kamyonuna çarpması sonucu trafik felç durumdaydı...
Başta dedik ya koca Türkiye dev bir şantiye. Beton mikserleri, kamyonlar dozer gibi geçiyor, polis seyrediyor: (13 Şubat) Ataşehir’de yaya geçidini kullanmayan yaşlı kadın beton mikserinin altında kalarak feci şekilde can verdi. (12 Mayıs) İstanbul Sultangazi’de 4 ve 6 yaşındaki çocuklarını okuldan alan 8 aylık hamile Birgül Andaç (27) caddeden karşı yöne geçmek isterken beton mikserinin altında kalarak hayatını kaybetti... Biraz daha araştırsam daha neler çıkar karşıma kimbilir...
Beton mikseri AKP Türkiyesi’nin simgesi gibi: Yeşil alanların betonlaştırılması, kentsel dönüşüm, rant, yeni AVM’ler, yeni gökdelenler... Bu kadar mı? Hayır. İnsan yaşamının ne denli ucuz olduğunu da gösteriyor beton mikserinin tekerlekleri altında yitip giden onlarca yaşam... Alelade trafik kazalarının çok ötesinde.
İnsan emeğinin ne denli sömürüldüğünün de simgesi beton mikser. Türkiye’nin nasıl taşeronlaştırıldığının... İnşaatlar, madenler ve sıra ile diğerleri... 1980’li yıllarda artmaya başlayan taşeronluğun, AKP döneminde tam bir patlama yaşadığı bilinen bir gerçek. Bakanlık açıklamalarına göre 2002 yılında 358 bin olan taşeron işçi sayısı günümüzde 1.7 milyona ulaşmış durumda. Özellikle işgücünün kolay ikame edilebileceği alanlarda daha hızlı taşeronlaşma yaşanıyor. Evet önce özel sektörde başladı ama zamanla kamuda da yaygınlaştı. Alt işveren, hizmet alımı gibi adlar altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmeye başlandı. Kamuda özellikle eğitim ve sağlık sektöründe ciddi boyutlara ulaştı. Hizmet ve lojistik sektörlerinde de taşeronlaşma hızla artıyor. Çalışma haklarının en yaygın ihlal edildiği, iş kazalarının en fazla olduğu yerler taşeron şirketler tarafından yapılan işler. Bugün Türkiye’de iş makineleri kullanan operatörlerin, beton mikseri, çekici, vidanjör gibi iş araçlarının kullananların çok büyük bölümü taşeron işçi.
Gelelim biraz da işin ekonomik boyutuna. İnşaatlarla büyüyen, bununla övünen bir ülkeyiz. Peki otoyollarda, ana caddelerde vızır vızır geçen beton mikserlerinin, kamyonların; şantiyelerde ve madenlerdeki iş ve inşaat makinelerinin ne kadarı yerli üretim? Ne kadarı yurtdışından ithal? Türkiye iş makineleri pazarı son 8 yıldır Çin ve Hindistan’dan sonra en hızlı büyüme oranına sahip bir pazar. Ancak ülke talebinin yüzde 70’e yakını yurtdışından karşılanıyor. Ama kimin umurunda?
Şimdi karşıma geçip de bir beton mikserinden AKP Türkiyesi’nin simgesi olur mu demeyin. Bal gibi olur işte. Üstelik ister ortalığı karıştırır mikser gibi toplumun her kesimini birbirine düşürür; ister olanca ağırlığı ve hızı ile devirir geçer...
AKP Türkiyesi'nin Simgesi: Beton Mikseri
Yazarın Son Yazıları
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?
AKP’nin elinde 2 torba: Biri Gezi, diğeri ‘terör’