HASTA TOPLUMLAR-I
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

HASTA TOPLUMLAR-I

02.07.2023 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yıllar yıllar öncesinde sevgili Doğan Cüceloğlu bana “Sick Societies” adlı bir kitaptan söz etti. Robert Edgerton’un yazdığı bu kitabı okudum, üniversitedeki derslerimde kullandım. Kitap toplumların yaşam biçimlerini yeni bir bakış açısıyla irdeliyordu. Epeyce sonra dilimize Hasta Toplumlar* adıyla çevrilen bu kitaptaki bazı bilgileri önümüzdeki haftalarda siz değerli okurlarımla paylaşmaya, yorumlamaya çalışacağım. Bu yazıda kitabın ana fikrinden kısaca söz ettikten sonra konuya ve kültürümüze ilişkin kişisel bir görüşümü dile getireceğim.

TOPLUMLAR NİÇİN HASTA?

Hasta Toplumlar adlı kitabında Edgerton özetle şu görüşü savunuyor: “Bugüne kadar pek çok kişi ilkel toplumların insanla ve doğayla uyumlu olduğuna inandı. (Ben ‘ilkel toplumlar’ demek yerine ‘eski toplumlar’ demeyi tercih ediyorum.) Oysa ilkel toplumların kültürlerinde yaşama tam bir uyum, sağlıklı bir yapı bulunduğunu söylemek sadece bir şehir efsanesidir. Gerek eski kültürlerde gerekse günümüz kültürlerinde sağlıklı öğelerin yanı sıra sağlıksız, hastalıklı öğeler de mevcuttur. Bu yüzden bütün kültürler, barındırdıkları hastalıklı yapılar yüzünden bir gün ölecektir, bazıları halen ölmektedir.”

Edgerton’a göre eski kültürlerde birtakım sağlıksız öğeler vardı. Bunların bir kısmı varlığını halen sürdürmektedir. Örneğin kölelik sistemi, insan kurban etme, işkence, kadın sünneti, kadına şiddet, kadın cinayetleri, tecavüzler, kan davaları, intiharlar, sokak çeteleri, uyuşturucu kullanımı dünden bugüne toplumlardaki sağlıksız belirtilerdir. Ben bu listeye ensesti de eklemek isterim.

HASTALIKLI DÜŞÜNCELER

Bu noktada söz konusu kitabın kapsamı dışına çıkarak toplumları hasta eden birtakım düşünce kalıpları hakkındaki kişisel görüşlerimi dile getireceğim. Psikolojideki bilişsel davranışcı yaklaşım insan zihnindeki birtakım gerçekçi olmayan düşüncelerin ruh sağlımızı bozduğunu gösterdi. Örneğin “Kimse beni sevmez, hiçbir konuda başarılı olamam” benzeri düşünceler gerçekçi değildir, sıkıntı yaratır. Bence bu duruma benzer şekilde toplumlarda yaygın olarak ifade edilen bazı düşünceler de toplumların hastalanmasına yol açabilir. Ülkemiz kültüründe toplumsal hastalıkları davet ettiğine inandığım birkaç sağlıksız cümleyi sıralamak istiyorum.

“Sen çalışma, bırak paran çalışsın.” (Gençliğimden bu yana duyduğum bu cümlenin ülkemizi batıracağına inanmışımdır.)

“Devletin malı deniz, yemeyen domuz.” (Gençken bu cümlenin devamı olarak “… yiyen domuz oğlu domuz” diye düşünürdüm.)

“İş olacağına varır.” (Kaderci anlayışın ifadesi olan bu tür cümleler insanları pasifliğe, duyarsızlığa, öğrenilmiş çaresizliğe iter.)

“Ye üzümü sorma bağını.” (Açık bir ahlaksızlık teklifi olan bu cümle hırsızlığı, yolsuzluğu kurcalamayın anlamı taşımaktadır. Yetmişli yıllardaki bir gazete haberi şöyleydi: Üniversitede okuyan oğlundan uzun süre haber alamayan bir baba Ankara’ya gelip oğlunu bulur. Oğlu okulu bırakmıştır, evinde silahı, çok miktarda da parası vardır, “Baba istediğin kadar para vereyim ama bana soru sorma” der. Adamcağız para almaz, ağlayarak evine döner yani bağını bilmediği üzümü yemez.)

“Evladım hayatta bir şeye baş ol da ne başı olursan ol, isterse soğan başı ol.” (Geleneksel kültürümüzde imece vardır ancak bu cümle imece anlayışına aykırıdır. Ekip olmayı göz ardı etmektedir. “Evladım bir işte bulunduğun pozisyon değil, işini iyi yapıp yapmaman önemlidir” denmeliydi.)

“Kol kırılır yen içinde kalır.” (Bu cümlede kaldığı yurtta, gittiği merdiven altı kursta çocuğuna tecavüz etsinler, ailende ensest olsun, ‘çevreye rezil olmayalım’ diye sessiz kal mantığı vardır. Bu anlayış kötüleri cesaretlendirir.)

Sonuç olarak, yukarıdakilere benzer düşüncelerin toplumlarda ahlaki çöküşe yol açacağını, toplumu hasta edeceğini, hatta bir gün yok edebileceğini söyleyebiliriz.

_________________________

* Edgerton, R. B. (1992). Hasta Toplumlar: İlkel düzen efsanesine bir meydan okuyuş. Çev. H. Turgut. Ankara, Buzdağı Yayınevi.

İlgili Konular: #Üstün Dökmen

Yazarın Son Yazıları

Songül ve Mahmut Telli

Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.

Devamını Oku
05.04.2026
Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026
Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Devamını Oku
15.03.2026
Çocuk çeteleri

Çocuk çeteleri

Devamını Oku
22.02.2026
Balım kız, dalım oğul

Çocukluğun o hışırtılı radyo günlerinde, radyo başından ayrılmayan bir neslin belleğinde iz bırakan bir ses: Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini ve kültürünü destansı bir üslupla anlattığı o unutulmaz radyo konuşmaları, Cumhuriyet’i ve Anadolu’yu selamlıyordu.

Devamını Oku
15.02.2026
Tükenmişlik sendromu

Tükenmişlik sendromu

Devamını Oku
08.02.2026

İlgili Haberler