Barış Terkoğlu

Boğaziçililerin derisiyle kaplı anayasa

04 Şubat 2021 Perşembe

Yalnız tarih meraklılarının gittiği 16. yüzyıl mimarisi müzede, mütevazı bir salon. Paris’in geçmişindeki izlerin arasında, Fransız Devrimi’nin belgeleri de sergileniyor. Tarık Zafer Tunaya; Carnavalet Müzesi’nde geçirdiği o günün devamını, “Gözlerim salonun bir köşesine özenle yerleştirilmiş küçük bir kitaba takıldı” diye anlatıyor. Yaklaştı, baktı. Bu, Fransa’nın ilk yazılı anayasasıydı. 1791 tarihli metnin sunuşu onu dondurdu: “İnsan derisiyle kaplanmıştır”. Hürriyet için ödenen bedeller başka nasıl söylenebilir: “Bu küçücük, rengi sararmış kitap karşısında, hürriyet savaşlarının derinliğini, uzunluğunu, özgürlük denilen şeyin bedava olmadığını, insan bir kere daha anlıyor.

Sahi, anayasa neyle yazılır?

Elbette kalemle değil, zorla. Tüfekler sustuktan sonra, mürekkep hokkasının içindeki kana batıp çıkan süngü, metindeki güç ilişkilerini belirler.

Uçmanın da düşmenin de aynı fizik yasalarına tabi olması gibi... Devrimin de karşıdevrimin de ortak kanunları vardır. Bakmayın “toplumsal uzlaşma sözleşmesi” sanılmasına. Anayasa, güç sahiplerinin sınırlarının belirlendiği anlaşmadır. Güçlerin dayandığı toplumsal sınıflar büyüdükçe, çizgi öteden çekilir. Yurttaşa en çok hakkı veren ise iktidar sahiplerine karşı en kalın çizendir.

KENDİ KENDİNİ YALANLAYAN SÖZLER

Pazartesi akşamı Cumhurbaşkanı, kameraların önünde konuşurken ortada tuhaf bir tablo vardı.

Erdoğan, sorunların kaynağı olarak “darbeciler tarafından yapılan anayasalar”ı gösteriyordu. Aynı anda, Erdoğan’ın “benim adamım” diyerek tek başına belirlediği rektöre karşı, kendi varlıklarını hatırlatan öğrenciler, 40 yıl öncenin darbe günlerindeki gibi, polis copları altında eziliyordu. Asker ya da polis... Haliyle onun sorunu, birilerinin iradesinin postallar altında ezilmesi değildi.

Erdoğan, 12 Eylül Anayasası’ndan şikâyet ediyordu. Oysa hedef aldığı anayasa, 1987 yılından başlayıp bugüne kadar tam 19 kez değiştirilmiş, yasalara 184 farklı müdahalede bulunulmuştu. Üstelik, başkanlık sistemine geçiş dahil, bu 19 değişikliğin tam 12 tanesi, 26 Aralık 2002’den başlayarak kendi iktidarı döneminde olmuştu. Yani kuşun kanadı koparılmış, gagası kesilmiş, tüyleri yolunmuştu. Ama o, halen uçma ihtimalinden şikâyet ediyordu.

Erdoğan, “uzlaşma”dan, “katılım”dan, “mutabakat”tan bahsediyordu. 11 yıl önce “darbecilerle hesaplaşıyoruz” diyerek gerçekleştirdiği, sonra yargıyı FETÖ’ye teslim ettiği “anayasa referandumu” dönemine açıp baktım. O gün gazeteler; “12 Eylül mutabakatı”, “12 Eylül’ün izleri silinecek”, “Ruhunda uzlaştılar” manşetleriyle çıkmıştı.

Uzatmayayım...

Erdoğan’ın bugünüyle ve dünüyle siyasi yaşamı, kendi tariflerini yalanlıyordu.

SINIRSIZ BİR DÜZEN İSTİYOR

Peki, neden? Neden yeni bir anayasa istiyor?

Mesela neoliberal “24 Ocak Kararları”nın dipçikle uygulanması sayılan 12 Eylül’ün kanunlarının yerine, işçi haklarını koymak için mi? “12 Eylülcülerin YÖK’ü”nün yerine üniversiteleri özgürleştirecek kurumlar kurmak için mi? Ya da darbecilerin dümdüz ettiği topluma, örgütlenme hakkını iade etmek için mi?

Elbette hiçbiri!

Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının ardından; destekçilerinin, taraftarlarının başlattığı tartışmalara bakın. “Yeni anayasa yapılması”ndan, seçim düzeninin yeniden tarif edilmesini anlıyorlar. Cumhurbaşkanı için iki dönem sınırını, seçilmek için şart olan “yüzde 50 artı bir” sınırını, Erdoğan’ın ittifaklarının önündeki baraj sınırını, Cumhurbaşkanlığı yemin metnindeki tarafsızlık sınırını, şeklen de olsa hükümeti denetleyen Anayasa Mahkemesi’nin sınırını konuşuyorlar.

Kısacası istenen “darbe anayasasının izlerini silmek” değil, Erdoğan’ın iktidarının geleceğindeki mayınları temizlemek. Bugünkü iktidar için daha sınırsız bir düzen kurmak.

YENİ MEŞRUİYET ARAYIŞI

Öte yandan...

12 Eylülcülerin yargılanması gündeme geldiğinde, savunmalarını özetle şöyle kurmuşlardı: Bu anayasayı biz yaptık, bizim anayasamızla bizi yargılayamazsınız! Elbette haksızlar ama saçmalamıyorlar. Her anayasa, kurucu iradenin meşruiyet zeminini yeniden tarif eder. 19 yıllık iktidarındaki eylemleri tartışılan siyasi iktidar, yeni anayasayla kendisi için “büyük sıfırlama”, resmi “yeniden başlatma” yaratacak taze bir meşruiyet temeli istiyor.

AKP-MHP ittifakının vekil sayısı toplamı, ne Meclis’te anayasa yapmaya (400) ne de referanduma taşımaya (360) yetmediğine göre; belli ki muhalefetin bir bölümüne de bu zemine alçı olması teklif edilecek. Burada da hangi muhalif partiye, ne karşılığında ne teklif edileceği, önümüzdeki dönem siyasetini de belirleyecek.

YENİ ANAYASANIN MÜREKKEBİ

Peki, Boğaziçililer?

Başladığımız yere geri dönüyoruz. Öyle görünüyor ki siyasi iktidar, anayasa hokkasına girip çıkacak süngüyü Boğaziçili öğrencilerin direnişiyle bileyliyor.

İlçe başkanlığına yeter vermediği üyesini, nitelikli bir üniversitenin başına koyarak; bu kavgayı bile isteye başlatan kendisi. Öğrencilere yönelik muhafazakâr öfkeyi büyütecek sembolleri bulup toplumun önüne getiren kendisi. Başkalarının cinsel yönelimleriyle kendi tercihlerini tanımlayan; bunu aşağılamaya, küfre dönüştüren kendisi. Kamunun polisiyle, kamu üniversitesindeki öğrenciyi karşı karşıya getiren kendisi.

Her tanım karşısındakinin varoluşuyla maluldür. Öyle anlaşılıyor ki Erdoğan; Oğuzhan Asiltürk ya da Nedim Urhan ziyaretleriyle başlayan, eski arkadaşlarını “yeniden saflara çağıran” konuşmasıyla süren, pazartesi gecesi “ortağımızla uzlaşırsak” sözleriyle ilerleyen yeni bir zemin arayışında. Karşıtını tanımladıkça kendisini de tarif ediyor. Boğaziçililere yönelik söylem ile hem tabanını hem ittifaklarını tahkim ediyor. Öte yandan öğrencilerin başına inen coplar, kafalarından akan kan, yeni anayasanın kalemi ve mürekkebi oluyor. Elbette muhalefetin bir bölümünün rızası için de beldeki silah görünür kılınıyor.

İktidarın sınırı varsa anayasa vardır. Fren patlayınca, çizgiler silinince, yok olur. Belki yapılır, belki yapılamaz. Kesin olan; Türkiye daha da anayasasızlaşmaya, anayasa tartışmasıyla gidiyor.

Unutmayın...

Etin, tırnağın, saçın derisi var; ne mutlu ki hürriyetle beslenen insan ruhunun derisi yok!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları