Nutuk’ta Atatürk Ermenilerle Savaşı anlatıyor - 2

30 Nisan 2021 Cuma

Sevgili okurlarım, İstiklal Savaşımız, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı, işgal edilmiş Osmanlı toprakları üzerinde ve üstelik de yenilmiş orduların kalıntıları ile devam eden bir savaştır.

Böyle bir savaşın sonunda kazanılan zafer de gerçekten “mucizevi” niteliktedir:

Çünkü, galip devletlere ilaveten, Batı’dan Yunan, Doğudan Ermeni, içeriden Halife Orduları ve isyanlar da Kuvayı Milliye’ye karşı savaşmaktadırlar.

***

Dünkü yazım üzerine, “Tehcir 1915’te oldu, sen 1920’den bahsediyorsun” eleştirileri yapıldı.

O nedenle, dönemin bir “Savaş dönemi” olduğunu ve “İstiklal Savaşı”, “Dünya Savaşı”nın devamı olduğundan, Ermeni olaylarının da o tarihteki koşullar yani savaş koşulları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini anımsamalı ve Büyük Millet Meclisi ordularıyla, Ermenistan orduları arasında savaşlar yapıldığını da bilmeliyiz.

Ayrıca Rus ve Ermeni ordularının Doğu’daki işgalleri sırasında Ermenilerin yaptıkları zulmün de bu “mukatale” (karşılıklı katliam) olayları açısından çok önemli bir rol oynadığını göz ardı edemeyiz.

Evet, şimdi söz yine Atatürk’te...

Bu bölümde içeriden gelen bir ihanet olayını da anlatıyor.

***

Efendiler, bu hoşa gitmeyen bilgilere ilişkin Doğu Cephesinin raporunu okurken, Ermenilerin saldırı günü olan 24 Eylül’de yazılmış Celâlettin Arif Bey’in de bildiğiniz ültimatomunu alıyordum.

Ermeniler püskürtüldüler. Ordumuz 28 Eylül sabahı ileri harekete geçti.

Aynı günde Erzurum’un elli imzası da Ankara’ya taarruza geçiyor. Ne kötü tesadüf!.. Sanki bu efendiler, (Celâlettin Arif Bey ve destekçilerini kastediyor. e.k.) Ermenilerle aleyhimizde harekete sözleşmiş gibi!..

Ordu, 29 Eylül’de Sarıkamış’a girdi. 30 Eylül’de Merdenek alındı. Fakat, bazı nedenler ve düşünceler dolayısıyla 28 Ekim 1920 tarihine kadar, bir ay Sarıkamış-Lâloğlu hattında kaldı.

Bu nedenlerden birinin de Erzurum’da bulunan Celâlettin Arif Bey ve arkadaşlarının yarattıkları durum olduğunu tahmin edersiniz. Gerçekten, Kâzım Karabekir Paşa’nın 29 Eylül 1920 tarihinde Sarıkamış’tan çekilen telgrafında “30 Eylül’de cepheyi gezip saptamalarda bulunduktan sonra Erzurum’a giderek orada ortaya çıkan sorunun çözüleceği bildirilir” deniliyordu.

Kâzım Karabekir Paşa, 30 Eylül 1920 tarihinde, Sarıkamış’tan Celâlettin Arif Bey’e de yazdığı bir şifrede, “Erzurum halkı adına kırk elli imza ile çekilen açık telgraf, dış düşmanların milyonlar harcayarak sağlayamayacağı bir belgedir.

Olayın kendisinden daha önemli ve tehlikeli olan bu açık telgrafın dış düşmanın tehlike ve tehdidinden daha yıkıcı ve vahim sonuçlarını, cephedeki durumdan daha önemli gördüğümden, yarın Erzurum’a geleceğimi bilgilerinize sunarım” diyordu.

Celâlettin Arif Bey, 5/6 Ekim 1920 tarihli telgrafıyla, özellikle de “yurtsever ordu içinde değerli ve halkın güvenini kazanmış pek çok subay ve üstsubay bulunduğundan, suiistimal yakınmaları ordunun direniş kuvvetini ve disiplini etkileyecek kadar büyümemiştir” bilgisini veriyordu.

ORDULARIMIZIN ÜSTSUBAY VE SUBAYLARI HAKKINDA BİLİNEN BİR GERÇEK

Senelerce yurdun çeşitli savaş sahnelerinde komuta ettiğim ordularımızın üstsubay ve subayları hakkında zaten bildiğim bir gerçeği yüz sekseninci kez olsa da duymaktan elbette çok memnun olmuştum.

Efendiler, savaş alanında emir bekleyen Doğu Ordumuz, 28 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı. Düşman, direnmeden Kars’ı boşalttı. 30 Ekim’de Kars’ı aldık.. 7 Kasım tarihinde kıtalarımız, Arpaçayı’na kadar olan bölgeyi ve Gümrü’yü ele geçirdi.

Ermeniler, 6 Kasım’da ateşkes ve barış için başvurmuşlardı. Biz de ateşkes maddelerini, Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla 8 Kasım’da Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasım’da başlayan barış görüşmeleri 2 Aralık’ta bitti ve 2/3 Aralık gecesi Gümrü Antlaşması imza edildi.

MİLLİ HÜKÜMETİN YAPTIĞI İLK ANTLAŞMA: GÜMRÜ ANTLAŞMASI

Efendiler, Gümrü Antlaşması milli hükümetin yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma ile düşmanlarımızın hayaliyle kendisine ta Harşit Vadisi’ne kadar olan Türk ülkeleri armağan edilmiş olan Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 Seferi’yle kaybetmiş olduğu yerleri bize, milli hükümete bırakarak iddia dışına çıkarmıştır. Doğuda, durumlarda önemli değişiklik olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra imzalanan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmaları geçmiştir.

***

Sevgili okurlarım, zaten Demokratik Rejimin en büyük düşmanlarından olan şoven milliyetçiliğin (Tuğrul Türkeş’in deyimiyle “azgın milliyetçiliğin”) Diyaspora’nın milliyetçilik bilincini canlı tutmak için tarihin saptırılmasında da “Soykırım” (Genosid) iddialarının temeli yapılması ve tarihsel gerçekleri anlatmaya çalışanların, Holokost’u inkâr edenler için kullanılan “inkârcılıkla” veya “aşırı milliyetçilikle” suçlanması hüzün vericidir.

Her tarihsel trajedi, yaşanan dönemin koşulları içinde değerlendirilmeli, günlük iç ya da dış siyasete alet edilmemeli; hele hele nefret söylemi için asla kullanılmamalıdır!




Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yargıda geçen hafta 20 Haziran 2021