Kel başa şimşir tarak: Yeni anayasa

07 Şubat 2021 Pazar

Yüksek politikadan hiç anlamam ama 3 darbe yaşamış bir dinozor olduğumdan durup dururken acayip sorular sorarım. Şimdi de öyle yapıyorum: Sevgili arkadaşlarım, bu yeni anayasa yapma fikri kimden çıktı? Yüksek politika bilmiyorsam da arada takip ederim, efendim bu muhteşem fikir önce iktidarın ortaklarından birinin başı altından çıktı. Bu kişi, MHP’nin değişmez başkanı, derin devletin sevgili kulu Devlet Bahçeli. Bu fikri ortaya atan adam, üç gün önce Boğaziçi öğrencileri için şöyle dedi: “Sırtlarını ajanlara ve karanlık çevrelere dayamış olanlar evlat değil, başı ezilmesi gereken zehirli yılanlardır.” Şimdi binlerce annebabanın evlatlarına “başları ezilmesi gereken zehirli yılanlar” benzetmesi yapan birinin ortaya attığı yeni anayasa yapma fikri, tüm partiler tarafından, bırakın partileri milyonlarca yurttaş tarafından nasıl benimsenebilir? Dinozor olduğum için hafızam kuvvetlidir, aşağıda paylaştığım afişin resmi kırk yıldır milliyetçilerin ve dincilerin hiç değişmediğinin, aksine giderek azgınlaştığının ispatıdır.

HDP’nin üst düzey yöneticilerinin yeni anayasa fikrine sıcak baktıklarını görünce tepem iyice attı. Kısaca şöyle diyorlar: “Partiler bir araya gelsinler, samimiyetle demokratik bir anayasa yapalım.” Eh yani bu ülkenin İçişleri Bakanı bakın neler söylüyor: “Bizim geçmişimizde LGBTİ+ gibi şeyler var mıdır, var da biz mi bilmiyoruz? Bunları Türkiye’yi parçalamak için dış güçler destekliyor. Bu toprakların en büyük gücü İslamdır.” Önce İçişleri Bakanımıza bir yanıt vereyim: Padişahların başucu kitabı Bahname’yi okuması yeter. Şimdi böyle bir İçişleri Bakanı’nın olduğu bir yerde demokratik, eşitlikçi bir anayasa yapılabilir mi? Ben mi fazla şüpheciyim? 21 Mart’ta 2013 yılında Diyarbakır’da Nevruz kutlaması vardı ve devletin izniyle Abdullah Öcalan’ın bildirisi okunacaktı. Oradaydım, bir milyona yakın insan güneşli bir günde nevruz alanında toplanmışlardı. Beni Abdullah Öcalan bildirisinden çok, insanlar etkilemişti. Röportaj yaptığım bir kadın; eşi dağda yeni ölmüştü, iki çocukla birlikte kayınbabasında kalıyordu ve umutluydu, çocuklarının geleceğinden umutluydu. Bir başka yaşlı adam; torunu tarladayken seken bir kurşunla ölmüştü ve bana şöyle seslenmişti: “Bağışlamayı hep birlikte öğreneceğiz.

Nevruzun ertesinde Güneydoğu değişmeye başladı, yurtdışındaki insanlar topraklarına geri dönüp üretime geçti, türkü barlarda Kürtçe, Türkçe türküler söylendi ve sonra birileri özerk bölgeler ilan etti. Devlet ne yaptı, uyduruk hendekleri bahane ederek Cizre’de, Diyarbakır Sur’da, Silopi’de onlarca genci öldürdü. Yaşlıları da! Yeni anayasayı bu iktidar mı yapacak, yapmayın!

Bakın bu iktidar apartman tepelerine keskin nişancı yerleştirmesini fazlasıyla sever. Ben onları ilk kez Silopi’de bir apartmanın tepesinde görmüştüm, tanınmamak için şemsiyeyle dolaşan yol göstericimiz: “O keskin nişancı var ya şimdi senin elindeki kuş dövmesini bile görüyor.” Gerçekten korkmuştum, şimdi bu keskin nişancıları Boğaziçi Üniversitesi’nin yakınlarındaki apartmanların tepesine yerleştirdiler. O keskin nişancılar tek bir emirle gencecik çocukları öldürebilirler. Tıpkı Cizre’de yaptıkları gibi. Şimdi bu iktidar mı demokratik, eşitlikçi bir anayasa yapacak?

Ben uzun zamandır kendimi kandırmaktan vazgeçtim. Tamam, başımızı aşağı eğmeyeceğiz ama kuru umut da karın doyurmuyor. Elbette bu yüzyılda ülkemize demokratik, eşitlikçi, kurumlara saygılı bir anayasa yakışır. Bu yatak odamıza, yediğimiz içtiğimize karışan tek adamlığın bitmesi, Meclis’in yeniden işlev kazanması, hukuk kurallarının işlemesi anlamına gelir ki ben bu iktidarın böyle bir anayasaya asla izin vermeyeceğini düşünüyorum.

Ben mi ne diyorum? Edip Cansever imdadıma yetişiyor: “Dağılmış pazaryerlerine benziyor şimdi istasyonlar/Ve dağılmış pazaryerlerine memleket” ve insanlar çürük de olsa çocuklarına elma yedirmek için tezgâhların altında canlarını dişlerine takıp çürük elmaları toplamaya çalışıyor..


Yazarın Son Yazıları