Faşizm, Neo-Faşizm ve Okurlar

26 Nisan 2011 Salı

Avrupada Hortlayan Faşizm Dalgasıyazılarıma okurlardan farklı tepkiler aldım

\r\n

Acaroğlu; Bir yönetimin faşistsayılabilmesi için tek partiegemenliği şarttıritirazını getirmiş

\r\n

Unutmayın, globalizme direnmenin hatta savaşmanın tek yolu ulus devletolmaktırdiyen Acaroğlu ekliyor:

\r\n

Ulus devleti sağlamanın yolu da toplumun tek bir ulusal kimlik altında toplanmasıdır. Bu kimliği benimsemeyenler tabii ki dışlanacaktır…”

\r\n

Yani globalizmbelasına karşı ulus devletipekiştirmenin yolu, Çingeneleri -misal!- derdest edip trenlere bindirmek ve geldikleri yere -hukuk ve insan haklarına aykırı biçimde- postalamak ise, başımızı öte yana mı çevirelim?

\r\n

Buna ancak el insaf diyebilirim!

\r\n

Ulus devletinkaldı ki, globalizmedirenebileceği/savaşabileceği teması başlı başına ayrı tartışma konusu, ki o fasla burada girmeyeceğim

\r\n

Faşizmin” “tek parti egemenliğiile tanımlanmasına gelince

\r\n

Kuşkusuz bu, ’30’lu yıllar faşizmleriiçin böyleydi.

\r\n

Aradan bir asır geçti.

\r\n

2000’lerinfaşizm dalgası”, elbette bir asır öncesinin kopyası değil.

\r\n

Ortadoğuda bile meşruiyetini yitiren tek parti sistemlerinin”, Avrupanın orta göbeğinde bugün artık kabul görmesine imkân yok.

\r\n

Ama bu, faşizmin özündeki belli unsurların yeniden hortlaması ve su üstüne çıkmasını engellemiyor.

\r\n

Günah keçisi yaratılarak, kamuoyu manipülasyonunda korku unsurununsistemli biçimde kullanılması örneğin

\r\n

Avrupa bir yandan dünyanın en köklü ve gelişmiş uygarlığı olmakla övünüyor; bir yandan gariban Çingeneden korkuyor. Bunda mantıklı yan var mı?

\r\n

Böyle mantık dışı öğelerin abartılması;faşizan kabarmanınçok tipik olan bir başka özelliği

\r\n

Ulusal güvenlik gerekçelerinin (bknz. terörargümanı) sürekli öne çıkartılması, insan haklarının çiğnenmesi, aydınların küçümsenmesi, medyanın doğrudan/dolaylı denetimi, dinin araçsallaştırılmasıfaşizmlerinortak olan diğer yanları

\r\n

Bugün Avrupanın çeşitli ülkelerinde tüm bu öğelerin rahatlıkla devreye sokulabildiğini görüyoruz

\r\n

Avrupa’dan yazanlar gözüyle: ’30’lardan farksız!’

\r\n

İskandinavyadan yazan Abdullah Tuncel bir önceki okurumuzun aksine, tam tersi yönde bir itiraz getiriyor.

\r\n

Tuncel, Avrupadaki havayı anlatan kavramın karşılığının tam da faşizmolduğunu belirterek faşizmyerine (Macaristan için başvurduğum) neo-faşizmtabirinin kullanımına karşı çıkıyor.

\r\n

20 yıldır İskandinavyada yaşıyorumdiyor Abdullah Tuncel; 15 yıl önce Avrupa kafa yapısı olarak 1930ları yaşamaya başlıyor!yorumunu yaptığımda, pek çok kişi -eşim de içlerinde- beni gereksiz bir paranoya içinde olmakla suçlamışlardı.

\r\n

Oysa ki Avrupanın -ve özellikle sokaktaki adamın- geldiği düzey(!), işte tam da 1930lar kafasının düzeyidir. Bu iletiyi yollamaktaki amacımNEO-FAŞİZM deyimine değinmek... O kadar Avrupalı ki bu deyim! Zaten AVRUPANIN KENDİSİNİN YARATTIĞI BİR DEYİM BU!..

\r\n

Neden neo-faşizm? Bu faşizmin neresi NEO oluyor ki?

\r\n

NEO sözcüğü, içinde olumlu bir mesaj taşıyan, bir siyasi çizginin, ekonomik çizginin... vb. sanki gelişmiş, yenilenmiş, daha iyi olmuş biçimini tanımlıyor -diye düşünüyorum-. Oysa ki Avrupada hortlayan faşizmde Neo olan hiçbir şey yok.

\r\n

Bu faşizm,1930lardan bu yana iyi bildiğimiz faşizm. Farklar niteliksel değil niceliksel: 1930larda hedef komünistler, Yahudiler, fiziksel özürlüler, homoseksüeller... vb. idi. Bugünün faşizmindeki hedeflere göçmenler, Ortadoğulular, Güney Asyalılar ve Romanlar eklendi.

\r\n

Faşizm, yapısı gereği, değişmesi / gelişmesi olanak dışı olan bir kâbus olduğu için, bu faşizmin bugünkü hortlamış biçimine Neo demek, şu anda yükselmekte olan faşizmin ekmeğine yağ sürüyor ve ben bu rezaleti İsveçte ve Danimarkada yaşıyorum. Tatlısu aydınlarının TVlerde boy göstererek bu konuda demokratik hakları savunmaları var ya, beni duvarlara tırmandırıyor. Lütfen şu neo sözcüğü üzerine biraz düşünür müsünüz?

\r\n

Neo-faşistifadesini bazı yerlerde yeğlememin nedeni; alıntıladığım ilk mektupta değinilen (tek parti yönetimi misali) şablonlaşmışçağrışımlara yol vermemek

\r\n

Klasik demokrasilerden sapan yeni sistemler için postmodern faşizm”, “soft faşizm”, “medyatik faşizm”, (özellikle Berlusconi bağlamında) güleryüzlü faşizmgibi deyimler de kullanılıyor

\r\n

Seç beğen al

\r\n

Gerçek şu ki Avrupanın yaygın demokrasi kirlenmesini tarif eden yerleşmiş bir terminoloji henüz ortaya konmadı. Ama bu, Eski Kıtanın ağır demokrasi bunalımını ortadan kaldırmıyor.

\r\n

Berlinden yazan Mehmet Canbeyli problemin yalnız demokrasilerde değil, insanların kafasında olduğunu söylüyor:

\r\n

İki yıldır Berlinde yaşıyorumdiyor M. Canbeyli; 12 yıldır tanıdığım, 10 yıl boyunca da Türkiyede yaşamış, Boğaziçinde dersler vermiş, Türkiyeyi çok seven bir Alman arkadaşımdan, Sarrazinvari tezler dinleyince şok oldum. Benim gibi okumaya gelen eğitimli, paralı insanlara Almanyanın kapıları açıkmış. Sorun, işsizlik parasıyla geçinen, kadını eve kapatan, eğitimsiz, çok çocuklu, uyumsuz insanlar da imiş... Başörtüsü de atom santralları gibi kapının önüne konmalıymış vs...

\r\n

Yani faşizm dalgası sadece siyasette değil, çoktan evlere girdi.

\r\n

Faşizm dalgasını”, Avrupadan yazan okurlarımız çok daha doğrudan ve isabetli izliyor.

\r\n

 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020