Kadın cinayetleri algısı! - Erendiz ATASÜ
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kadın cinayetleri algısı! - Erendiz ATASÜ

28.01.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Epeydir iki şey dikkatimi çekiyor: İlki dili de kapsayan genel bir özensizlik, ikincisi yanlış kullanılan bir sözcüğü herkesin düzeltmeden, sanki büyülenmiş gibi tekrarlayıp durması. Mesela, “algı” sözcüğü. Bakınız, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde, “algı” nasıl tanımlanmış: “Bir duyumdan edinilen yalın bilinç.” Yani “duyu” organlarınızla dışınızdaki dünyadan bir “duyum” alacaksınız, örneğin kulağınızla bir ses ya da bir söz ya da sözler işiteceksiniz ve bu işittiğinize dair beyninizde saf bir kavrayış belirecek ki işte “algı” dediğimiz şey, bu kavrayış! Yani her ferdin beyninde cereyan eden bir olay. 

BÜYÜK YANILGI

“Saf” diyorum çünkü üzerinde düşünülmeden oluşan bir kavrayış bu; bir tür zihinsel hammadde. Yani kimse bir diğerinin beyninin içine girip orada zihinsel bir olay yaratamaz, diğerine halüsinasyon yapıcı herhangi bir şey enjekte etmedikçe! “Algı yaratmak” derken kastedilen, gerçeklikte var olmayan bir görüntü yaratmaktır, sanıyorum, yani moda deyişle “imaj” yaratmak! Bunlar çok mu önemli? Evet. Çünkü dil ile düşünce ve aklın çalışması arasında çok güçlü bağlantılar var. Konfüçyüs ne demiş? “Bir ülkede kargaşa yaratmak istiyorsan, önce lisanı boz!” 

Geçenlerde çok sayın bir hukukçu bay, “Sadece Türkiye’de, kadın cinayetleri işleniyormuş algısı yaratılmak isteniyor!” dedi. İyi niyetinden kuşkulanmamız için neden olmayan bu hukukçu büyüğümüz yanılıyor. Kimse “Dünya yüzünde sadece Türkiye denen ülkede, kadın cinayetleri işleniyor” imajı yaratmıyor, yaratmak da istemiyor. Ne böyle bir söz söylendi ne böyle bir cümle yazıldı! Bütün dünya, başta Dünya Sağlık Örgütü, bas bas bağırıyor, pandemi döneminde “femisid” yani kadın cinayetleri arttı, diye. Ülkemizdeki ilgili birimlerin ilgili kişileri, bu saptamaları işitmediler, okumadılar mı? Ortada böyle bir imaj yokken, acaba kimi beyinler niçin yanlış algılar üretiyorlar? Türkiye’de feministlerin, kadın hakları savunucularının söylediği, yurdumuzda pandeminin çok öncesinden beri kadın cinayetlerinin ürkütücü bir ivmeyle artmakta olduğudur.

FEMİSİD NEDİR?

Öncelikle “femisid” nedir, anımsayalım. Bir kadının, yakını bir erkek -koca, sevgili ya da eski koca, eski sevgili- ya da ailesinin bir ferdi tarafından toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili bir sebep ileri sürülerek katledilmesidir. Geleneğin ifadesi olarak kadına biçilen toplumsal rol benim “dört S kuralı” diye tanımladığım durumdur: Geleneğe göre, kadın sessiz, silik, sadık ve sabırlı olmalıdır; daha net bir tanımla, her alanda erkeğe -koca veya aile reisi olarak baba ya da ağabey, daha serbest ortamlarda “dost”- bağımlı olmalıdır. Bu kölece yaşam, kadına tanınan fiziksel ve ruhsal hareket alanı, zamana ve zemine göre bazen genişleyip bazen daralabilir. Çağdaş hukuk, kadını bir alt insan, bir köle olarak değil, özgür bir yurttaş olarak tanımladığı için gelenekle, töre ile -ister dinsel ya da din dışı olsun bir gelenek ya da töre- taban tabana zıt düşer. Birey olarak ya birinden yanayızdır ya öbüründen. 

DİLİN ÖNEMİ

Pandemide femisid dünyada niçin arttı? Sosyal ilişkileri, ekonomik imkânları kısıtlanmış, dar ev içlerine hapsolmuş aile bireyleri arasında sürtüşmeler hızlandığı için. Türkiye’de yirmi yıldır ve özellikle 2011’den sonra görülen artışın sebebinin iki yaşındaki pandemi olmadığı açıktır. O zaman sebep nedir? Son on yılda hayatımızda neler değişmiştir? Kadınların yaşama alanlarının daralmasını onaylayan bir tutum içine girmiştir toplum. Çağdaş hukuk ilkelerinden uzaklaşmış, geleneğin ve törenin doğum yeri olan ilkel toplumların anlayışına yönelmiştir. Acaba niçin?

Olmayan imajların sonucu oluşan yanlış algılar, kişileri gerçeği algılamaktan alı koyar! İşte o nedenle, dil önemlidir, sözcükler önemlidir. İlgili resmi birimlerin ilgili kişileri, olmayan imajlara dair yanlış algılar türetecekleri yerde, toplumumuzdaki ilkelliğe yönelişi incelemeli değiller midir? İşe, somut hayatın içinde serpilmiş Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na bildirilen kadın cinayetlerinin sayısıyla resmi kurum ve kişilerin kâğıt üstünde ifade ettiği femisid sayısı arasındaki farkı soruşturmakla başlayabilirler. Resmi rakamlar gerçek rakamlardan niçin hatırı sayılır bir farkla daha küçüktür?

ERENDİZ ATASÜ

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026