Cumhuriyet bir iddia idi. “Yapabiliriz” iddiası. 92 yıl önce bu iddia ile kurulmuştu. Devrimler bu iddia ile yapılmıştı. Türkiye aydınlanmanın ilk ışığını bu iddia sayesinde yakabildi.. Müfit Akyos anlatıyor: Refraktör kazanlarının üretildiği Sümerbank’ın mühendisleri “Biz bir teknolojiyi ya da ürünü bir kez ithal ederiz. Sonrasını kendimiz yaparız” iddiasındaydı.
Peki, bugün? 21. yüzyıl Türkiyesi’nde bizim sanayileşmede herhangi bir iddiamız var mı? Ya da bırakın iddiayı herhangi bir hayalimiz var mı?
Yok ne yazık ki...
Bir ülkenin entelektüel birikimi o ülkenin geleceği için bir güvencedir. Bunun bilincinde olan ülkeler bu birikimden yararlanmanın yollarını ararlar... Peki, ya Türkiye’de?
O da yok ne yazık ki?
2 gündür Ankara’da Prof. Bilsay Kuruç önderliğinde 4 yıldan beri gerçekleştirilen 21. yüzyıl için Planlama Kurultayı’ndayız. Ciddi bir beyin fırtınası, müthiş bir entelektüel paylaşım. Kim yararlanıyor? Bu ülkenin vizyonunu (eğer varsa) oluşturan, politikalarını belirleyen kurumları, yöneticileri mi? Hayır tabii ki. Oranın gündemi farklı. Prof. Dr. Korkut Boratav Hoca’nın dediği gibi “Siyasi İslamın kültürel Müslümanlığı yok etme mücadelesi. Ve temel hedefi laiklik”.
Hoca ekliyor: “Sadece ideolojik mücadele değil bu, sınıfsal gündemi de olabilir”.
İnsanların dönem dönem düzene muhalefet ettiğini biliyoruz. Tekel hareketi örneğin. Tekel işçileri arasında hayli dindar da vardı. Ancak Kültürel Müslümanlık ile düzen karşıtı hareket arasında asla bir uyuşmazlık olmadı. Şimdi iktidar bundan da rahatsız. Kendi İslamcı ideolojisini halk sınıflarının bu tür düzen karşıtı akımlara savrulmasını önleme gayreti içinde. İşçi hareketini etkisizleştirmek için İslamı kullanıyor. Eğitimden kültüre kadar her alanda. Hal böyle olunca bilim ve aydınlanma yerine Ortadoğulaşıyoruz. Bu kadar basit.
Bilim ve teknoloji birbirine tutunarak gelişen iki alan. Bugün Türkiye aşamadığı bir orta teknoloji tuzağı içinde. Ancak öte yandan hayatımızı tamamen değiştiren bir olgu teknoloji. Çünkü kullandığımız her şeyde teknoloji var. Ortadoğulaştığımız toplumsal yapımız teknolojiyi üretmek yerine teknolojiyi tüketen, onu kullanmakla övünen bir yapı.
Dolayısıyla “Bilim nedir? Bilim yapan insan nasıldır? Bilim için ortam nasıl yaratılır?” gibi kurultayda masaya yatırılan bu ve benzeri sorular da içinde bulunduğumuz ortamda hayli lüks kaçıyor.
Ama kaçamayacağımız bir gerçek var. O da günümüz teknolojisinin kaynağının bilimsel bilgi olduğu. Çağı yakalayabilmenin eşiği de bu. Beylik sözler dolaşıp duruyor etrafta, üreten ekonomi olmak zorundayız gibi, yenilikçilik, inovasyon gibi... Ar-Ge’ye ayrılan payı artırmakla övünüyoruz; tamam iyi de o para doğru kullanılıyor mu? Teknoloji ve bilimde yetkinlik kazanmak bir kültür meselesi. Ve de bir ulusal politika meselesi. Aykut Göker, Müfit Akyos, Metin Durgut bu konunun duayeni isimler... Göker ABD’de 40 federal Ar-Ge merkezi olduğunu ve buna devasa kaynakların aktarıldığını söyledi, Akyos Avrupa Birliği’nin yeni politikası olan Akıllı Uzmanlaşmayı anlattı.
Hadi onları anladık, peki ya İran’a ne demeli? Ben de nacizane, İran örneğini verdim; bilgi yaratılmasının jeopolitik değişimlerini ölçen Kanada merkezli Science Metrix verilerine göre, İran’da teknoloji gelişiminin 11 misli arttığını, daha çok nükleer kimya, partikül fiziği, tıp ve tarımda yoğunlaştıklarını anlattım. Ve ABD’li bir profesörün bana anlattıklarını aktardım: İran önemli bir kültür; tüm olumsuzluklara karşın kültür altyapısı korundu ve bunun da ötesinde gelecek nesillerini düşünen bir ülke...
Konuyu sürdüreceğiz...
21. yüzyılı planlamak mı? Türkiye mi?
Yazarın Son Yazıları
Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”
Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...