9 günlük bayram tatili başlamadan bir gün önce buluştuk Ercan Bey ile... 20 milyon nüfuslu İstanbul, ağır yükünü sırtından atmaya yeni hazırlanıyordu. Sabahın erken saatlerinde Boğaz’ın Avrupa kıyısında sakin bir köşede oturduk. Prof. Esen Ercan Alp, Orhan Bursalı ve ben... Konu ‘kuantum’du. Prof. Alp, kuantum teknolojisi üzerine çalışmalar yapan bir bilim insanı. Uzun yıllardan beri ABD’de Argonne Ulusal Laboratuvarları’nda görev yapıyor. Diyarbakır’da doğmuş; ODTÜ Mühendislik Fakültesi’ni bitirmiş. Yüksek lisans ve doktora çalışmaları sırasında ilgi alanını değiştirerek deneysel katı hal fiziğine yönelmiş. 1984’te girdiği Argonne Ulusal Laboratuvarı’nda dünyadaki en gelişmiş x-ışını kaynağı olan Advanced Photon Source’da yüksek çözünürlüklü x- ışınları üzerine araştırmalar yapıyor. 1999’da Chicago Üniversitesi’nce verilen yılın bilim adamı ödülünü kazandı. Kanada, Almanya, Japonya, Çin ve Ürdün’deki sinkrotron merkezlerinde, ABD Enerji Bakanlığı, NSF, NIH gibi kurumlara hakem ve danışman olarak katkıda bulundu. Kuantum konusunu Türkiye’de kamuoyunun gündemine getirmek ve farkındalık yaratılmasına katkıda bulunmak istediği için Herkese Bilim Teknoloji dergisi ile temasa geçti ve bu konuda ABD başka olmak üzere dünyada neler yapıldığını özetleyen bir yazı kaleme aldı. Biz de hazır kendisi İstanbul’da iken biraz daha derine inelim dedik. Ama önce küçük bir bilgi...
Kuantum teorisi fikirsel ve teknolojik olarak 21. yüzyıla tamamen damgasını vuruyor. Günümüzde kullanılan yarı-iletken teknolojisine dayalı entegre devreler, bilgisayarlar, fiber optik iletişim hatları, LED teknolojisine dayalı cihazlar, modern tıbbi cihazlar, GPS ve akıllı telefonların tamamı kuantum fiziğinin sağladığı teorik çerçeve içinde çalışıyor. Ama işin dahası da var. ABD, Çin ve Avrupa Birliği başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde başlatılan ve yeni bir devrim olarak görülen yeni kuantum teknolojisi, kuantum bilişim, kuantum kriptolojisi ve kuantum bilgisayarlarını kapsayan çalışmalar, araştırmalar, oluşturulan ağlar..
Türkiye kuantum teknolojisinin halihazırda kullanıcısı, peki üreticisi olabilecek mi? Dr. Esen Ercan Alp ile sohbetimizde “Eğer kuantum devrimini 100 kilometrelik bir yol olarak tarif edecek olursak Türkiye henüz birinci kilometrede” diyor. Aslında Avrupa Birliği’nin başlattığı Kuantum Bilişim Takımı’nın içinde Türkiye de var. Hatta Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Zafer Gedik TÜBİTAK tarafından takımın Türkiye temsilcisi olarak görevlendirilmiş durumda ve Gedik teorik düzeyde son derece yetkin bir isim. Ancak Türkiye’de çalışmalar şimdilik akademik ve kuramsal olarak yürütülüyor.
Örneğin TÜBİTAK neden Prof. Gedik ve ekibine “Gelin ve 2 Qbit’lik bir kuantum bilgisayarı kur demiyor”. Türkiye güya 2008 yılından beri “elektron ve proton hızlandırıcı merkezi” kuracak. Neden bir türlü ilerlemiyor? Bu arada Prof. Alp’in aynı zamanda Türk Hızlandırıcı Merkezi Uluslararası Bilimsel Danışma Komitesi’nin de içinde olduğunu belirtelim.
Yığınla bahane ileri sürebilirsiniz. Örneğin “Türkiye krizlerle boğuşan bir ülke” diye bir savunmaya geçebilirsiniz ama İran ve Brezilya da farklı değil ki. İran geçen ay “kuantum bilişim teknolojisini geliştiren ilk İslam ülkesi olduğunu” açıkladı. Yine İran, Çin’in ardından kuantum şifreleme sistemini kurduğunu açıkladı. Brezilya’da da çalışmalar son sürat ilerliyor.
Türkiye’de her ne kadar süratle ülkeyi terk eden bir beyin göçü olsa da hâlâ son derece yetkin insanlar var. Sorun burada da değil. Sorun bunun yaşamsal öneme sahip bir konu olarak benimsenmemesinde. Sorun ilgili kurumların yetkin, iş bitirici kişilerle donatılmamasında; liyakatın yerini ahbap çavuş ilişkilerinin almasında. Sorun “mış gibi yapma...” alışkanlığının tüm hücrelerimize sızmış ve iyice yerleşmiş olmasında... Sorun sanayinin bunun farkında olma ve talep etme becerisinde...
ABD ile gerilen ilişkiler biliyorsunuz karşılıklı ambargolara, kotalara ve yüksek vergilere yansıdı. Türkiye yıllardır dışa bağımlılığını azaltma yerine artırmasının bedelini pahalı ödeyecek. Kuantum bilişimi es geçerse bu bedel çok daha ağırlaşacak...
Türkiye... Kriz... Kuantum...
Yazarın Son Yazıları
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?
AKP’nin elinde 2 torba: Biri Gezi, diğeri ‘terör’