Öztin Akgüç

Hesap verme zorunluluğu

03 Temmuz 2019 Çarşamba

Hesap verme; karar, faaliyet ve uy­gulamaların nedenlerini açıklamayı, yerindeliklerini kanıtlamayı, sorumlu olmayı gerektirir. Hesap verme, hukuk devleti olmanın, demokratik düzenin te­mel ilkelerindendir. Politik organlar, kamu ve kuruluşlarının yöneticileri, bürokratlar, kamu hizmeti görenler hesap vermekle yükümlüdür.
Hesap verebilirlik için şeffaflık gerekli önkoşuldur. Kişilerin, kurumların faali­yetlerini, uygulamalarını sorgulamada, belirlenen amaca, yerleşik hukuk kuralla­rına, etik değerlere, yürürlükteki yasalara uygunluk, değerleme ölçülerini oluşturur. Denetimin yapılabilmesi için kamuoyu­nun bilgilendirilmesi, şeffaflık gereklidir. Ancak doğru, kamunun kavrayacağı şekilde bilgilendirme koşuluyla hesap verme gerçekleştirilebilir.
Kişi ve kurumların sorumluluk yüklen­meleriyle, topluma hesap vermeleriyle, hak ve özgürlükler güvence altına alınabi­lir; hukuk devleti olmanın gerekleri yerine getirilebilir; keyfi karar ve uygulamalara engel olunabilir, savurganlık önlenebilir, belirli amaçlara ulaşmanın yolları açılabilir.
Kamuya hizmet, kamu yararını en­çoklamak amacıyla işleri yürütmesi gereken, idare gücünü kullanan, soyut devlet kavramını somutlaştıran, kişiliğe büründüren bürokratların da hesap ver­me yükümlülüğü vardır.
Ülkede kaynakların kötü kullanımı, sa­vurganlık, büyük ölçüde kamu kurumu yöneticilerinin, kamuya hizmet bilinciyle hareket etmemelerinden, keyfi talimatla­ra uymalarından, kamu yararını göz ardı etmelerinden kaynaklanmaktadır. Kamu bankaları yöneticileri, amaç dışı, keyfi ta­limatlarla kullandırdıkları batık kredilerden sorumlu tutulmayacakları fütursuzluğu ile hareket etmektedirler.
Hazine, TCMB, kamu bankaları, TMSF, BDDK gibi kaynakların kullanımında et­kili olan kurum yöneticileri, kararlarının, faaliyetlerinin, uygulamalarının haklılığını, yerindeliğini kanıtlamak, kamuyu aydınlat­mak, hesap vermek zorundadırlar.
Atamalarda liyakat, ehliyet yerine itaat, kişisel bağlılık, belli cemaatlere mensup olma, ubudiyet gibi “nitelikler” arandığın­dan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Siste­mine geçiş ile nesnel ölçütlerden daha da uzaklaşıldığından, bürokratlar topluma de­ğil kendilerini atayan kişiye, makama karşı hesap verme lüzumunu duymaktadırlar.
Kimileri hesap vermeyi Mahkeme-i Girdgâr’a, Allah’ın Mahkemesi’ne, bazıları daha da ileri giderek kıyamet günü kuru­lacak Mahkeme-i Kübra’ya değin ötele­mektedirler. Kuşkusuz kişiler inançlarına göre de hesap vereceklerdir. Ancak kamu görevi olanların, kararları uygulamaları nedeniyle topluma da hesap verme zorunlulukları vardır. Kimse dokunulamaz, hesap vermekten bağışık değildir.
Ülkede yargıya güvensizlik, yargı erki­nin, hukuk kurallarına uygun, kamu yararı gözetilerek kullanılması yerine, talimatla, talimat beklenilerek kişisel kaygılarla kul­lanılmasından kaynaklanmaktadır. Yargı mensuplarının hesap vermekten muafmış gibi davranışları, ülkede kişisel, toplumsal hak ve özgürlükleri de tehlikeye düşür­mektedir. Hesap verme, sorumlu tutulma gereği duyuldukça, her alanda olduğu gibi yargıda da, kararlar, uygulamalar nesnel­leşecektir.
Son bir yıldır uygulanan Cumhurbaş­kanlığı Hükümet Sistemi ile ülkedeki bozuk düzen daha da bozulmakta; her alanda geriye gidiş hızlanmaktadır. Ku­ralsız, keyfi, denetimsiz, hesap vermek­ten uzak uygulamaların toplumda doğur­duğu tepki, 31 Mart, 23 Haziran seçim sonuçlarını belirlemiştir.
Türkiye’de geriye gidişi durdurmak, etkin, güvenilir, şeffaf, hesap verebilir kamu yönetimi kurabilmek için, şaibeli bir referandumla oldubittiye getirilen Cumhur­başkanlığı Hükümet Sisteminin öncelikle değiştirilmesi gerekir. Bu bağlamda salt anayasa değişikliği yeterli olmayıp; siyasi partilerin, STK’lerin, üniversitelerde kalan, bilgili gerçek akademisyenlerin de katkı­sıyla, siyasi partiler, seçim yasalarını da içeren demokratikleşme paketi gecikme­den hazırlanmalıdır.
Etkin, dürüst, kamu yararı amaçlayan, hesap verebilir bürokrasi oluşturulmadan, devletin görevlerinin gereği gibi yerine getirilmesine, yasal düzenlemelerin yaşa­ma geçirilmesine, uygulanmasına olanak yoktur.
Topluma hesap verme, demokratik meşruiyetin gereğidir.