AKM’nin 13 yılının faturasını kim ödeyecek?

04 Kasım 2021 Perşembe

“1453’teki fethinden beri bu şehre vurduğumuz mühürlerin son halkası olarak gördüğüm AKM’miz ülkemizin kültür-sanat nabzının attığı yer olarak inşallah asırlar boyunca ayakta kalacaktır!” Erdoğan, bu cümleyle kendisini AKM’ye mühür vurmuş olarak görüyor. Mührü vurduğu doğru, ama AKM’nin kapısına... vurdu ve bizler içeri giremedik! Onun iktidarda kaldığı dönemin çoğunluğunda, benim kentim AKM’siz kaldı. Konu AKM’den açıldığı zaman, kendisini hep bu oluşan kültürel boşluğun doğrudan sorumlusu olarak göreceğiz. Bu bedelden bahseden pek yok! AKM’nin yıllarca bir polis merkezi olarak kullanıldığını da pek hatırlayan yok. Merkez medya geçen hafta adeta bayram günleri yaşadı. 13 yılda açılamayan yüzlerce sergi, verilemeyen binlerce konser, izlenemeyen bir o kadar tiyatro, verilemeyen konferanslar, sanattan doğal olarak uzaklaşan bir İstanbul yeni kuşağı... Bütün bunların bedelini kim ödeyecek? Mesela, AKM yıkılmak üzereydi de o yüzden mi boşaltıldı? Ya da söylenildiği gibi ertesi gün bir renovasyon projesi başlayacaktı ve iki yıl içinde bitecekti de bu nedenle mi biz bu olaya göz yumacaktık? Yoksa konu sadece Taksim’in DNA’sını değiştirme ve entelektüel, sanatsever, Atatürkçü kitleleri buradan uzaklaştırmak mıydı? AKM’yi kapatmak, barları ve Gezi Parkı’nı yok edip onun yerine nargile, gülsuyu ve lokum servis ederek Arap kültürüne hizmet eden farklı mekânlar açmak mıydı konu? Meydandan araba trafiğini uzaklaştırıp ulaşımı zorlaştırarak İstanbul’un sanatseverleri, sanatçıları, aydınları, yaratıcı insanları ve marjinallerine açık olan Pera, Galatasaray, Tarlabaşı ve her gün gelişen Cihangir arasında bağlantı noktası olan Taksim Meydanı’na uygulanan adeta kabuk değiştirme operasyonun bir parçası mıydı bu? Üstelik, 2016’da FETÖ darbesinin yarattığı sıkıyönetim ortamını kullanıp yıllardır süregelen bütün muhalif sesleri susturarak Taksim’deki cami inşaatına apar topar girişmenin bütün siyasi uyanıklığı hızla aynı süreçte kullanıldı, hatırlıyorsunuz değil mi?

Mimari ve kamusal bellek eksenli harika bir değerlendirmeyi de E. Selen Aksoy’un kaleminden Sanatatak sitesinden okuyabilirsiniz.

Hiçbir pişmanlık veya mahcubiyetimiz tabii ki yok!

Dolayısıyla, AKM’nin başına gelenleri yıllarca protesto etmekten, yıkıma ve boşaltılmaya engel olmaya çalışmaktan hiçbir pişmanlık duymuyorum! Sanatçılar Girişimi’nden hiçbir arkadaşımın da farklı düşünmediğini biliyorum! İyi ki yapmışız diyorum, çünkü bir kuşağın AKM üstünden yeşerecek sanatsal nabzını 13 yıl boyunca engelleyen yeni AKM projesinin arkasındaki zihniyeti görüyorum. Koskoca 13 yıl! Birçok genç balet ve balerin, tiyatrocu ve opera sanatçısının ülkede eksen hatta meslek değiştirmesine neden olan bir boşluk oluştu, farkında mıyız? Demek ki sonuç merkez medyanın yansıttığı gibi güllük gülistan değil!

Tesadüfe bakın ki bu yeni Türkiye’nin “moderen” yeni AKM’sinin açılışına muhalif medya mensupları da davetli değildi, muhalif sanatçılar da... Sizi güldüreyim, şikâyet edenlerden biri Kadir İnanır’dı! Demek ki akil sanatçılar bile davet edilmemişti! Aslında AKP bürokratları haklılar, ne olur ne olmaz, muhalif bir sanatçı her an bir konu üzerinden sesini yükseltebilirdi, bu 13 yılı hatırlatabilirdi.

AKP’lilerin çok özel ve tekil bir demokrasi anlayışları var. Hatırlayacaksınız, Erdoğan 3-4 hafta önce muhalefete “iktidara talip olmamaları” konusunda bir öğüt vermişti! AKM açılışının yapıldığı gün, yani Cumhuriyet Bayramı’nda, Anıtkabir’deki törene, şu tesadüfe bakın ki muhalif medya yine alınmıyordu. “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdik” diye ünlü bir cümle vardı ya, işte AKP’nin de durumu aynen böyle! Şu muhalifler olmasa gül gibi geçinirlerdi, değil mi?

Bu arada yanlış anlaşılmasın, bizler davet edilseydik bile tabii ki yine de gitmezdik... “Muhalif sanatçılar davetli değildi” dedik ya, sıkı durun, eski Kültür Bakanımız Ercan Karakaş bile davetli değilmiş. Kendi özel girişim tutkusu nedeniyle esasında gönlü turizmde olan Kültür ve Turizm Bakanımız, UPSD olarak pandemi döneminde kendisine yazdığımız, yanıt beklediğimiz ve defalarca hatırlattığımız proje teklifine cevap dahi vermeye tenezzül etmemiş biri. Göreve geldikten sonra, “Hangi partiden olursa olsun sonuçta bu ülkenin Kültür Bakanı ve tüm sanatçılara eşit mesafededir” diye olumlu bir önyargıyla kendisini ziyarete gittiğimde yaşadığım hayal kırıklığının boyutunu anlatamam. UNESCO’ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Dünya Başkanlığımız veya Dünya Sanat Günü’nün Türkiye’den çıkmış olması gibi konularla ilgili beni dinledikten sonra, tek bir kelime etmeden, en ufak bir yorum yapmadan, tek bir mimiği dahi oynamadan “Şimdi acil başka bir randevum var, çıkmam lazım” diyerek görüşmeye son vermişti. Bunu bile sineye çekerek temsil ettiğim sanatçıların hakları uğruna bu teklif ettiğimiz projenin takibini de yaptık, ama “yanıt” hep aynı kaldı: Sessizlik! Bunun da ötesinde Türkiye’nin en büyük Plastik Sanatlar Derneği’ni yok saymak?.. Dedim “olabilir”

AKM’Yİ HANGİ ZİHNİYET YÖNETECEK?

Yeni AKM’yi henüz görmedim. Çok merak ediyorum ve görmek istiyorum. Hayatımın en güzel gösterilerini orada izlediğim gibi, çağdaş sanat ortamımıza yeni kapılar açan en önemli sergilerimi de orada açtım. Gerek yeni resmi gerek yeni dışavurumculuğun Türkiye’de doğuş sergileri ve politik sanatla ilgili en geniş kapsamlı düzenlemelerimi AKM’de toplumla buluşturdum. Bunlar arasında “27 Mayıs ilk aşkımızdı”, “Kuvayı Milliye” ve “68’li Yıllar” gibi açılışına binlerce kişinin katıldığı, kitlesel çağdaş sanat buluşmaları var. AKM tabii ki her şeyden önce bizim mekânımız. Sanatın, yaratıcılığın alanı, onların siyasi gösteri servisleri bittikten sonra tabii ki bizlere kalacak! Ve hiçbir gün o 13 yılın nasıl elimizden alınıp yok edildiğini unutmayacağız. 

AKM’yi şimdi de seveceğimizden şüphem yok. Baskılarımız sayesinde değişmeyen adı yeter, ama tabii başka bir soru da ortada duruyor: Bu büyük kültürel buluşma noktasını hangi beyinler yönetecek? Muhalif yazara, çizere, tiyatrocuya, müzisyene tahammülü olmayan yandaş bürokratlar mı, yoksa Türkiye’nin gerçek sanatsal nabzını yansıtan tarafsız sanat insanları mı? Umduğumuz gerçekleşmezse ne yazık ki orada daha steril, zararsız, geleneksel, dekoratif ve aykırı ses taşımayan operalar, oyunlar ve sergiler yer alacak... 

Eski Türkiye’nin AKM’sinde Evren ve Özal iktidardayken, o dönemde yaşanan sansür ve işkenceyi protesto eden “İç Manzaralar” sergimi açmıştım, 12 Eylül dönemiydi! Bilmem anlatabiliyor muyum?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları