Epstein belgeleri uykularınızı mı kaçırıyor? Haklısınız ama tüm bu gerçeklik bunca zamandır orada, bakmadığınız yerde duruyordu.
"Hür ve açık bir toplumda 'gizlilik' kelimesi tiksindiricidir. Bizler tarihsel olarak gizli cemiyetlere, gizli yeminlere ve kapalı kapılar ardında yürütülen süreçlere karşı bir halkız. Gerçeklerin aşırı ve haksız şekilde saklanmasının doğuracağı tehlikelerin, gizliliği savunmak için öne sürülen gerekçelerden çok daha büyük olduğuna uzun zaman önce karar verdik.” John F. Kennedy – 27 Nisan 1961
ABD’nin 35. Başkanı John F. Kennedy’nin bu sözleri, Soğuk Savaş döneminde sansür ve şeffaflık arasındaki dengeyi hatırlatan politik bir çıkıştı. Ancak bugün, yıllar sonra gün yüzüne çıkan Epstein belgeleriyle birlikte bu ifadeler, modern dünyanın bilgiyle kurduğu o tekinsiz ilişkiyi tarif eden bir kehanete dönüşüyor.
Günümüzde hür ve açık bir toplumdan söz edeceksek, internetin sağladığı o devasa bilgi ağını görmezden gelemeyiz. Fakat bu sınırsızlığın etrafını çeviren görünmez duvarlar, bilgiyi engellemekten ziyade onu "itibarsızlaştırmak" üzerine kurulu. Bugün Epstein dosyasında dünyayı şok eden gerçeklerin çoğu, aslında yıllardır dijital evrenin karanlık köşelerinde, forumlarda ve az takipçili hesaplarda dile getiriliyordu. Peki, bilginin bu kadar "ulaşılabilir" olduğu bir çağda, bu devasa suç ağı neden ancak devletin mühürlü dosyaları açıldığında "gerçek" kabul edildi?
İnternet 90’lı yılların sonunda yaygınlaştığında, bilginin tek bir merkezden halka ulaştığı dönem kapandı. Artık bilgi her yerden akıyordu. Teorik olarak, bir bilginin kanunen erişim engeline takılmadığı sürece ulaşılamaz olması pek mümkün değildi. Ancak bu durum, ironik bir biçimde yeni bir mekanizmayı doğurdu: Kurumsal onay ve seçici körlük.
GERÇEĞİN YENİ GARDİYANLARI
Modern habercilikte dezenformasyonla mücadele etmek için geliştirilen doğrulama protokolleri (fact checking) şüphesiz hayati bir önem taşıyor. Ancak madalyonun diğer yüzüne bakmakta fayda var: Epstein belgelerindeki gerçekler, ABD Adalet Bakanlığı bunları resmi olarak ilan etmeden önce karşınıza çıksaydı, mevcut doğrulama süzgeçlerini aşabilir miydi?
Olasılıkla "teyit edilemez", "kaynağı belirsiz" veya en kestirme yoldan "komplo teorisi" etiketiyle dijital tarihin çöplüğüne atılırdı. Burada Kennedy’nin korktuğu "resmi sansürün" yerini, günümüzde "toplumsal kabul ve kurumsal onay" aldı. Eğer bir gerçek, sistemin en üst makamları tarafından mühürlenmemişse, o gerçek geniş kitleler için "yok" hükmündedir.
Epstein vakası bize sadece bir suç şebekesini değil, bilginin "tehlikeli" olduğu durumlarda toplumun nasıl bir savunma mekanizması geliştirdiğini de gösteriyor. Bilgi oradaydı, fısıltılar her yerdeydi ancak o bilgiyi gerçekten "bilmek", hayran olunan siyasetçilerin, prestijli bilim insanlarının ve dokunulmaz sanılan isimlerin çöküşünü izleme sorumluluğunu beraberinde getirecekti. Bu yüzden, o bilgi "resmiyet" kazanana dek onu bir "fantezi" veya "uydurma" parantezine alarak konforlu sessizliğimize devam ettik.
Kennedy’nin uyardığı o "tiksindirici gizlilik", bugün sadece kapalı kapılar ardında değil; binlerce algoritmanın, "teyit edilemez" etiketlerinin ve toplumsal duyarsızlığın gölgesinde, tam önümüzde duruyor. Belki de en büyük yanılgımız, bilginin her yerde olmasını, gerçeğin her yerde olmasıyla karıştırmaktı. Soru şu: Bir dahaki sefere gerçeği görmek için yine sarsılmaz bir otoritenin "şimdi inanabilirsiniz" demesini mi bekleyeceğiz?