Yoksulların haykırışı

Yoksulların haykırışı

07.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Gerhart Hauptmann, “Dokumacılar” adlı eserinde 19. yüzyılın ortalarına doğru Almanya’da, geçimlerini sabahtan akşama kadar, dokuma tezgâhlarından sağlayan yoksul kesim ile fabrikatörler arasındaki uçurumdan doğan eşitsizliklere karşı isyanı anlatır. Tiyatro oyunu, emeğin, emekçinin hakkının nasıl savunulduğu gösterir. İşçilerin açlıkla ve sefaletle savaşmak için gece gündüz nasıl çalıştığını, buna karşın aldıkları ücretin geçinmelerine, hatta düzgün bir yemek almalarına bile yetmediği sergilenir. Kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığını fark eden “dokumacılar”, sonunda isyan eder. Yoksulluğun el kitabı gibidir yazılanlar. Yazarına Nobel ödülü kazandırır kazandırmasına ama Prusya parlamentosunda günlerce tartışılır. Hatta oyun polis tarafından yasaklanır. Gösterimine izin verilmez. Kitabı hangi çağa uyarlarsanız uyarlayın ilgi çekecektir, çünkü kan, gözyaşı, vahşet dünya döndükçe var olacaktır. 

***

Tıpkı bugün dünya çapında ezici bir ezen ezilen çatışması olduğu gibi. Şu bir gerçek ki yoksulların savaşımı 19. yüzyıl bakış açısından çok daha karmaşık bir noktada artık. Dahası günümüzdeki modern kölelikle eşitsizliğin boyutunun çok daha artması ve bunu sistemi yönetenlerin kusursuz bir örtüyle gerçekleştirmesi durumun vahametini artırıyor. Dünyanın hemen her yerinde servet paylaşımı konusunda muazzam bir eşitsizlik olduğu ortada. Üstelik sayılı zenginlerin sahip olduğu servetin neredeyse devletlerin mal varlığıyla yarışabilecek noktada olduğu göz ardı edilemez. Bugün başta Migros olmak üzere çok sayıda işçinin daha iyi koşullarda yaşamak için adeta çığlık atması, buna karşın onları susturmak adına yine din ve milliyetçilik argümanının sunulması da bilinçli bir yönetme becerisi. 

***

Bugün Epstein dosyalarının açılmasıyla birlikte dünyada sermayeyi elinde tutan “seçkin sınıfın” muazzam bir haz alma sapkınlığıyla çocuklara göz dikmesi... En acısı çocuk istismarını ve hatta çocuk yemeyi kendi içinde meşrulaştıran bir tarikatlaşma içinde olduğu iddiaları hepimizin midesini bulandırıyor. Ama parayı elinde tutmak için emperyalistlerin vahşi halini hiç mi görmedik? Yüzyıl kadar önce Afrika ülkelerinde karşımıza çıkmış, ağır işkencelere maruz kalan siyahların dramını yaşayan yerlerdeki sıkıntılar yakın tarihe kadar sürmüştü. Kongo’da yeterli kauçuğu toplamadığı bahane edilerek öldürülenlerin sayısının 12 milyonu aştığı, sakat bırakılan insanların sayısının ise ülkenin yarısından fazla olduğu gerçeği sömürgeci anlayışın bir sonucu olarak yorumlanıp “geçmiş günler” sanrısıyla yaşanabilir. Hindistan’da hint ipeğinin Avrupa şirketlerinin karşısına çıktığı için üretimi durdurmak adına 500 bin kadının baş parmağının kesilmesine ne dersiniz? Bir daha ipek dokuyamasınlar diye... Sermayedarlar kendileri için her şeyi göze alır. 

***

Bugün dünyada artık iki seçenek var: Bunlardan ilki, şu an yaşadıklarımızı aratacak özellikte... Yaşanan bunalımın yükünün, “İtaat et!” dayatmasıyla bütünleşerek yine emekçi sınıfların üzerine yıkılacağı, yoksul halka sunulan acı reçetenin var olan sıkıntıları katmerleyeceği, ulusların belki de yakın gelecekte göçmenlere karşı sınırlarını kapatması ya da denetimi olanca büyüklüğüyle arttırmasıyla birlikte “milliyetçilik” dalgasının büyüyeceği ve daha otoriter bir sistemin dünyaya hâkim olacağı savı. 

İkincisi ise: Kapitalizm hastalığının son evreye geldiği... Önümüzdeki küresel krizlerle ekonomik çöküşün hızlanacağı... Devletlerin insani olarak sunduğu barbarlık kılıfının mızrağa sığmayacağı... Sosyalizmin servet eşitliğini sağlayacak biçimde kendini yeniden tadil etmesiyle sınıfların güzellik uykusundan uyanacağı savı... Şimdilik bu savın gerçekliğini tartışmaya bile açamıyoruz. Çünkü bu sürece gerçek anlamda karşı koyabilecek tek gücü elinde barındıran sosyalistler de henüz yeni dünya düzenini çözmeye çalışmakla meşguller!   

***

Burada önemli olan, böyle kaotik ortamda nasıl bir örgütlenme içine gidilmeli? İşin insanı çaresiz bırakan yanı şu: Otokrasinin hâkimiyetinde çok bilinen örgütlenme biçimleri iflas ediyor. Öyleyse hükümetleri “tutarlı politikalara” zorlamak, olabildiğince “eleştiri” sınırını açık tutmak, insanı insan yapan değerleri savunmak, kültür ve sanata yüksek pay ayrılması için diretmek, iş güvencesi olmayan emekçiye sahip çıkmak, kepenklerini indiren esnafın yanında yer almak nasıl mümkün olacak? Asıl tartışmamız gereken bu! 

***

Dün Kırşehir’de Kırşehir Belediyesi, Atatürkçü Düşünce Derneği ve gazetemiz Cumhuriyet’in işbirliği ile Kırşehir Kültür Sanat Günleri’ndeydim. Anadolu’da örgütlenmenin temelini böyle etkinlikler oluşturuyor. Yarın ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Füsun Akatlı Anma Günleri için Metrohan’da olacağım. 

Yazarın Son Yazıları

Yoksulların haykırışı

Gerhart Hauptmann, “Dokumacılar” adlı eserinde 19. yüzyılın ortalarına doğru Almanya’da, geçimlerini sabahtan akşama kadar, dokuma tezgâhlarından sağlayan yoksul kesim ile fabrikatörler arasındaki uçurumdan doğan eşitsizliklere karşı isyanı anlatır.

Devamını Oku
07.02.2026
36 yıl sonra... Muammer Aksoy

Ankara’da bir kış günü akşam alacasında zaman zaman kendini hatırlatan bir ayaz yalayıp geçiyor yüzleri.

Devamını Oku
31.01.2026
Kolay Öldürümler Ülkesi

Kolay Öldürümler Ülkesi

Devamını Oku
24.01.2026
Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025