Deniz Yıldırım

‘Küçük Kayzer’den ‘Büyük Führer’e

20 Şubat 2021 Cumartesi

Heinrich Mann, Tebaa’da hiyerarşik iktidar ilişkilerinin gündelik hayatta nasıl yeniden üretildiğini göstermişti. Sonra araya büyük savaş girdi, Birinci Dünya Savaşı. Mağluplar arasında Almanya vardı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da. Osmanlı ile birlikte.

Almanya’da savaştan sonra devrim rüzgârları esti, rüzgâr düzen güçleri tarafından sertçe bastırıldı. Weimar Cumhuriyeti günleri geldi. Küçük kayzerler şimdi dağınık ve başsızdı; ama önemli fark şuydu: Geçmişin küçük kayzerleri şimdi potansiyel birer Büyük Kayzer adayıydı.

Savaştan sonra ezilme koşullarını değiştirmek isteyenlerin devrimci rüzgârıyla, ezmek için ezilmeyi göze alan “küçük adam”ların birer Kayzer adayına dönüşmesi, yani faşistleşme dalgası arasındaki rekabet sertleşti. Yoksullaşmanın ve ahlaki çürümenin; topyekûn dibe vuruşun koşulları vardı (Babylon Berlin adlı diziyi hararetle öneririm). Düzen içi güçlerin bu büyük çözülmeyi ortadan kaldıracak bir programları, projeleri ise yoktu.

Sosyalistlerin devrim seçeneğinin karşısında, faşistlerin milliyetçi propagandaya dayalı yeniden diriliş programları tam da bu ortamda palazlandı. Evet, geçmişin “küçük kayzerler”inin omuzlarında.

İşte Joseph Roth, savaş sonrası bu dönüşümü en erken saptayan yazarlardan. 1923’te yazdığı Örümcek Ağı adlı roman, Theodor Lohse örneği aracılığıyla, savaştan mağlup dönenlerin yeni ve daha baskıcı bir Kayzer düzenini, biz ona Führer düzeni diyelim, inşa etmek adına giriştikleri yolları sergiliyor.

Bu yüzden de “küçük adam” literatürü açısından öncü bir roman. 19. yüzyıl edebiyatında küçük adam Rusça konuşuyordu; 20. yüzyılda artık Almanca konuşuyor, Birinci Dünya Savaşı’nın mağlupları arasında sayılan Almanya’da ve dağılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun parçalarında yeniden belirerek. Daha sonra Günter Grass’ta, Heinrich Böll’de, “Küçük Adam Ne Oldu Sana?” romanıyla birlikte Hans Fallada’da, Niteliksiz Adam ile Musil’de; kısacası sayısız örnekte karşımıza çıkacak “küçük adam”.

Kim bu küçük adam? Üst orta sınıflarla mavi yakalı işçiler arasında kalmış, yükselme umutları olsa da hayal kırıklığına uğramış bir küçük burjuvazi karakteri karşımızdaki. Kimi zaman akışa direnmeyi, kimi zaman akışa kapılmayı seçiyor. Kimi zaman da bütün bu küçük adamların içindeki öfke potansiyeline seslenen, herkesin hayal kırıklığını kendi gerici projesinin etrafında enerjiye çeviren bir Führer, bir diktatör olmayı.

ÖRÜMCEK AĞI

Joseph Roth’un başarısı da yok sayılan, hor görülen bir “küçük adam” olarak Lohse aracılığıyla Hitler’in yükselişini 10 yıl önceden haber veriyor olmasında yatıyor.

Romanın kahramanı Theodor Lohse savaştan dönüyor, hiçleşiyor. Sonra adım adım, komplocu ve faşizan bir proje etrafında yükseliyor. Faşistleşme süreci, imparatorluğun mağlubiyetinin bir komplo olduğuna küçük adamı inandırmakla başlıyor. Lohse de böyle düşünüyor: “Devrim sahtekârlıkla gerçekleşmişti, imparator aldatılmış, generaller oyuna getirilmişti, cumhuriyet bir Yahudi işiydi.

Tanıdık gelmiş olmalı. İlk savaşın mağlupları arasında faşistleşme dalgasının en önemli tezlerinden birisi bu çünkü. “İmparatorluğu komployla yıktılar; yerine Yahudiler, Siyonistler cumhuriyet kurdurdular” tezi uzağımızda değil. Biz, ilk savaşın mağlupları arasında, “geçmişin ihyası” adı altında cumhuriyet düşmanlığının ve faşistleşme dalgasının yükselişini en son yaşayanlardanız. Ne ilginç; bizim edebiyatımızda bu “küçük adam” tipi hâlâ gelişkin değil; yazılmayı bekliyor.

Lohse’ye dönelim. İmparatorluk yıkıldığına, ortada bir imparator kalmadığına göre, şimdi küçük kayzerlerden birinin Büyük Kayzer olması mümkün, Lohse de bunu görüyor. Adım adım, “iç ve dış düşmanlar” yaratıp onlara karşı milisleşme, yıldırma, kendisini en milli olarak sunma ve ezdiklerinin bedenleri üzerinde yükselme zincirini işletiyor. Salon toplantılarını basıyor, “iç düşmanlar”ı dövdürüyor. Çünkü, “Lider olmak istiyordu, milletvekili, bakan, diktatör (s.47).

Bu süreçte gazetelerde “milli kahraman” olarak parlatılıyor. Orduya dönüyor, savaşmış isimlerden bir kadro kuruyor, itaat zincirini genişletiyor. Biliyor, insanlar aç ve grevler kapıda. Birileri adına bunları bastırıp “milli” kılıfla sunması gerekiyor. Nitekim Güvenlik Birimi Şefi olduğunda da “iç düşmanlar”a karşı tasfiye eylemini yönetiyor Lohse. Barış yanlıları, “tutuklansın”, sosyalist öğrenciler toplantı düzenliyor, “tutuklansın.”

Theodor tutukluyordu... Küçük suçlar onun elinin altında devlete karşı işlenen suçlara dönüşüyordu (s.112).” Basın sürekli tehlikelerden, ülkenin karşı karşıya olduğu güvenlik, (beka diyelim) sorunundan söz ediyordu, “tüm ülke tehlike altındaydı.” Theodor Lohse gibi küçük kayzerlerin, kendi gibi düşünmeyenleri düşman belleyip yok etmek dışında bir inancı olmayanların yükselişi, toplumun güce, otoriter yönetime ihtiyacını pekiştirmeye, sürekli tehdit algısını canlı tutmaya bağlı özetle.

Sebastian Haffner, Bir Alman’ın Hikâyesi adını taşıyan hatıratında, “Nazilerin ilk işgal ettikleri ülke Avusturya ya da Çekoslovakya değildi, Almanya’ydı” diyor. Roth’un öncü romanını bu saptama ekseninde okumak ve dersler almak gerek.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Cumhuriyet’e veda 4 Haziran 2022

Günün Köşe Yazıları