Özelleştirme üzerinden ‘AKP’leştirme’

13 Temmuz 2021 Salı

AKP iktidarı, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar yaratılan değerleri, özelleştirmeler üzerinden “AKP’leştirmektedir”.

- Cumhuriyetin, halkın ve devletin, sadece endüstriyel, tarımsal, ticari varlıkları ve KİT’leri değil, devlet kurumları da partileştirilmektedir.

- İş bununla da kalmamakta, Lozan ve sonrasında kazandığımız “ulusal egemenlik haklarımız ve yarattığımız olanaklar” da özelleştirilerek yandaşlara ve yabancı şirketlere satılmaktadırlar. Limanlarımızdan limanlar arası işletme haklarına, nehirlerden koylara kadar yaygınlaşan “özelleştirme ve yabancılaştırma” söz konusudur. Bu özelleştirme, partileştirme ve yabancılaştırma politikaları ve uygulamaları şu amaçlara yöneliktir:

1) Yanlış politikalar ve uygulamalar sonucu iyice bozulan ekonomiye “gelir sağlamak”, devleşen dış borçlar için kaynak yaratmak.

2) “Kamu”nun elinden çıkararak AKP’ye yakın şirketlerin bu varlıklar üzerinden güç sağlamasına yol açmak: bu sayede bu odakları, partiye destek olmaya “mecbur etmek”.

3) Kamusal ekonomik alanın (ve gücün) küçültülerek ve yok edilerek “serbest” piyasa üzerinden, iktidar yandaşı ortamını genişletmek ve güçlendirmek: iktidar partisinin tek egemen güç olarak sistemde kalmasını sağlamak: muhalefet olanaklarını (ve kaynaklarını) ortadan kaldırmak.

4) Yandaşlığı, uluslararası şirketlere ve kurumlara da genişleterek “iktidarda kalmak için onların desteğini almak”.

Bütün bunlar, demokrasinin temel hedefi ve dayanağı olan “kamusal yarar ve toplumsal refah” hedefi ve felsefesi ile taban tabana zıt olan politikalar ve uygulamalardır. Sistemin iktisadi, hukuki ve siyasal olarak “AKP’leşmesi” demek, demokrasinin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelir.

DIŞ POLİTİKADA ÇÖKÜŞÜN NEDENİ BU

İçerde iktidarın uyguladığı “iktisadi, siyasi, kültürel ve askeri” AKP’leştirme politikası en fazla da ABD ve Brüksel’in işine gelmektedir. Ankara (ve Türkiye) ile pazarlıklarında artık karşılarında, eskiden olduğu gibi TBMM engeli yoktur. Demirel, Sovyetler Birliği ile iktisadi işbirliğini olağanüstü bir düzeye çıkarırken arkasına, “TBMM ve Devlet Planlama Teşkilatı’nı” almıştı. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Ecevit-Erbakan ilişkisi yine TBMM’ye yaslanmıştı. Hatta hatta, 2003’te 1 Mart tezkeresinde bile TBMM, “zayıf” AKP iktidarına rağmen, ABD’ye hayır diyebilmişti.

AKP iktidarında, 1 Mart 2003 tezkeresinden bugüne çok şey değişti: 1 Mart 2003’te Türkiye henüz bugünkü kadar, “AKP’leşmemişti”: bu nedenle de ABD’nin de lokması kursağında kaldı: FETÖ hızlandırıldı, Ergenekon-Balyoz-TBMM operasyonları geldi: “Rejim” değişti, parlamenter sistemden tek adam rejimine geçildi: TBMM geriye itildi, bir kişi öne çıkarıldı. 2003’te 1 Mart tezkeresini dayatanların beni üniversitede nasıl tehdit ettiklerini, son kitabımda da yazdım. (*)

Evet, son yıllarda “özelleştirmeler ve yabancılaştırmalar üzerinden”  “AKP’leştirme” sürecinin son perdesini yaşamaktayız.

Anası babası, hatta dedesi Atatürk devrimleri aydınlığında yetişmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bugün, 2001’de, Sevr’i anımsatırcasına “söke söke alacaklar” söylevleri ile yüz yüze gelmek bana büyük bir acı veriyor.

Özelleştirmeler ve yabancılaştırmalar üzerinden yürütülen “AKP’leştirmeler”, demokrasinin de ortadan kalkmasına yol açmıştır. Bu kirlilik ve yozlaşma salgınında, Sedat Peker’ler bile ünlü Robin Hood gibi algılanmaya başlandı!

(*) Yazamadıklarımı Şimdi Yazdım, syf 88, Tarihçi Kitapevi, 2021


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları