Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

10.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu. İki sosyalist düşünürün liberalizmin batağına saplandığını öne sürecek kadar ileri gidenler olduğu kadar, bu çalışmanın yeni çağın kitabı olduğunu da söyleyenler vardı. Zaten liberaller kitaptan fersah fersah uzaktı. Onlara göre “emperyalizm” modası geçmiş bir sözcüktü. Bugün Negri hayatta değil. Zaten kitap, 11 Eylül’den sonra dünya başka bir aşamaya geçtiği için gözden düştü. Ancak bugün “İmparatorluk” küresel kapitalizmin nasıl bir aşamaya geçtiğini gösterirken alternatif örgütlenme yöntemlerini de işaret ediyor. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: “İmparatorluk” kavramı alışılagelmiş bir otoriter düzeni bize sunmuyor. Öncelikle iktidarın merkezi yokluğunu dayatıyor; “imparatorluğun bir Roma’sı” yok. Hatta en güçlü devlet olarak görülen ABD bile tam bir odak olarak nitelendirilemez. Çünkü “iktidar” karma bir kuruluş yapısına sahip! ABD öncülüğünde Dünya Bankası’ndan IMF ve BM’ye, hatta farklı uluslardan piyasa ağına bağlı finans kurumlarına kadar birbiriyle organik ilişki içindeki yapılar küresel etki alanı oluşturarak yeni bir “imparatorluk” düzenini bize sunuyor. Bu noktada büyük kapital uzlaşma karşımıza çıkıyor. Böyle bir sistemde ise kendi devlet alanına toprak katmak değil, toprağı kendine bağımlı hale getirmek temel koşul. Yani Amerika’nın eski tip imparatorluklarda olduğu gibi Venezuela’yı topraklarına katmasına gerek yok. Yeni kuracağı düzende Venezüella’nın madenlerinin ekonomik denetimini sağlaması yeterli. Çünkü Hardt ve Negri’ye göre toprağı kendine bağımlı hale getiren Avrupa kapitalizmi Vietnam Savaşı’ndan sonra çöktü. Emperyalist projeden emperyal projeye geçildi. Burada önemli olan “emperyal düzende” yeni tip emek-sermaye model dengesinin nasıl şekilleneceği! Çünkü gerçek sermaye sahipleri gözle görünür olmaktan hayli uzakta!

***

Şu bir gerçek ki “emperyalizm” bir virüs gibi yeni bir mutasyonla güçlenerek karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz yüzyılda yepyeni bir toprak modeli kurdu kapitalizm. Bunun en akıllıca örneği Britanya’nın Hindistan işgaliydi. Britanya’nın Hindistan’da yalnızca 36 bin beyaz askeri vardı. Peki İngiltere milyonlarca Hintlinin yaşadığı bir coğrafyada nasıl denetim sağladı? Öncelikle ülkenin sınıfsal yapısını değiştirerek bir toprak beyliği sistemi yarattı. Köylülerin ileri gelenlerinden oluşan bu sınıf bir süre sonra yüksek vergi topladığı için “vergiciler” olarak anılmaya başlandı. Ne zaman ki koalisyon çözüldü o zaman güneş batmayan imparatorluk çöktü. Diyeceğim o ki işbirlikçiler olmadan emperyalizm yaşayamaz.

***

Emperyalizmin vahşi hali bir yüzyıl kadar önce Afrika ülkelerinde karşımıza çıkmış, ağır işkencelere maruz kalan siyahların dramını yaşayan yerlerdeki sıkıntılar yakın tarihe kadar sürmüştü. Kongo’da yeterli kauçuğu toplamadığı bahane edilerek öldürülenlerin sayısının on iki milyonu aştığı, sakat bırakılan insanların sayısının ise ülkenin yarısından fazla olduğu gerçeği sömürgeci anlayışın bir sonucu olarak yorumlanıp “geçmiş günler” sanrısıyla yaşanabilir. Ama oradaki siyahi işbirlikçilerin fotoğrafı varken sistemin kendi denetimini sağlaması esas olandır. Malcolm X siyahi örgütlenmeyi kurarken “salon siyahi”leri diye bir kavram kullanır. Ona göre tarlada çalışan siyahiler isyankârdır. Hatta beyazların malikanelerini yakmaya can atar. Ancak “salon siyahi”leri malikaneler ateş alınca canı pahasına onu söndürmek için uğraşır. Onlar beyazların sadık uşaklarıdır. Malcolm X, kölelik boyunduruğundan tam kurtulamamışlardan söz açar konuşmasında. Bugün ise küresel imparatorluğun emirlerini yerine getirmeye hevesli çok kişi var. Hatta çeşitli devletlerin yöneticileri de kendi kişisel alanlarını genişletmek için bu güce sığınıyor.

***

Avrupa’da feodalizm çöktükten sonra eski kölelerin bir günde nasıl özgür olduklarını, ancak bunu içselleştiremediklerini kimi metinlerde okuruz. Moliere’nin “Scapen’in Dolapları”nda, Goldoni’nin “İki Efendinin Uşağı”nda uşağa artık özgür birey olduğu söylenir. Ancak o özgürlüğün ne menem bir şey olduğunu bilmez. Hayatı boyunca efendisini giydirmiştir, onun ayakkabılarını parlatmıştır. Yeni olana alışamadığı gibi gülünç durumlara düşer. Tahakküm altındaki toplumlardan “özgürlük“ düşüncesini içselleştirmiş bireyin çıkması imkânsızdır. Bu nedenle küresel emperyal işbirlikçilerini rahatlıkla avlar.

***

Emperyal sisteme karşı hâlâ en büyük güç Aydınlanma düşüncesidir. Bu düşünce ise önce kendi coğrafyasındaki işbirlikçileri teşhir etmeyi meşru kılar!

Yazarın Son Yazıları

Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025
Hüzünlü bir tiyatro günü

Hüzünlü bir tiyatro günü

Devamını Oku
29.03.2025