Herkes mi yolsuz, hepsi mi çürük?

10 Eylül 2023 Pazar

İster gönüllü olsun ister zoraki, köleliğin en yaygın ve kuşkusuz en bilinçsiz biçimi çoğunluk iradesine boyun eğmektir. Hayatımda en nefret ettiğim savunma, her alanda, her konuda “Herkes öyle yapıyor...” gerekçesi olmuştur. Bence “herkes” hiç kimse demektir ve ne birey ne toplum ne de insanlık için doğruluk ölçüsüdür.

Tam tersine.

Türkiye’ye baktığınızda, “Herkes çalıyor” diye kamusal hırsızlık meşru hale getirilmiş, “Bal tutan parmağını yalar” deyişiyle tarihsel bir geleneğe bile bağlanmıştır.

Herkes” ölçü alınarak oluşturulan meşruiyet, bazen hırsızlık, yolsuzluk, talanla yetinmez.

Herkes adına zaman zaman linç edilir, katliam, soykırım yapılır, savaş çıkarılır. Hitler’i, Mussolini’yi, Stalin’i “herkes” yaratır, diktatörlerin ardından gider, dünyayı kana bular. Oysa “herkes” katıldı diye hiçbiri doğrulanamaz yapılanların.

ORTAK SUÇ, SUÇ DEĞİL MİDİR?

Herkes”, insanlık tarihi boyunca hiç kimsenin birey olarak taşımak istemediği ayıpların, alçaklıkların, ihanet ve hatta adi suçların genele mal edilerek sorumluluğundan kaçış öznesidir sadece.

Nedense “Herkes yapıyor” diye asla bir iyilik, bir doğruluk, bir namus işaret edilmez. Herkesin yaptığı, “yapılmaması” gerekirken paylaşıldığı için bedeli ödenmeyecek bir kötülük özgürlüğü olarak sunulur, her zaman.

Herkesin yaptığını yapmak, bireysel iradeyi sürü iradesinde boğar, vicdanları susturur ve kişiyi “Yanlışlık ortaksa, doğrudur” gerekçesiyle özgürleştirdiğine bile inandırır!

Tabii ki herkes, asla “herkes” demek değildir. Daima istisnaları vardır ve herkesten anlaşılan, hemen her zaman “çoğunluk”tur.

KALABALIĞIN ORTASINDAKİ YALNIZLIK

Zordur çoğunluğa ters yönde kürek çekmek, akıntıya kapılmamak, kolaya ve geneli ardına alma rahatlığına sırt çevirmek. Zordur ak koyunlar sürüsünde kara koyun olmak, ağırdır yalnızlık. Tek başına haykıran vicdan, ne sesinin gücünden emindir ne doğruluğundan. 

Bazen, bırakın ayakta kalmak ya da başkaldırıp dikilmek, hayatta kalmak bile zordur, çoğunluğa karşı!

Oysa özgürlük, gerçek özgür irade, tam da çoğunluğun “Evet” dediği yerde “Hayır” diyebilmektir. Ya da tersi.

Türkiye, çoğunluğun saçmaladığı bir dönemden geçiyor. Ama “Herkes yapıyor” diye saçmalığa ortak olmak gerekmiyor. Herkesi oluşturan çoğunluğun karşısına, azımsanmayacak azınlıkları ardına alarak çıkmak da mümkün, çünkü istisnalar “yalnızlık” duygusu vermeyecek kadar kalabalık, hatta belki de suskun ve yılgın çoğunluk. İşte bu kapsamda, ben tarafımı seçmişim, yalnızlığı ve dışlanmayı göze alarak kendi dünya görüşümü, ölçülerimi ve sınıfımı savunuyorum, yıllardır.

İBRETLİK MAHPUSLAR, HERKESÇİ MUHALİFLER

Barış Pehlivan ve Merdan Yanardağ’ın sonuncu “ibretlikler” olarak zaten susup sinmiş bir toplumu iyice korkutmak ve tabii ki diğer gazetecileri yıldırmak için uyduruk gerekçelerle tutuklandığı bir çoğunluk diktası altında eziliyoruz. Herkes gibi yapmamak elbette kolay değil. Ama onurun, namusun, ahlakın ödenmesi zorunlu bedeli.

Oysa herhangi bir ülkenin yarı nüfusunu temsil etmek ve iktidar olmak iddiasındaki siyasal, kurumsal muhalefetin varlık nedenidir, çoğunluk diktasının “Herkes yapıyor” şablonuna teslim olmamak...

Ama Türkiye’ye bakıyoruz, ana muhalefet partisi CHP, çoğunluk diktasını yaratan AKP iktidarına karşıt eylem, söylem, düşünce ve çözüm üreteceğine adeta AKP’nin kavruk kalmış ikizi gibi.

Parti içi demokrasiyi kilitliyor, tek adam tarafından yönetiliyor, çoğunluk diktasını pışpışlıyor, Atatürk’ü anmıyor, laiklik demiyor, hiçbir Cumhuriyet değerine sahip çıkmıyor ve zaten kendi seçmenine değil, iktidarın seçmenlerine yaranmaya çalışıyor!

BAL TUTAN AVUCUNU DEĞİL, PARMAĞINI YALAR!

Seçimleri kaybetmekten hiç mi hiç rahatsız olmayan CHP’nin Millet İttifakı’na dahil ettiği diğer muhalefet partileri de farklı değil. Hepsinde “Bal tutan parmağını yalıyor”, rant ve yolsuzluk fırsatı bulan “Herkes çalıyor”... Olaya böyle bakınca, zaten CHP’nin niçin söylemi “Herkes yapıyor” olmayan diğer muhalif partileri değil de bunları Millet İttifakı’na aldığı açıklığa kavuşuyor.

Demek ki CHP, milletten çoğunluk diktasına “Hayır” diyebilenleri değil; çürümüş ortama uyan “Evet”çileri anlıyor. Belki de millet öyledir. Muhalefet de böyle.

Zaten herkes gibi yapmayı reddeden cesurlar, daima ihanete uğrar. Ama onlara adam denir. Özgür iradeleri vardır.

Yıkıcı değil, kurucudurlar.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları