Ahlaksızlığın kurumsallaşması 5 - KEMAL KILIÇDAROĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ahlaksızlığın kurumsallaşması 5 - KEMAL KILIÇDAROĞLU

03.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili dostlar, bu yazımı Nâzım’ın da dediği gibi “tırnağını annesi kesen, parmağını ise makine kesen” çocuk işçilerimize, torunlarına kurban eti toplamak için gittiği kurban pazarında gördüğü muamele yüzünden kendini asan vatandaşımıza, “Üniversite sınavında yüksek puan alıp büyükşehirlere okumaya giderse onu okutamam, inşallah düşük puan alır” diye dua etmek zorunda kalan anne-babalara ve milletin ahvalinden yine milleti haberdar etmek, bütün baskılara ve tehditlere rağmen mesleğini icra etmek için çalışan, siyasi partiler ve onların sözüm ona yayın organları tarafından hedef gösterilip tehdit edilen, başta Emre Kongar, Ali Kemal Erdem, Barış Yarkadaş, Bahar Feyzan, Osman Sert, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Timur Soykan, Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci olmak üzere; halk düşmanlarının, hırsızların, katillerin, çetelerin üzerine giden ve milletin menfaati için cesurca mesleğini yapan bütün gazetecilere ithaf ediyorum.

Sevgili dostlar, bir devletin temel gelir kaynağı vergilerdir. Vergi, adından da anlaşılacağı üzere zoralıma dayanır. Zoralımın dayanağı ise anayasalardır. Bizim anayasaya göre “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” Anayasamız bu zoralımın adaletli olmasını da öngörmüştür. Örneğin, “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” der. Ama devleti yönetenler, birileri için devleti soyulacak bir organa dönüştürmüşlerse anayasanın bu ilkeleri göz ardı edilir ve uygulanmaz. Bunun en tipik örneği “kur korumalı mevduatKKM” uygulamasıdır. Bu amaca ulaşmak için mevduat sahiplerine şu avantajlar sağlanmıştır. Devlet olarak;

1. Faiz ödeyeceksiniz.

2. Dövizdeki dalgalanmalar dolayısıyla hesap sahibi (mudi) aleyhine olumsuz bir tablo çıkarsa ayrıca kur farkı ödeyeceksiniz.

3. Yüksek faiz geliri elde eden hesap sahibinden ayrıca vergi almayacaksınız. Yani mudinin elde ettiği faiz gelirini tümüyle vergiden muaf tutacaksınız.

Peki, bu uygulamadan amaç neydi? Uygulamanın amacı şöyle açıklanmıştı. “Bankacılık sistemindeki toplam mevduat/ katılım fonu içinde Türk Lirası’nın payının artırılarak finansal istikrarın desteklenmesi...” (TCMB-21 Aralık 2021, Sayı: 2021-62) Açıkçası dövizdeki yükselişi durdurarak TL’deki erimeyi önlemek... Böylece sözde ekonomide istikrarı sağlayacaklardı. İkisi de gerçekleşmedi. Ne sözde “liralaşmayı” sağlayabildiler ne de Türk Lirası’ndaki erimeyi durdurabildiler... (20 Aralık 2021’de dolar/TL kuru 11 TL seviyelerindeydi bugün 32’leri aştı) Aksine zaman içinde dolarizasyon arttı... Giden sadece KKM sahiplerine akan milyarlarca liraydı...

VERGİDEN MUAF UYGULAMA

Biliyorum bazıları diyecek ki “Anayasada vergi konusunda istisna ve muafiyetler de yer alıyor. Bu konuda cumhurbaşkanının yetkileri var.” Doğrudur ama bu yetkilerin kamu yararına kullanılması hukukun, adaletin ve ahlakın temel kuralıdır. Örneğin, ücret gelirlerinin vergilenmesinde ya da ithalatı ikame edecek ya da istihdam yaratacak önemli yatırımlara vergileme açısından bazı istisna ve muafiyetler tanımak kabul edilebilir uygulamalardır. Çünkü vergi politikalarında aslolan toplumun-ülkenin çıkarıdır. Bu toplumsal çıkarı belirleyen temel ilke ise “sosyal devlet” anlayışıdır. Anayasanın ilk dört maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesi, devleti yöneten siyasal iktidarın aldığı kararlarda uymak zorunda olduğu, -değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen- anayasal bir hükümdür.

Peki, nedir sosyal devlet? Bu konuda yüzlerce tanım bulabilirsiniz. Ama ben Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yaptığı tanıma bağlı kalacağım. AYM bir kararında sosyal devleti şöyle tanımlamaktadır. “Sosyal devlet; çalışma gücünden ya da imkânından yoksun olan kişileri koruyucu ekonomik tedbirler alan, sosyal risklerin yarattığı olumsuzlukları bertaraf edebilecek sistemler öngören, gelir dağılımının dengesini gözeten, kamu yararı gereği sosyal ve ekonomik ilişkilere müdahale edebilen, herkesin insan onuruna uygun asgari yaşam koşullarına sahip olması için çalışan, kişilerin hayatlarını sağlıklı şekilde sürdürebilmeleri, sağlıklarını kaybettiklerinde ise tedavileri için gerekli finansmanı sağlayacak yöntemleri geliştiren, topluma sağlıklı ve huzurlu bir gelecek vaat eden devlettir.” (E.2022/15, K.2022/73, 1/6/2022)

Şimdi AYM’nin bu tanımından yola çıkarak şu soruyu sormak zorundayız... KKM uygulamasıyla milyarlarca liranın bir avuç kişiye vergisiz gelir olarak aktarılmasını hangi vicdan, hangi hukuk ve hangi ahlak kabul eder... Üstelik aktarılan para ya devletin vatandaştan topladığı vergi ya da yüksek faizle aldığı borç paradır. Bu açıkça yönetme yeteneği olmayanın denize düşürülmesi ve sonuçta da yılana sarılmasının sağlanması operasyonudur. Çünkü borç alanın emir alması gerekiyordu. Erdoğan ve ekibinin borç para bulmak için yaptığı yurtdışı gezilerin ana konusu dilencilikti. Üzülerek ifade edeyim ki 21. yüzyılın Türkiye’si bunu kesinlikle hak etmiyor.

Daha acı olanı ise ortaya çıkan bu acı tablonun gerekçesi için başlangıçta dinin-inancın istismar edilmesiydi... Ona göre “...faizi savunanlar, kusura bakmasınlar... Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda ‘nas’ ortada. ‘Nas’ ortadayken sana, bana ne oluyor?” (Erdoğan - 18 Kasım 2021) Evet, bu sözleri söyleyen ve görevini halen sürdüren Erdoğan’a bir şey olmadı ama milyonlar bile isteye yoksullaştırıldı, bir avuç varsıla milyarlar akıtıldı...

“Kuran” diyen, “nas” diyen kişi bir süre sonra 180 derece çark ederek milyonların ödediği vergilerle KKM sahiplerine köşeyi döndürdü. Daha açıkça ifade edelim, faize karşı olduğunu söyleyen kişi, yüksek faizle borçlanıp KKM sahiplerine vergisiz daha yüksek faiz geliri sağladı... Yükü de bu milletin sırtına yıktı. Bunu ancak akıldan ve bilgiden yoksun yöneticiler yapabilirdi ya da bir ülkeyi geri bıraktırmak için gizli hesapları olanlar... Oysa yüce Yaradan aklımızı kullanmayı emrediyordu... Unutulmaması gereken bir gerçek var: Aklını kiraya veren, aklını kullanamaz.

Kaldı ki bu acı gerçeği sadece bu ülkenin yurtseverleri değil, üyesi olduğumuz Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) de görmüştü. OECD yayımladığı 2023 Türkiye raporunda KKM felaketini, Türkiye açısından artabilecek maliyetleri ve ekonomide yaratacağı güvensizliği düşünerek KKM’den aşamalı olarak çıkışın gerekli olduğunu yazmıştı.

ÇARK İÇİN GEREKÇE...

Bu uygulamanın sürdürülebilirliği yoktu. Nitekim milyarlar toz olduktan sonra (tıpkı 128 milyar dolarda olduğu gibi) bu uygulamadan aşamalı olarak vazgeçilme kararı alındı. Ama Erdoğan bu geri dönüşüne-çarkına bir gerekçe bulmak zorundaydı. Bir ekonomist (!) olarak yarattığı acı tablodan kendine bir haklılık payı çıkarmak istiyordu. Cumhuriyet tarihinde borçlanarak faiz ödeme Erdoğan’ın sözde ekonomi bilgisi (!) ve bu bilgiye dayanarak (!) ortaya koyduğu uygulamayla gerçekleşmişti.

Erdoğan sonunda bir gerekçe buldu. Azerbaycan dönüşü gazetecilere şunu söylüyordu: “Biz o zaman ‘düşük faiz, düşük enflasyon’ teorisiyle çalıştık.” (14 Haziran 2023) Böyle bir teoriye hiçbir iktisat kitabında rastlamadım. Bugüne kadar bildiğim, tanıdığım hiçbir iktisatçıda böyle bir teoriden söz etmedi. Bu ülkenin kaynaklarını bir avuç rantiyeye peşkeş çeken teoriyi (!) her gün yazan-konuşan iktisatçıların da dikkatini çekmedi. Belki de Erdoğan’ı ciddiye almadılar. İkinci önemli nokta ise Erdoğan artık Kuran’dan söz etmiyordu. Dikkat buyurunuz artık “nas” aklına bile gelmiyordu, Kuran’ı “nas”ı çoktan unutmuştu. Yine Erdoğan’nın deyimiyle bu yeni çarkın adı da “faziletli döngü” olmuştu. Düşünebiliyor musunuz? Sözde faize karşı çıkan kişi aldığı kararlarla devleti tefecilere hizmet eden hale getirmişti.

Bu uygulamanın Osmanlı döneminde Galata bankerlerine sağlanan olanaktan ne farkı var? Osmanlı döneminde de devlet borç batağına sürüklenmiş ve borçluların yönetiminde Düyunu Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuştu. Aradan 100 yılı aşkın zaman geçti, Erdoğan hükümeti de 138 yıl sonra (12 Eylül 2019) Hazine’nin bünyesinde “Borçlar Genel Müdürlüğü”nü kurdu. Çünkü ülke 138 yıl sonra tekrar borç batağına sürüklenmişti. Çünkü “tek kişilik hükümet” vatandaşa değil, çıkar gruplarına hizmet ediyordu.

BEDELİ KİM ÖDÜYOR?

Peki, bunun topluma maliyeti ne kadar?

“Kur korumalı mevduata (KKM) ödenen kur farkları ve vazgeçilen stopaj gelirleri dolayısıyla uygulamanın kamuya iki yıllık maliyeti 1.1 trilyon liraya ulaştı.” (Naki Bakır, 02.05.2024, - Dünya gazetesi) Yani KKM nedeniyle 2022’nin martından 2023’ün sonuna kadar 48.5 milyar dolarlık bir fatura milletimizin önüne kondu. Faturanın büyüklüğünü daha iyi anlamak için ödenen diğer faturalarla karşılaştırmakta fayda var. Tek kişilik hükümetin bir başka soygun çarkı olan kamu-özel işbirliği projelerinden, “üçüncü boğaz köprüsü dahil, Kuzey Marmara Otoyolu projesinin toplam maliyetinin 9.3 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, sanırım KKM nedeniyle milletin önüne konan faturanın büyüklüğü ve insafsızlığı daha iyi anlaşılır.

Peki, bu yükü kim çekti ve çekmeye devam ediyor? İşçisi, memuru, emeklisi, sanatçısı, esnafı, sanayicisi, tarlada çalışan çiftçisi... Yani KKM hesabı olmayan herkes.

Peki, KKM’nin sunduğu bu olağanüstü avantajlardan bugüne kadar kaç yerli-yabancı kaç kişi yararlandı? Bu bilgi milletten saklanıyor. Ancak ortada da bir gerçek var. Bu, Cumhuriyet tarihimizin kısa sürede gerçekleşen en büyük servet transferlerinden birisidir. 85 milyon yurttaşımızın cebinden, sadece 22 aylık sürede, 48.4 milyar dolar alındı ve bir avuç varsılın cebine kondu. Milletimiz acımasız bir servet transferinin kurbanı yapıldı. Maalesef bu ahlaksız paylaştırma yapıldı ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı bir avuç tefeciye yedirildi.

Peki, biz buna yolsuzluk diyebilir miyiz? Hayır, bu, Saray tarafından hukuki altyapısı oluşturulmuş ahlaksız bir soygundur. O nedenle ahlaksızlığın kurumsallaşması diyoruz... Tek kişilik hükümetin aldığı kararlarla devlet milletin gözleri önünde soyuluyor. Emre Kongar Hoca’mızın dediği gibi, “Ülkemiz, siyaseten ve hukuken ‘tam hukuksuzluk’ ve ‘tam gayrimeşruluk’ dönemi yaşıyor.” (Cumhuriyet, 09.06.2024)

Son söz: Ve sevgili dostlar unutmayınız ki ödediği vergilerin hesabını sormayan bir toplum, egemen güçler tarafından teslim alınmış toplumdur...

KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP 7. GENEL BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025