Ahlaksızlığın kurumsallaşması 5 - KEMAL KILIÇDAROĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ahlaksızlığın kurumsallaşması 5 - KEMAL KILIÇDAROĞLU

03.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili dostlar, bu yazımı Nâzım’ın da dediği gibi “tırnağını annesi kesen, parmağını ise makine kesen” çocuk işçilerimize, torunlarına kurban eti toplamak için gittiği kurban pazarında gördüğü muamele yüzünden kendini asan vatandaşımıza, “Üniversite sınavında yüksek puan alıp büyükşehirlere okumaya giderse onu okutamam, inşallah düşük puan alır” diye dua etmek zorunda kalan anne-babalara ve milletin ahvalinden yine milleti haberdar etmek, bütün baskılara ve tehditlere rağmen mesleğini icra etmek için çalışan, siyasi partiler ve onların sözüm ona yayın organları tarafından hedef gösterilip tehdit edilen, başta Emre Kongar, Ali Kemal Erdem, Barış Yarkadaş, Bahar Feyzan, Osman Sert, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Timur Soykan, Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci olmak üzere; halk düşmanlarının, hırsızların, katillerin, çetelerin üzerine giden ve milletin menfaati için cesurca mesleğini yapan bütün gazetecilere ithaf ediyorum.

Sevgili dostlar, bir devletin temel gelir kaynağı vergilerdir. Vergi, adından da anlaşılacağı üzere zoralıma dayanır. Zoralımın dayanağı ise anayasalardır. Bizim anayasaya göre “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” Anayasamız bu zoralımın adaletli olmasını da öngörmüştür. Örneğin, “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” der. Ama devleti yönetenler, birileri için devleti soyulacak bir organa dönüştürmüşlerse anayasanın bu ilkeleri göz ardı edilir ve uygulanmaz. Bunun en tipik örneği “kur korumalı mevduatKKM” uygulamasıdır. Bu amaca ulaşmak için mevduat sahiplerine şu avantajlar sağlanmıştır. Devlet olarak;

1. Faiz ödeyeceksiniz.

2. Dövizdeki dalgalanmalar dolayısıyla hesap sahibi (mudi) aleyhine olumsuz bir tablo çıkarsa ayrıca kur farkı ödeyeceksiniz.

3. Yüksek faiz geliri elde eden hesap sahibinden ayrıca vergi almayacaksınız. Yani mudinin elde ettiği faiz gelirini tümüyle vergiden muaf tutacaksınız.

Peki, bu uygulamadan amaç neydi? Uygulamanın amacı şöyle açıklanmıştı. “Bankacılık sistemindeki toplam mevduat/ katılım fonu içinde Türk Lirası’nın payının artırılarak finansal istikrarın desteklenmesi...” (TCMB-21 Aralık 2021, Sayı: 2021-62) Açıkçası dövizdeki yükselişi durdurarak TL’deki erimeyi önlemek... Böylece sözde ekonomide istikrarı sağlayacaklardı. İkisi de gerçekleşmedi. Ne sözde “liralaşmayı” sağlayabildiler ne de Türk Lirası’ndaki erimeyi durdurabildiler... (20 Aralık 2021’de dolar/TL kuru 11 TL seviyelerindeydi bugün 32’leri aştı) Aksine zaman içinde dolarizasyon arttı... Giden sadece KKM sahiplerine akan milyarlarca liraydı...

VERGİDEN MUAF UYGULAMA

Biliyorum bazıları diyecek ki “Anayasada vergi konusunda istisna ve muafiyetler de yer alıyor. Bu konuda cumhurbaşkanının yetkileri var.” Doğrudur ama bu yetkilerin kamu yararına kullanılması hukukun, adaletin ve ahlakın temel kuralıdır. Örneğin, ücret gelirlerinin vergilenmesinde ya da ithalatı ikame edecek ya da istihdam yaratacak önemli yatırımlara vergileme açısından bazı istisna ve muafiyetler tanımak kabul edilebilir uygulamalardır. Çünkü vergi politikalarında aslolan toplumun-ülkenin çıkarıdır. Bu toplumsal çıkarı belirleyen temel ilke ise “sosyal devlet” anlayışıdır. Anayasanın ilk dört maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesi, devleti yöneten siyasal iktidarın aldığı kararlarda uymak zorunda olduğu, -değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen- anayasal bir hükümdür.

Peki, nedir sosyal devlet? Bu konuda yüzlerce tanım bulabilirsiniz. Ama ben Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yaptığı tanıma bağlı kalacağım. AYM bir kararında sosyal devleti şöyle tanımlamaktadır. “Sosyal devlet; çalışma gücünden ya da imkânından yoksun olan kişileri koruyucu ekonomik tedbirler alan, sosyal risklerin yarattığı olumsuzlukları bertaraf edebilecek sistemler öngören, gelir dağılımının dengesini gözeten, kamu yararı gereği sosyal ve ekonomik ilişkilere müdahale edebilen, herkesin insan onuruna uygun asgari yaşam koşullarına sahip olması için çalışan, kişilerin hayatlarını sağlıklı şekilde sürdürebilmeleri, sağlıklarını kaybettiklerinde ise tedavileri için gerekli finansmanı sağlayacak yöntemleri geliştiren, topluma sağlıklı ve huzurlu bir gelecek vaat eden devlettir.” (E.2022/15, K.2022/73, 1/6/2022)

Şimdi AYM’nin bu tanımından yola çıkarak şu soruyu sormak zorundayız... KKM uygulamasıyla milyarlarca liranın bir avuç kişiye vergisiz gelir olarak aktarılmasını hangi vicdan, hangi hukuk ve hangi ahlak kabul eder... Üstelik aktarılan para ya devletin vatandaştan topladığı vergi ya da yüksek faizle aldığı borç paradır. Bu açıkça yönetme yeteneği olmayanın denize düşürülmesi ve sonuçta da yılana sarılmasının sağlanması operasyonudur. Çünkü borç alanın emir alması gerekiyordu. Erdoğan ve ekibinin borç para bulmak için yaptığı yurtdışı gezilerin ana konusu dilencilikti. Üzülerek ifade edeyim ki 21. yüzyılın Türkiye’si bunu kesinlikle hak etmiyor.

Daha acı olanı ise ortaya çıkan bu acı tablonun gerekçesi için başlangıçta dinin-inancın istismar edilmesiydi... Ona göre “...faizi savunanlar, kusura bakmasınlar... Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda ‘nas’ ortada. ‘Nas’ ortadayken sana, bana ne oluyor?” (Erdoğan - 18 Kasım 2021) Evet, bu sözleri söyleyen ve görevini halen sürdüren Erdoğan’a bir şey olmadı ama milyonlar bile isteye yoksullaştırıldı, bir avuç varsıla milyarlar akıtıldı...

“Kuran” diyen, “nas” diyen kişi bir süre sonra 180 derece çark ederek milyonların ödediği vergilerle KKM sahiplerine köşeyi döndürdü. Daha açıkça ifade edelim, faize karşı olduğunu söyleyen kişi, yüksek faizle borçlanıp KKM sahiplerine vergisiz daha yüksek faiz geliri sağladı... Yükü de bu milletin sırtına yıktı. Bunu ancak akıldan ve bilgiden yoksun yöneticiler yapabilirdi ya da bir ülkeyi geri bıraktırmak için gizli hesapları olanlar... Oysa yüce Yaradan aklımızı kullanmayı emrediyordu... Unutulmaması gereken bir gerçek var: Aklını kiraya veren, aklını kullanamaz.

Kaldı ki bu acı gerçeği sadece bu ülkenin yurtseverleri değil, üyesi olduğumuz Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) de görmüştü. OECD yayımladığı 2023 Türkiye raporunda KKM felaketini, Türkiye açısından artabilecek maliyetleri ve ekonomide yaratacağı güvensizliği düşünerek KKM’den aşamalı olarak çıkışın gerekli olduğunu yazmıştı.

ÇARK İÇİN GEREKÇE...

Bu uygulamanın sürdürülebilirliği yoktu. Nitekim milyarlar toz olduktan sonra (tıpkı 128 milyar dolarda olduğu gibi) bu uygulamadan aşamalı olarak vazgeçilme kararı alındı. Ama Erdoğan bu geri dönüşüne-çarkına bir gerekçe bulmak zorundaydı. Bir ekonomist (!) olarak yarattığı acı tablodan kendine bir haklılık payı çıkarmak istiyordu. Cumhuriyet tarihinde borçlanarak faiz ödeme Erdoğan’ın sözde ekonomi bilgisi (!) ve bu bilgiye dayanarak (!) ortaya koyduğu uygulamayla gerçekleşmişti.

Erdoğan sonunda bir gerekçe buldu. Azerbaycan dönüşü gazetecilere şunu söylüyordu: “Biz o zaman ‘düşük faiz, düşük enflasyon’ teorisiyle çalıştık.” (14 Haziran 2023) Böyle bir teoriye hiçbir iktisat kitabında rastlamadım. Bugüne kadar bildiğim, tanıdığım hiçbir iktisatçıda böyle bir teoriden söz etmedi. Bu ülkenin kaynaklarını bir avuç rantiyeye peşkeş çeken teoriyi (!) her gün yazan-konuşan iktisatçıların da dikkatini çekmedi. Belki de Erdoğan’ı ciddiye almadılar. İkinci önemli nokta ise Erdoğan artık Kuran’dan söz etmiyordu. Dikkat buyurunuz artık “nas” aklına bile gelmiyordu, Kuran’ı “nas”ı çoktan unutmuştu. Yine Erdoğan’nın deyimiyle bu yeni çarkın adı da “faziletli döngü” olmuştu. Düşünebiliyor musunuz? Sözde faize karşı çıkan kişi aldığı kararlarla devleti tefecilere hizmet eden hale getirmişti.

Bu uygulamanın Osmanlı döneminde Galata bankerlerine sağlanan olanaktan ne farkı var? Osmanlı döneminde de devlet borç batağına sürüklenmiş ve borçluların yönetiminde Düyunu Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuştu. Aradan 100 yılı aşkın zaman geçti, Erdoğan hükümeti de 138 yıl sonra (12 Eylül 2019) Hazine’nin bünyesinde “Borçlar Genel Müdürlüğü”nü kurdu. Çünkü ülke 138 yıl sonra tekrar borç batağına sürüklenmişti. Çünkü “tek kişilik hükümet” vatandaşa değil, çıkar gruplarına hizmet ediyordu.

BEDELİ KİM ÖDÜYOR?

Peki, bunun topluma maliyeti ne kadar?

“Kur korumalı mevduata (KKM) ödenen kur farkları ve vazgeçilen stopaj gelirleri dolayısıyla uygulamanın kamuya iki yıllık maliyeti 1.1 trilyon liraya ulaştı.” (Naki Bakır, 02.05.2024, - Dünya gazetesi) Yani KKM nedeniyle 2022’nin martından 2023’ün sonuna kadar 48.5 milyar dolarlık bir fatura milletimizin önüne kondu. Faturanın büyüklüğünü daha iyi anlamak için ödenen diğer faturalarla karşılaştırmakta fayda var. Tek kişilik hükümetin bir başka soygun çarkı olan kamu-özel işbirliği projelerinden, “üçüncü boğaz köprüsü dahil, Kuzey Marmara Otoyolu projesinin toplam maliyetinin 9.3 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, sanırım KKM nedeniyle milletin önüne konan faturanın büyüklüğü ve insafsızlığı daha iyi anlaşılır.

Peki, bu yükü kim çekti ve çekmeye devam ediyor? İşçisi, memuru, emeklisi, sanatçısı, esnafı, sanayicisi, tarlada çalışan çiftçisi... Yani KKM hesabı olmayan herkes.

Peki, KKM’nin sunduğu bu olağanüstü avantajlardan bugüne kadar kaç yerli-yabancı kaç kişi yararlandı? Bu bilgi milletten saklanıyor. Ancak ortada da bir gerçek var. Bu, Cumhuriyet tarihimizin kısa sürede gerçekleşen en büyük servet transferlerinden birisidir. 85 milyon yurttaşımızın cebinden, sadece 22 aylık sürede, 48.4 milyar dolar alındı ve bir avuç varsılın cebine kondu. Milletimiz acımasız bir servet transferinin kurbanı yapıldı. Maalesef bu ahlaksız paylaştırma yapıldı ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı bir avuç tefeciye yedirildi.

Peki, biz buna yolsuzluk diyebilir miyiz? Hayır, bu, Saray tarafından hukuki altyapısı oluşturulmuş ahlaksız bir soygundur. O nedenle ahlaksızlığın kurumsallaşması diyoruz... Tek kişilik hükümetin aldığı kararlarla devlet milletin gözleri önünde soyuluyor. Emre Kongar Hoca’mızın dediği gibi, “Ülkemiz, siyaseten ve hukuken ‘tam hukuksuzluk’ ve ‘tam gayrimeşruluk’ dönemi yaşıyor.” (Cumhuriyet, 09.06.2024)

Son söz: Ve sevgili dostlar unutmayınız ki ödediği vergilerin hesabını sormayan bir toplum, egemen güçler tarafından teslim alınmış toplumdur...

KEMAL KILIÇDAROĞLU

CHP 7. GENEL BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026