Enflasyon bir sonuç... Ve bir sorumlu da iklim krizi. Unutmayalım

05 Kasım 2021 Cuma

Biz insanların ancak bir felaketle yüz yüze kaldığımızda mı aklımız başımıza geliyor? Yoksa orada bile gelmiyor mu? Peki, neden? Durup bir düşünsek ya..

Daima şununla övünmedi mi insanoğlu: “Bizi diğer hayvanlardan farklı kılan beynimiz. Aklını kullanarak insan bugün dünyanın egemen gücü haline geldi. İleri teknolojileri, uzayda yaşam arayışları, insan ömrünün uzaması vs... Peki, o halde tehlike çanları var gücüyle çalıp dururken, iklim krizi artık hepimizin yaşamını tehdit eder hale gelirken neden atılması gereken adımlar atılmıyor? Neyi bekliyoruz? Ne olacak da aklımız başımıza gelecek? O zaman da çok geç olmayacak mı? Bunu deprem bölgelerinde çürük binalar inşa ederek yaşadık, dere yataklarına konutlar kondururken yaşadık. Ders almadık; hâlâ yaşıyoruz. 

Aylardır peşi peşine zamlar geliyor: Doğalgaza, gıdaya, giyime, elektroniğe, suya, elektriğe... Zincirleme yayılıyor: Konut fiyatlarına, ulaşıma, özel okul fiyatlarına, taksilere... Bakıyoruz tek bir suçlu var: Doların yükselişi. Tamam. Tek adam iktidarının keyfi kararları, kötü yönetim, Merkez Bankası üzerindeki faiz indirim baskısı vs. Hepsi tamam. Ama sadece tek ama tek suçlu döviz fiyatlarının artışı ve bizim paramızın değer kaybı mı? Bakıyoruz enflasyon tüm dünyada yükselişte. 

Glasgow’da COP26 İklim Zirvesi sürerken bir de baktık merkez bankalarının başkanları da konuya dahil olmuşlar. Açıklamayı eski İngiltere Bankası Başkanı Mark Carney yaptı. Ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyonuna ulaşmayı taahhüt eden bir finans şirketleri koalisyonunun başlatıldığını duyurdu. Glasgow Net Sıfır İçin Finansal İttifak (Gfanz), 45 ülkede 450’nin üzerinde banka, varlık yöneticisi ve sigortacıdan oluşuyor. Koalisyon, ekonomilerin net sıfıra geçişine yardımcı olmak için 130 trilyon dolara kadar finansman sağlayacak. Finans dünyasının bu girişimi tartışılabilir, yeterli bulunur, bulunmaz. Konu o değil. Zaten bir süredir üzerlerinde bilim dünyasından, iklim aktivistlerinden yoğun bir baskı vardı. 

Dikkat çekmek istediğim husus artık iklim değişikliğinin finansal istikrar üzerindeki etkilerinin de gün yüzüne çıkıyor olması ve finans dünyasının bundan duyduğu tedirginlik. 

Merkez bankalarının birincil hedefleri, istikrarlı fiyatları korumak ve düşük enflasyona ulaşmaktır. Bu yüzden bugüne kadar küresel ısınma konusu hep es geçilmişti. Ama son aylarda peşi peşine yayımlanan raporlar iklim değişikliğinin sadece finansal istikrar için değil, aynı zamanda fiyatlar ve enflasyon için de bir tehdit oluşturduğunu gösterdi.

Daha detaylı bilgi için: ( https://theconversation.com/why-climate-change-poses-a-threat-to-central-banks-168668 )

Örneğin daha yüksek sıcaklıklar ve kuraklıklar, tarımsal üretimde düşüşe neden olarak gıda kıtlığına neden olabiliyor. Bu da gıda talebi arzdan daha yüksek olduğundan fiyatları yukarı çekebiliyor. 

İki bilim insanının (Manchester Üniversitesi’nde Osman Ouattara ve Koyesha Mukherjee) iklim ve para politikası üzerine yeni bir araştırmasına göre, sıcaklık şokları enflasyonist baskılara yol açıyor. İklimle ilgili değişkenlerin ekonomik etkisine ilişkin mevcut literatür, büyüme, gelir, mali tepki ve yoksulluk gibi sonuçlara bakarken sıcaklık şoklarının enflasyon üzerindeki etkisi bugüne kadar büyük ölçüde ihmal edildi. Yeni araştırma 80’i gelişmekte, 27’si de gelişmiş ülke olmak üzere 107 ülkede yapıldı. Sıcaklık değişimlerinin yıllar içinde (1961-2014) enflasyon üzerindeki etkileri analiz edildi. Bilim insanları gıda fiyatlarından enerjiye, ihraç edilen malları üretme kabiliyetine kadar bir dizi kanıt buldular. 

Endişe verici bir şekilde, sonuçlardan bazıları enflasyonun iklim değişikliğine dinamik tepkisinin, ilk şoktan birkaç yıl sonra bile kalıcı olduğunu gösteriyor. Gelişmiş ülkeler bundan daha kısa süre etkilenirken gelişmekte olan ülkelerde altı yıl hatta daha uzun bile sürebiliyor. ( https://link.springer.com/article/10.1007/s10584-021-03149-2 )

Ouattara, “Kolayca tanımlanabilen diğer arz şoklarının aksine, sıcaklık şokları ‘sessiz bir hastalık’ gibi davranır. Merkez bankalarının uzun süredir iklimle ilgili konulara ilgisiz kalması, sıcaklık şoklarının etkilerini daha da endişe verici hale getiriyor” diyor. Ve uyarıyor: “Merkez bankaları para politikalarını enflasyon ve iklim kaynaklı değişiklikleri göz önünde bulundurarak belirlemek zorunda.”  

Sonuç: Kafayı kuma gömmenin bir faydası yok. En hızlı önlem alan, kendi üreticisini de vatandaşını da koruyan, politikalarını buna göre ayarlayan, bunu yaparken karbon emisyonlarını da azaltan ülkeler biraz daha kendilerini korumuş olacaklar. Yoksa gelecek karanlık, hem de alabildiğine karanlık...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları