Bu yazı erkeklere hitaben yazıldı. Kadınlığın tarifini yapmayı çok seven, dayatan, o tarife uyulmayan her hal ve davranışı “öyle ya da böyle, bir şekilde” cezalandıran bu toplumun erkeklerine... Ama hakkını verelim Cumhurbaşkanı Erdoğan onlardan bir adım önde. Son salvosu “Çocuk doğurmayan kadın yarım kadındır” sözü ile zaten içi tıka basa dolu olan “gündem-tartışma çuvalını” tersyüz etmeyi başardığı için. Evet, soru şu: Yarım erkek kime denir?
Biraz açalım mı? Yok “erkekliğinizi” masaya yatırmıyoruz, korkmayın!
Mesela karılarınız tarlada, evde çalışır, yemek ve temizlik yapar, aynı zamanda çocuk bakar, aynı zamanda yaşlı ana babalara hizmet ederken bir de sizin her işinize koşmasından bahsediyorum. Elinizi masadaki tuza bile uzatmaya üşenen size, kapı çalındığında koltuktan kalkmayan siz erkeklere. Eliniz kolunuz mu tutmuyor, bacaklarınız mı? Yarım erkek misiniz?
Karınız çalışıyor, akşam yorgun eve geliyor; kim bilir belki de birlikte geliyorsunuz. Siz kanepeye televizyon başına, o doğru mutfağa... Neden? Acaba siz yarım erkek misiniz?
Çocuğun veli toplantısı... Ya da okuldan çağırmışlar... Kadın işini ona göre ayarlıyor, utana sıkıla izin alıyor yöneticisinden. Sizin öyle bir derdiniz yok. Çocuklarla ilgili konular “bizim hanımın” değil mi? Neden? Yarım erkek misiniz?
Hadi çıtayı biraz yükseltelim... Beyaz yakalı dediğimiz kişilerdensiz. Eğitimli, çalışma hayatının içinde... Hatta eşitlikçi, hatta devrimci geçiniyorsunuz.. Sizinle aynı işi yapan kadın meslektaşınızın sizden daha düşük ücret aldığını biliyorsunuz. Ama sesinizi çıkarmıyorsunuz. Çıkarmadığınız gibi o kadın meslektaşınız, iş arkadaşınız aile, ev ve çocuk gibi nedenlerden dolayı izin almaya kalktığında surat asıyorsunuz. Veya bunu fırsat olarak kullanıp bir üst pozisyona atanma uğraşı içine giriyorsunuz? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Tam erkek gibi değil mi?
13 yıldır bu iktidar kadın bedeni üzerinden siyaset yaptı ve daima kadın düşmanı oldu. Kadına yönelik şiddet azalmayıp artarken kadın bakanlığı aileden sorumlu bakanlığa dönüştürüldü. “Kızlarımız mutlaka okumalı” derken 4+4+4 sistemi ile kızlar ikinci 4’lük eğitim sistemine bile gidemez hale getirildi. “Kadınların istihdamı önemli” söylemi sürerken öte yandan süt izni kullanan kadın memurların geçirdiği zamanın “çalışmadığı zaman olarak kaydedilmesi ve döner sermaye ödeneklerinin kesilmesi” talimatı verildi.
Tüm bunlar sizin, bizim, hepimizin gözleri önünde gerçekleşti, hâlâ da yaşanıyor. Ama hepsi kadınların meselesi oldu. Kadın örgütleri yürüyor, isyan ediyor. Hangisine, kaçınız katılıyor? Kalkınma hedeflerinde 187 ülke içinde 146. kadın başlıklı tüm endekslerde neredeyse sonuncuyuz. Kaç erkek bu rakamların farkında?
Bu toplumun yarısını kadınlar oluşturuyorsa diğer yarısını da siz oluşturuyorsunuz. Yani 40 milyona yakın erkeksiniz. İktidarın dümen suyunda gezinenleri bir tarafa bırakın. Geri kalan sizler, şunu görmüyor musunuz? Bu toplum hızla kadınlar üzerinden dönüştürülüyor. Cumhuriyet değerlerini sistematik olarak yok etmenin hızlandırılmış adımları “kadınlar” üzerinden atılıyor.
Şimdi lütfen 5 dakikanızı ayırın ve erkekliğinizi düşünün. Yarım erkek misiniz? Yoksa tam erkek mi? Yoksa ne?..
Yarım erkek
Yazarın Son Yazıları
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?
AKP’nin elinde 2 torba: Biri Gezi, diğeri ‘terör’