Öztin Akgüç

Kumpas, Türkiye Cumhuriyeti’ne kuruldu

14 Nisan 2021 Çarşamba

Ülkemizde 1980 sonrası siyasal ve ekonomik gelişmeleri, sorunları, ABD’nin 70’li yıllarda planladığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde irdelemek gerekir. Proje, genişletilmiş şekliyle, Kuzey Afrika’nın Atlantik kıyısından Hazar’a kadar uzanan bölgeyi ABD’nin egemenliği altına almayı, bilinen petrol ve doğalgaz rezervinin yüzde 60’ına sahip alanı kontrol etmeyi, rakiplerine karşı üstünlük sağlamayı, 500 milyona yakın nüfuslu bir pazarı arka bahçe haline getirmeyi amaçlar. Projenin uygulamaya konulduğu yıllarda SSCB, Afganistan’da yenilgiye uğrayarak dağılma sürecine girdiğinden; Avrupa Birliği tam oluşmadığından; Çin, henüz ekonomik ve siyasal güç olarak belirlenmediğinden dünya, ABD’nin güdümünde tek kutupludur.

Proje, bölge ülkeleri arasında ekonomik işbirliği kurulmasını, ortak finansal ve ekonomik kurumlar oluşturulmasını, bölgenin ikili anlaşmalarla da ABD’nin egemenliği altına girmesini öngörür. Ülkeler arasında birlik sağlanması için coğrafi yakınlık, din, dil, kültür ortaklığı gerekli olmakla beraber yeterli olmadığından, ülkelerin siyasal ve ekonomik yapılarının da yakınlaşması, uzlaşı gereklidir. Uyum sağlamak üzere, siyasal model olarak ılımlı İslam, ekonomik model olarak da serbest pazar düzeni belirlenmiş; bölgeye örnek olarak da Türkiye seçilmiştir. Türkiye’nin seçiminde konumu, modele yatkınlığı, ekonomik ve siyasal düzeni, ülkede işbirliği yapılabilecek kitlenin varlığı etkili olmuştur. Projenin uygulanması için Türkiye’nin “yeniden yapılandırılması” Cumhuriyete bağlı, ulusalcı, tam bağımsızlığı savunan, emperyalizme karşı olan kişi ve kurumların tasfiye edilmesi gerekli görülmüştür. Türkiye’ye karşı Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası başlatılan ambargolar şiddetlendirilerek yerli uzantılarının stoklama ve spekülatif girşimleriyle de desteklenerek ekonomi krize sokulmuş, iç çatışmalar tahrik edilmiş, toplumda kurtarıcı beklentisi psikolojik ortamı oluşturulmuştur. Projenin ekonomik modeli, 24 Ocak Kararları olarak T. Özal tarafından krizden çıkış programı olarak kamuoyuna sunulmuştur. 12 Eylül darbesiyle modelin fiilen uygulamasına başlanmış, ABD’nin önerileri, telkinleri doğrultusunda siyaset, bürokrasi, eğitim sistemi, üniversiteler yeniden düzenlenmiş, gereken tasfiyeler yapılmış, kısıtlı, vetolu bir seçimle T. Özal’ın iktidara gelmesi sağlanarak ılımlı İslama da yol açılmıştır. Modelin benimsenmesi için Türk-İslam sentezi alalamasıyla Cumhur İttifakı’nın da nüvesi oluşturulmuştur. Adım adım AKP’nin yüzde 34 oyla iktidara gelmesi de sağlanarak proje uygulamaya konulmuştur. ABD tarafından kumpas, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kurulduğundan, Cumhuriyetin kazanımları yok edilmiş, Türkiye’nin hemen her alanda küme düşmesinin yolu açılmıştır. Montreux Sözleşmesi’nin gündeme getirilmesi de kumpas sürecinin bir aşamasıdır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış, yalnız oy tabanı, tarikatların, cemaatlerin taleplerini isaf, yerine getirmek değil, kararname ile uluslararası sözleşmeden çıkış denemesi, kamuoyu yoklaması yapılmasıdır.

Montreux Sözleşmesi yalnız Türkiye’yi değil, Karadeniz’de kıyısı bulunan tüm ülkeleri ilgilendirmektedir. Sözleşme, o tarihte Karadeniz’de kıyısı bulunan ülkelerin yanı sıra Büyük Britanya, Fransa, Japonya ve Yunanistan tarafından da imzalanmıştır. Sözleşme, Lozan Antlaşması’nın tamamlayıcısıdır. Sözleşme ile boğazlardan geçişi denetleyen komisyon kaldırılarak denetleme yetkisi tümüyle Türkiye’ye devredilmiş; Türkiye’nin boğazları silahlandırabileceği kabul edilmiş; katılmadığı bir savaşta, savaş gemilerinin geçişi yasaklanmış, Türkiye’ye savaşta taraf olması halinde geçiş şartlarını, sınırlarını dilediği gibi belirleme hakkı tanınmış, kıyısı bulunmayan ülkelerin Karadeniz de bulundurabilecekleri savaş gemilerinin tonajı ve süresi sınırlandırılmıştır. Son günlerde iki ABD savaş gemisinin Karadeniz’e geçiş koşulları sözleşme uygulamasının somut örneğidir. Geçiş için önceden Türkiye bilgilendirilmiş, onay alınmış, tonaj sınırına ve Karadeniz’de kalma süresine uyulmuştur. Örnek, sözleşmenin kimin için ayak bağı olduğunun, ABD’nin niçin sözleşmeyi değiştirme telkininde bulunduğunun kanıtıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, bağımsızlığının giderek elden kaymakta olduğunu, sıranın Türkiye Cumhuriyeti’ne bağımsızlık sağlayan Lozan ve Montreux antlaşmalarına geldiğini gören yurtsever çevreler, bildiriler yayımlayarak kamuoyunu uyarmaya çalışmaktadır. Amirallerin bildirisi de bir kaygının ifadesi olarak algılanmalı, kaygı dışında bir im yüklenmemelidir. Türkiye’nin ana sorunu, tam bağımsızlık ve Cumhuriyeti korumaktır.

Ülke üzerinde oynanan oyunların oluşturduğu ortamdan yararlanarak iktidar olanların, kumpasın kazançlı tarafı olmalarına karşın, mağduru oynayarak, yasal olmayan yollarla da karşıtlarını sindirme girişiminde bulunarak iktidarda kalma istekleri, sorunların ana kaynağı olmaktadır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sömürü 16 Haziran 2021
Aranan kişilik 2 Haziran 2021
Yüz iki yıl sonra 19 Mayıs 2021