‘Güzel olan hiçbir eser yıkılmaz’

14 Haziran 2022 Salı

Geçen cumartesi günü, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde, “tadı damağımda kalan” bir etkinliğin içinde kendimi buldum. Sıcaklığını çok uzun süreçler unutmayacağımı biliyorum. Engin-Erhan Karaesmen çiftini ODTÜ’den bilmeyen yoktur demek büyük haksızlık olur. Onları, ülkemiz ve dünya ölçeğinde inşaat başta, mühendisliğin her dalından zirvelere ulaşmış birçok kuşaktan birden bilim insanı kadar, katlanan sayılarla müziğin, güzel sanatların her alanından o kadar insan tanıyor ki..

Etkinlik şekil olarak Erhan Karaes-men’in öğrencilerinin yayımlanmış yazılarını derleme gibi bir çılgınlığa kalkışmalarının sonucu çıkan kocaman kitabın tanıtımı üzerinden düzenlenmişti. Etkinliğin içinde yaşadığımız gerçek sürpriz ise iki çılgın bilim insanının, sanatın her alanına bulaşmış çiftin yaşamlarının her kesiminden, yetişmelerinde çılgınlıkları ile örnek olmuş, kendileri gibi de çılgınlığa bulaştırdıkları bir salona sığamayan sayıda katılımcının, topunun birden çok coşkulu olarak hem anılarını hem de yetiştirilmeleri üzerinden sevinçle katkılarını anlatmaya hazır olmalarıydı.

Saatlerle, oturduğum koltuğa kilitlenmiş, satır aralarını kaçırmamak üzere dinledikten sonra bile, asıl salon toplantısının ardından keyifle kim bilir kaç saat sürmüş özel sohbetin içinde olamamanın hayıflanmasıyla söylenip durdum. Raylı sistemin kapanması sonrası saatlere kalamamak gibi bir kaygım söz konusuydu. Erhan Hoca ise açılışta kurduğu, başlığa almak gereğini duyduğum “Güzel olan hiçbir eser yıkılmaz” cümlesi ile, yıkılmayan yapılar, kubbeler, sanat eserleri ile başta müzik, sanatın her alanına dönük işin sırrını özetleyivermişti.

Çok uzun yıllar Cumhuriyet gazetesi çatısı altında yaşanmış birlikteliklerin üzerine, ikisi bir arada en son ODTÜ’de yaptığımız “Üç kuşak söyleşisinin” içeriği eklemlenmişti. Birden sonuncusu dün sabah olmak üzere, son aylar derken son günlerde yaşamakta olduğumuz doğa felaketleri, depremler, seller üzerinden yaşananlara ilişkin bilimsel açıklamaların dilinin, doğruluklarının ne kadar da kolay okunabileceğine bir kez daha tanıklık etmiş oldum.

***

Sevgili hocalarımız için düzenlenen etkinlikte, bilimsel verilerle, sanatsal veriler arasındaki kopmaz bağlar üzerinden o kadar çok anlatıma tanıklık etmiştik ki. Dünün bilim uzmanlarının yaptıkları açıklamaların öylesine çoklu, sıklı vurgulamaları ile buluşuluyordu ki.. Tamam geçmişten günümüze yüzyıllar içinde işlenen, bilime aykırı insanlık suçları üzerinden gelinen, gerçekliklerin sonuçları var. İnsanların kirli çıkarları adına işledikleri suçların sonsuzluğu üzerinden gelinen kaçınılmaz sonuçlar söz konusu.. Bilim dili ile doğaya karşı işlenmiş suçların iki ayaklı karşılıkları var.

Doğal dengelerin bu suçlar sonucu bozulması ile bağlantılı yaşanan iklim değişiklikleri bir ayaksa, ikinci daha ağır suçların ayağında, kirli kazançlar uğruna doğaya aykırı yapılaşmaların, iş cinayeti sayılacak öldürücü, yaralayıcı, vurucu sonuçları söz konusu. En son Ankara’daki ölümlü dere taşmaları, selleri aklın alması zor. Ancak bir gün önce debisi düşük akan bir derenin bir gün sonra insan canı alan doğal afete, sele dönüşmesi gerçekten de kirli çıkarlar adına ağır yapılaşma suçlarının eseri.

Şeytan dürtüyor; yılların parlak belediye başkanlığı vitrini üzerinden gerçeğinde Saray’ın zorlu operasyonu ile, yolsuzlukların pıtrak gibi sonuna ulaşılamamasının bedeli görevden kapalı kapılar arkasında alınmış, hesaplaşılmamış olmasının payını nereye koyacağız? Ege kıyılarında çok küçük ölçeklerdeki depremler sonrasında yaşanan yıkımları nasıl açıklayacağız? Bilim adına gerçekleri bilenler hep susabilirler mi ki.. Kuşkusuz susmamalılar..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları