Yakın tarihimizin en önemli, en çarpıcı olayıdır, RTE-Cemaat iktidarı. Hem yaşadıklarımız açısından hem sonuçları ve daha bitmeyen sürecin bundan sonra doğuracakları açısından. İkili iktidar yapısı çöktü, bu çöküşü adım adım Çatışmanın Anatomisi’nde büyük boyutlarıyla izledim. Şimdi iktidar tek ayaklı oldu. Cemaat büyük çatırtının altında kaldı, süreç RTE ile yeni bilinmezlere doğru yelken açmış durumda. Bilinin tek şey, tek ayak nasıl çöktüyse, topal kalan öbür ayağın da çökeceğidir.
Bu iktidar yapısının kurbanlarından Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, AKPCemaat iktidarı altında yaşananlara bu kez ABD’nin kriptolarının peşine düşerek “içeriden” yaklaşıyorlar. Cemaat- AKP iktidar çatışmasının en erken izlerinden başlayarak “Mahrem”lerine giriyorlar. Bakıyorlar ki oooo burası tam bir “savaş alanı”..
“Sızıntı / Wikileaks’ta Ünlü Türkler” kitaplarıyla Wikileaks belgelerini arşınlayan iki Barış, şimdi iki gücün çatışması açısından sadece Wikileaks kayıtlarında değil, devletin resmi belgelerinin ve “gölge CIA” adıyla ünlenen ve bilgi ve yorum toplayan “Stratfor notları”nın içine derinden giriyor ve şimdiye kadar bilmediğimiz olayları anlatıyorlar. Amerikalıların tuttuğu kayıtlara baktığınızda, yaşanan büyük çatışmanın fotoğrafını da hayal etmeniz mümkün. Kitabın içinde bir meraklı kedi dolaşıyor, onu izleyin sizi bakın nerelere götürecek.
Fotoğrafın içinde neler akıp gidiyor, olaylar, ünlü kişilikler ve bunlar hakkında ilginç yorumlar... Mesela Odalar Birilği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu için eski Ankara Büyükelçisi Edelman “Gül’ün kuklası” diyor. Yine, daha 2005’te o zaman Dışişleri Bakanı olan Gül’ün Erdoğan’a karşı bir alternatif lider olarak inşa edilmek istendiğine işaret ediyor. Böylece, RTE’nin siyaset dışına ittiği Gül ile çatışmasının köklerinin epey eskiye dayandığını öğreniyoruz. Daha neler...
Edelman’ın şu kripto notlarına ne dersiniz: “Siyasi yelpazenin farklı renklerinden bağlantılarımız, eğer girişim başarılı olursa, Milil Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik (sekreteriyle açıkça ilişki yaşayan), İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu (ergenlik çağındaki kızları tercih eden) ve Erdoğan’ın dış politika danışmanı Ömer Çelik (Rus hayat kadınları) adli kavuşuturmaya maruz kalabilecek pek çok AKP’li yetkili arasında olabileceğini açıkça belirttiler.” Şüphesiz bunların doğruluğunu bilemeyiz, bu siyasilere atılan iftira da olabilir, ama Amerikan Dışişleri’nin kriptolarına böyle geçiyor olaylar.
Başka neler neler boy gösteriyor, hem Gülen’i hem AKP’yi öven ve aynı zamanda şikâyet eden Şahin Alpay’lar mı dersiniz, hayatı sürekli kullanılıp atılmakla geçen bir dizi iktidar ve Cemaat destekçisi “entel” mi?..
Kitabın (KırmızıKedi) sayfalarında şimdilik geziniyorum, daha çok işim var!..
Yazılarını merakla izlediğim, Hürriyet’in Washington temsilcisi Tolga Tanış’ın olaylarla ve belgeli olarak örülen Potus ve Beyefendi (2002 Gün, Türkiye- Amerika İlişkisinin İnişli Çıkışlı Hikâyesi, Doğan Kitap) kitabını okumadan, AKP dönemi Türk-Amerikan ilişkileri üzerine yorum ve değerlendirme yapmak zor. Tolga Tanış, titiz haberciliğini bu kitabının her sayfasına sindirmiş.
Tolga Tanış, “diplomasi dili”nin ince, usta ve doğru bir okuru olmuş. Hangi sözcüklerin ne anlama geldiğini, kullanılmayan sözcüklerin neyi anlatmak istediğini, söylenmeyen düşüncelerin neleri gizlediğini çözüyor.
Tabii kitapta, Türk- Amerikan ilişkilerinde bir dönüm noktası olan Irak’ta Türk subayların başına çuval geçirme olayının hem ayrıntılarını hem de daha sonraları Amerikan ve Türk subaylarının bir araya gelerek bu olayı aşma toplantı ve girişimlerinin öyküsünü izliyoruz. Kitaba göre Taksim Gezi Parkı olayları Erdoğan ile Obama arasında “en keskin ayrım” olmuş. Mavi Marmara, Esad-Suriye, İran ve iki ülkenin gündeminde olan hemen her şeyi, “içeriden bir bakışla” değerlendirmeye sunuyor Tolga.
Araştırmacı titizliğine çok teşekkür edelim.
İki Kitap: Mahrem; Potus ve Beyefendi
Yazarın Son Yazıları
İran’da molla rejimine karşı protestolar durmuyor, çok sayıda ölü var, yüzlerle ifade ediliyor.
Merdan’ı (Yanardağ) neredeyse hiçbir suçlama yöneltmeden içeri atma, üstelik Tele1 televizyonuna el koyma cesaretinin hüküm sürdüğü bir ülkede yurttaş güvenliğinin çok yönlü olarak risk altında (uzun süredir!) olduğunu söylemek bile artık bir cesaret denemesi mi olur?!
Bu yılın gözde dizisi Kralın Düşüşü gibi oldu ama kastettiğim İpek Özbey ile Onur Alp Yılmaz’ın hazırladıkları kitap.
İki üç kez yazmıştım, Aziz Hoca, hızlı ilerleyen ve ölümcül bir beyin kanseri türü olan Glioblastoma’nın tedavisine yönelik çok ciddi bir yöntem geliştirdi ve ilk erken sonuçlar bu tedavinin mümkün olabileceğine ilişkin önemli umutlar doğurdu, diye.
Bence Trump, bugünkü dünyada pek de geleceği olmayan bir siyaset dönemi başlattı.
“Önce Amerika”, “En büyük Amerika” sloganları bugün yaşadıklarımıza (Venezüella’ya baskın) ve arkasından yaşayacaklarımıza ilişkin her şeyi açıklıyordu.
En sonunda İranlılar, ekonomik çöküşe başkaldırdılar.
Ekonomik tablo yıllardır felaket.
AKP, Türkiye ve Ortadoğu’da Kürdistan isteyen pankürdist, geçmişi karanlık HÜDA PAR’ı, 4 milletvekili vererek Meclis’e soktu.
Kürt meselesini çözüm komisyonu sanki çıkmaza girdi gibi.
Anımsıyorum, 6-7 yıl önce Amerikan üniversitelerini bitiren fen alanlarında mühendislerin sayısı muhtemelen 400 bin kadar olduğuna ilişkin bir istatistiğe hayret etmiştim.
Yukarıdaki başlık bana ait değil, dünyanın en önemli iki bilim dergisinden biri olan NATURE’a ait.
Bu proje İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren atom bombası üretme projesi değil.
Onlarca anket önümüze geliyor ve buna göre yorumlar yapıyoruz.
Kaybettiğimiz Doğan Kuban Hoca’nın seçme yazılarına her hafta Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yer veriyoruz.
Hayır, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın F-35 konusunda verdiği yanıta dayanarak Ankara bu uçakların rüyasını bile göremez demiyorum.
Bütün mesele bu. Derinden bir savaş veriliyor, bir varlık ve yokluk savaşı bu, olmak mı olmamak mı...
Şam hükümetini ve Suriye’yi kimler zayıf bırakarak dış güçlerin sürekli müdahalesine açık bir ülke konumunda tutmak istiyor sorusu çok önemli ama bugün Trump’ın Erdoğan’a olan büyük sevgisinin arka planında ne var sorusuyla başlayacağım.
Bir ülke, bir iktidar, bir hukuk, bir yargı düşünün ki topluca hareketle bir kimsenin 31 yıl önce aldığı üniversite bitirme diplomasını geçersiz saysın ve iptal etsin.
Trump yönetiminin hazırladığı Milli Güvenlik Stratejisi (Belgesi) büyük tartışma yarattı, özellikle Avrupa’ya ilişkin bölümleri. Trump karşıtı Amerikan medyası ve entelektüel yazarlar, Trump Avrupa’yı adeta düşman olarak görüyor yorumunu yaptılar.
Bakın ne buldum.
CHP, “Öcalan’a serbestlik, anayasa değişikliğine DEM desteği, PKK’ye ülkede siyaset yapma özgürlüğü” komisyonuna katılırken demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülmez diyerek 29 maddede bir paket sunmuştu, hatırlatmak istedim özetle de olsa...
Dünkü yazımın sonu “Peki niye şimdi ümmet” sorusuyla bitiyordu. Yer darlığından yanıtı yoktu.
Bugüne kadar seküler parti havası basan Kürt milliyetçi siyasal hareketini bir süredir “ümmet” heyecanı bastı.
CHP programını yeniledi, parti meclisini 80 kişiye çıkararak kapsayıcılığını ve halk nezdinde temsiliyetini artırdı, büyük bir inançla Özgür Özel iktidara geleceklerini söyledi.
Evet Fatih Altaylı’ya verilen 4.2 yıllık mahkûmiyet kararı, sözlerinde açık bir tehdit asla olmayan ve doğrudan cumhurbaşkanını hedef almayan, ana fikri Türk halkının seçimlerde oy kullanmayı artık çok sevdiği ve bundan asla vazgeçmeyeceği idi.
CHP’nin “çözüm” komisyonuna katılırken verdiği sözü tutması iktidar kanadını ve bu kanada eklemlenenleri rahatsız etti.
Dünkü yazımın sonunda şu cümleler vardı: Süreç zaten yeni ittifaklar yaratacak ortama itildi.
Evet, apar topar ve medyaya kapalı bir toplantı ile milletvekillerinden oluşan ve 5 kişi olacağı söylenen bir heyet, İmralı Adası’na gidecek.
İddianamede Eylem 13 başlığı altında çok ciddi bir iddia var:
AKP çok şükür kendinden önceki sağcı iktidarların izinden giderek ülkeyi, geçmişe kıyasla en büyük ekonomik çöküşe ve yoksullaşmaya itti.
4 bin sayfalık iddianame mi olurmuş?
AKP’den önce 10 Kasım’larda sirenler çaldığında köprüde, caddelerde sokaklarda durmayan araçların ve yayaların sayısı hatırı sayılır ölçüde fazlaydı.
Bugün büyük Türk’ü anıyoruz.
ABD’de Gallup’un ağustos ayında gerçekleştirdiği anket ilginç sonuçlarıyla tartışma yarattı...
Ekrem İmamoğlu’na casusluk suçlamasının hemen ardından oğlu ve babasının sorguya çekilmesine sıra geldi.
DEM heyeti ile cumhurbaşkanı arasında son yapılan ve sonucu merakla beklenen görüşme üzerine bir açıklama beklerken cumhurbaşkanı hukuk başdanışmanlarından Mehmet Uçum merakımızı giderdi.
Cumhurbaşkanı, İstanbul’un en değerli havaalanı Atatürk Havaalanı’nın yıkılarak yerine yapılan “millet bahçesi”ni ziyaret etmiş ve “İstanbul’umuzu iş bilmez, kadir kıymet bilmez, tarih ve medeniyet şuurundan yoksun kifayetsizlerin insafına terk etmiyoruz. İstanbul bizim göz bebeğimizdir. Bu aziz şehrin bir fetret devri daha yaşamasına gönlümüz asla razı değil” demiş.
Bayrampaşa Belediyesi’ni “ele geçirme eylemi” tam bir milli iradeyi hava cıva gören bir iktidar anlayışının tipik örneğidir.
Bu döneme özgü karamsarlıkları erteleyerek bir de şu açıdan bakalım: Atatürk’ün Cumhuriyet hedeflerine önemli ölçüde varılmıştır; bu hedeflerin artık geri döndürülemez olduklarına, tüm Türkiye’nin dün Cumhuriyeti ve Atatürk’ü olağanüstü sahiplenmesiyle sürekli tanıklık ediyoruz.