Adnan Binyazar

Söz uçar, yazı kalır

19 Mart 2021 Cuma

Latince “Verba volant, scripta manent”la (Söz uçar, yazı kalır) başlamıştır uygarlık. “Yaz”ı yerine geçen anlam pekiştirici simgenin taşlara, çanak çömleğe, metallere, kil tabletlere, ağaç kabuklarına, tahtalara, kemiklere, fildişine, papirüslere, bezlere, derilere yazılmasının üzerinden bin yıllar geçti. 

Yazıyı sonsuzluğa erdiren kâğıt bulununca, insana düşünmenin, duyumsamanın, yaratıcılığın yolu açıldı. Yoluna beton duvarlar örülse, tel örgüler gerilse de yazıyla betonu toz eylemiş, tel örgüleri çürütmüş, önüne çıkan engelleri aşmıştır insan.  

SİMGELER

Başlangıçta görüntüsel bir simge olan yazı, sözcük yerine geçer. Alfabe denen abc’nin ilk harfleri a/b ve sonrakiler, nesnelerin adıdır. Örneğin alfa öküz, beta ev anlamındadır.  

“Araç yapan tek canlı” olan insan, kutsal saydığı öküzün gücünden yararlanarak, evler kurarak uygarlığa ilk adımını atmıştır. Bu bağlamda gücünden, ürününden yararlanacağı hayvanları ehlileştirmekle kalmamış, yırtıcıları ortadan kaldıracak gereçler yaparak kendini koruma altına da almıştır. Her çağda uygar kılmanın yolunu bulan insan, önce kerpiçten-taştan-ağaçtan-betondan korunaklar üreterek uygarlaşmasını sürdürmüştür.   

INGEBORG BACHMAN  

Bu konuyu yazarken bir yandan da Ingeborg Bachmann’ın Malina (Çev.: Ahmet Cemal, Bilim/Felsefe/Sanat Yayınları, İstanbul 1985, 322 S.) romanını okuyordum. Romanın başkişisi de olan yazar, anlatı dünyasında bütün insanları eşit kılıyorsa da içindeki yalnızlığı yenmek için roman kişilerinden Malina’yla, İvan’la kendini bütünleştirme gereğini duyuyor. Evde birlikte yaşadığı Lima, onu elektrikli kahve değirmeni, portakal sıkacağı satın almaya yönlendirince, onlara gerek duymadığını, doğal gücüyle portakalı sıkacağını dile getirerek o tür aygıtların evi “makine fabrikasına” çevireceğini söyler. Bachmann’ın aklı insanın gelecekteki değişimlerindedir: 

“Bir gün gelecek, insanların siyah, ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarının ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz ve bütün bir yaşam boyunca sürecek...”  

KARANLIĞA DOĞRU

Korona salgınından sonra, havanın-denizlerin-göllerin kirlenmesi, ormanların-çayırların sökülüp yerlerinin yapılarla doldurulması, dünyanın büyük kentlerinde yükselen gökdelenlerin insanı soluk alamaz hale getirmesi, gereksiz tüketimle çöplükler yaratılması, çağımızın üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konusudur. 

Dijitalleşmenin bizi nereye götürdüğü de ayrıca üzerinde durulması gereken ayrı bir sorundur.  

Devletlerin silahlandıkça güçlendikleri sanılıyor. Gelişmekte olan devletler de silahlanmak için tüm varlıklarını onların önüne döküyor. Ne acıdır ki bir düğmeye basışta, toplumlarda silahların eylemsiz kılınacağı bilinci uyanmadığından tepki gösteren ortaya çıkamıyor. 

Bu bağlamda, sözü yazıya dönüştüren sanatçılar şiirler - romanlar, düşünürler tehlikenin yaklaştığını duyuran kitaplar yazsın, bilim insanları, dünyanın karanlığa sürüklendiğini kanıtlayan araştırmalar yapsın, devleti yöneten dar kafalılar her çağda onların hapislerde çürütülmesini, başlarının gövdelerinden ayrılmasını görmezden gelmiştir.   

Bachmann, umudunu geleceğe bağlayadursun, çıkarılan savaşlarda mermilerle delik deşik edilen milyonların kanı hâlâ ıpıslak!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Okur-yazar etkileşimi 16 Nisan 2021
Şiirle sesleniş 9 Nisan 2021
Kral Oidipus 2 Nisan 2021
Bekir Coşkun 26 Mart 2021