Zeki Müren ‘Paşa’nın madalyası
Barış Terkoğlu
Son Köşe Yazıları

Zeki Müren ‘Paşa’nın madalyası

20.04.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir şey uğruna kendini şehit etmek, benim için şüpheciliğin bir biçimiydi sadece; insanın inancıyla gerçekleştiremediği, başaramadığı bir şeyi ateşle gerçekleştirmesiydi bu. Hiç kimse gerçek olduğunu bildiği bir şey uğruna ölmez. İnsanlar gerçek olmasını istedikleri şeyler için ölürler, çünkü kalplerindeki bir korku onlara inandıkları şeyin aslında gerçek olmadığını söyler.

Bay W.H’nin Portresi’nde, kahramanlarının tuhaf şehitlik öyküsünü böyle tarif ediyor İngiliz edebiyatının Zeki Müren’i Oscar Wilde. Willie Hughes’ın varlığına o kadar inanıyorlardı ki inanç ile gerçek arasındaki boşluğu canlarıyla dolduruyorlardı.

Metris’ten Silivri’ye, bir jandarma aracının bölmesinde, 6 kelepçeli adam birlikte geldik. Kimi uyuşturucudan, kimi daha alengirli işlerden tutuklanmıştı. Ne garip, “Sizin de işiniz zor” diye beni teselliye çalışıyorlardı. Herkesin kendi öyküsünün anlatıcısı olduğu yolculuğun sonundaki soru belliydi: “Abi, af ne zaman çıkacak?” Dışarıdayken OdaTV’nin telefonu da aynı soruyla çalar, “bilmiyoruz” yanıtı kimseyi tatmin etmezdi. Sonu “geçmiş olsun”larla, “Allah kurtarsın”larla biten bu zorunlu yolculukta da öyle oldu. Bir ay sonra Meclis’ten jet hızıyla geçirilmeye çalışılan af yasasını, iktidarla muhalefetin itişmeli kavgasını bol bol şehit ve gazi hatırlatmalarının yapıldığı tartışmaları, Bülent Arınç’ın “Suçluyu kazırsan altından insan çıkar” sözleriyle ortalığın ayağa kalkacağını nereden bilebilirdim. Eminim Silivri yolcuları da şaşırmışlardır. Bütün bu gürültü aklıma Sivrikayalar’daki o komando timini getirdi.

Gaziliğe ‘sektör’ diyen siyasetçi

Koray Gürbüz, terörle mücadelede gazi olan askerlerimizden biri. 1998’de Siirt Karabağlar’da vurulmasının ardından iki yıl yaşam savaşı vermiş, sonunda hayata tutunmuştu. Madalyalarıyla bir köşeye çekilmek yerine, okumaya ve yazmaya devam etti. “Unutmayın” kitabını yazdı. Gazilerin haberlerde birkaç saniye bile yer bulmayan öykülerini anlattı. Bir tekerlekli sandalyeyle yanımızdan geçen insanların hayatı bize bir şey söylüyordu. Hem şehitlik hem gazilik çoğunlukla yoksulluk içinde yetişmiş halk çocuklarına, edebiyatı ise makam araçlarıyla gezenlere verilmiş bir ayrıcalıktı. Şehit olamadıkları için kimi zaman pişman olan gaziler kâh SGK’de bir protez peşinde koşarken tartaklanıyor, kâh tedavi olmaya çalışırken maaşlarına haciz geliyor kâh “bizim için mi bacağını kaybettin” diye utandırılıyordu. Kendi ağızlarından hikâyelerini okuyunca, en çok gaziliğe “sektör” diyen siyasetçiye kızdıklarını anlıyorsunuz.

Gelelim Sivrikayalar’daki time…

‘Kendi kendimi tokatladım’

Fazlı Ersan 11 Kasım 1971’de Konya Meram’da doğdu. Dört kardeşin üçüncüsüydü. Yoksulluk ona ilkokul çağında sokakta sulimonata sattırıyordu. Kendisi de dayakla büyüyen babasının oğluna reva gördüğü de anlattığına göre farklı değildi: “Dayağın korkusundan eve gidemiyordum, sürekli evden kaçıyordum.

Şiddetle ekilen tohumun meyvesi de şiddetli olur. Sonuncusu Fazlı’yı cezaevine götürdü. Annesine şiddet uygulayan bir genci bıçakladı. 6 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Hapse girdiği gün eline verilen süpürge ve paspasla şiddet düzeni sürdü. Orman kanunları devam ediyordu:

Disiplinsiz hareketler yüzünden hücrede çok yattım. Hücre yaklaşık 7 metrekare. Ufak bir yatak ve beton bölme ile ayrılmış bir tuvaleti vardı. Banyo yoktu. Plastik bardakta su verirlerdi. Çatal, kaşık verilmezdi. Yemeğini elinle ya da ekmeğinle yersin. Gazete falan varsa kaşık yaparsın. Hücremin ışığı yok ama dışarının ışığı mazgaldan sızar. Bir iki gün hücrede karanlıkta görmeye alışıyorsun. Kendi kendime çok konuştum hücrede. Kendi kendimi tokatladım. Gözümün önüne birini getiriyordum, ona soru soruyordum. Hücrede çok çıldıran oldu.

‘15 gündür dövüyorlar’

Cezaevinden çıktı. Askerlik çağındaydı. Önce şubeye sonra Tokat Piyade Avcı Birliği’ne götürüldü:

Saçımı kestirmemiştim. Daha kapıdan girer girmez küfredip tokat attılar. Ben de kafa, göz girdim tabii. Aldılar ‘kümbet’e götürdüler. Cezası olan askerleri götürdükleri yere ‘kümbet’ diyorlardı.

Daha üniforma giymeden dayak yemiş, hapsedilmişti. 15 gün sonra taburun en arkasında içtimaya çıktı. Sağında solunda kendisini döven onbaşılar duruyordu. Karşılarında sonradan çok seveceği Ömer Yüzbaşı vardı. Güneydoğu’da savaşacak gönüllüler aradıklarını anlatıyordu:

Solumdaki onbaşıya kafayı koydum, çata pata kendimi adamın önüne attım.

Erin perişanlığını gören Ömer Yüzbaşı “Senin halin ne böyle” deyince: “‘Komutanımdedim, ‘ben buraya cezaevinden geldim. Bir an önce hayata atılayım diye, vatan borcu için geldim. (…) 15 gündür onbaşılar, çavuşlar beni kümbet denilen bir yere attılar, dövüyorlar’ dedim.

Ömer Yüzbaşı, zavallı haldeki ere sahip çıktı, hemen düzgün kıyafet getirtti. “Bana çok iyi davrandı” diyor Fazlı, “bir kez bile ‘eşek herif’ kelimesini duymadık” diye devam ediyor.

Belki de hayatında ilk kez bir otoriteden şiddet görmemiş ve onu sevmişti.

‘Elimin koptuğunu görmüştüm’

Daha da ilginci, aranan gönüllülerden “ben” diye öne çıkan 80 kişiden 40’ı hapisten çıkanlardı. Bugüne kadar onlara kimse inanmamıştı. Şimdi kendi varlıklarını önce kendilerine kanıtlayabilecekleri bir işe, savaşa katılmışlardı. Zor eğitimler sonunda komando olan Fazlı da onlardan biriydi.

Önce Sivas’ta, sonra Sarıkamış’ta eğitim gördü. Ardından Mardin Midyat’ta ilk kez çatışmaya girdi. 1991’de Şırnak Ortabağ’a gitti. Dağ operasyonlarına gidiyor, iki ay geri dönmüyordu. O gün “ben” diye öne çıkanların nasıl şehit olduğunu anlatıyor Fazlı. Baskın yiyen Taşdelen Karakolu belki de en fecisi:

Şehitleri biz çıkardık karakoldan. Hâlâ gözlerimin önünden gitmez, hâlâ o konuya girmek istemem. Girdiğimde yaşarım… Bizim zamanımızda gazilere psikolojik destek yoktu.

Beklenen ihtimal onu da buldu. 8 Ağustos 1992’de tezkereye 5 gün kala Zaho dönüşü Sivrikayalar’dan geçerken ateşe tutuldular. Arkadaşları şehit oldu. Fazlı ağır yaralandı, sağ kolu koptu:

Elim kopmuştu. Koptuğunu görmüştüm. Ayağımı hissetmiyordum. (…) Sağ ayağımı keseceklerdi. İmza istediler vermedim. ‘Yaşadığım kadar!’ dedim.

Zeki Müren Madalyası

Fazlı’nın çocukluk hayali olan futbolculuk mu ayağından vazgeçirmemişti, bilmiyorum. Artık madalyalı bir gaziydi. Hastanede uzun süre tedavi gördü:

Yanımıza en çok Zeki Müren gelir giderdi. Zarfın içinde para verirdi bize. Ya çiçek yaptırırdı ya bir şey alırdı. Zeki Müren’in gazilere katkısı çok olmuştur. Allah rahmet eylesin. Fotoğraflarım var onunla. Bana ‘Yakışıklı, bu fotoğrafları kızlara gösterip de tavlama onları!’ demişti.

Mal varlığını bile TSK’ye bağışlayan Zeki Müren’in “Paşalık” meselesi öyle ki Kore gazisi Bektaş Küçükkılavuz bile onu unutmuyor. Kıbrıs Harbi’nde Türkiye’ye karşı tavrı nedeniyle ABD’nin verdiği madalyayı Amerikan Elçiliği’ne iade eden Küçükkılavuz anlatıyor:

Türkiye, yani benim güzel ülkem bizlere madalya vermedi. Onun yerine Zeki Müren bize altın madalya yaptırdı. O madalyayı saklıyorum.”

‘Benim bir değerim varmış’

Babadan, öğretmenden, gardiyandan, çavuştan dayak yiyen “mahpus Fazlı”lardan onları severek “asker Fazlı”lar yaratan Ömer Yüzbaşı’ların bir sebebi var:

Birimizin başı ağrısa komutanlarımızın da ağrırdı. Değer verirlerdi bize. (…) Çok farklı duygular. Özellikle hapishaneden çıkan biri için. Diyorsun ki ‘benim bir değerim var. Vatan için bir şeyler yaptım!’ diyorsun.

Mahpustan çıkanların bir kısmı şehit, bir kısmı gazi oldu. Ömer Yüzbaşı da Sivrikayalar’daki mevzide mayına bastı. Ayağı koptu. Askerleri onu bir daha görmedi.

Şimdi Meclis’te birbirimizi yumrukluyoruz ya… Bu sırada hâlâ hapishaneler doluyor ya… Kimin kapısı açılsın diye kavga ediyoruz ya…

Hiç düşündünüz mü, affedenleri kim affedecek?

Belki de bütün sır “Mahpus Fazlı”nın hikâyesindedir. Belki Ömer Yüzbaşı’nın kopan bacağında, Zeki Müren’in madalyasındadır sır. “Benim bir değerim varmış” sözündedir sır. “Ömer Yüzbaşı” olamayan babalarda, öğretmenlerde, düzendedir sır.

Yediği dayakların tesiriyle düşüp ölen Şair Arkadaş Zekai Özger ne demişti: Zeki Müren’i seviniz…

Yazarın Son Yazıları

Masonik FETÖ’cü Marksist cephe!

Buzu sobanın üstüne bırakıyor, erimesini izliyorsun.

Devamını Oku
15.01.2026
Hedef uyuşturucu mu eğlence mi?

Endişe içimize gökten düşmez, açıklanabilir bir nedeni vardır.

Devamını Oku
12.01.2026
Hakimi öldüresiye dövenler 'hatırlı' kişiler çıktı!

Dünyanın nasıl göründüğü baktığınız yere göre değişir.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella meselesi anlattıkları gibi değil

Gerçek, ona ulaşmak istemeyen için inanılmaz görünür.

Devamını Oku
05.01.2026
Adliyenin ön kapısı

Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.

Devamını Oku
01.01.2026
Çıksalar ne olur çıkmasalar ne olur

Konuşmak neden aramaz, sessizliğinse anlaşılır bir nedeni vardır.

Devamını Oku
29.12.2025
Yarının kavgasına bugünden bakalım

Hareket bilinirse doğa öngörülebilir hale gelir.

Devamını Oku
25.12.2025
175 milyonluk cevap

Cevap verilemeyen her soru yeni sorulara gebedir.

Devamını Oku
22.12.2025
İddianame aşamasında bir anda dosyadan çıkan fezleke!

İnsan ne anlatırsa anlatsın ancak eylemiyle anlaşılır.

Devamını Oku
18.12.2025
Askerlerin 175 milyonu nereye gitti

“Senin” dediklerinin akıbetini sorunca senin sandığının senden ne kadar uzakta olduğunu görürsün.

Devamını Oku
15.12.2025
Ne olduğunu görmüyor musunuz?

Her “Bak” dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz?

Devamını Oku
11.12.2025
Ya su kirliyse?

Değişmez görünen gerçekten kaçmak yerine dokunmaya karar verdiğimizde, ona şekil verebildiğimizi de görürüz.

Devamını Oku
04.12.2025
200 günlük burun sürtme davası

Burnumuzla sadece nefes alsaydık en çok kötü kokuların sahipleri mutlu olurdu.

Devamını Oku
01.12.2025
Bir garip ölüm hikâyesi

Yaşamda birikmiş servet, bazen ölümün üzerinde perde olur.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Kurucu önderlik’ ve kurucu irade

Küçük niyetler büyük sözlerin arkasına gizlenir.

Devamını Oku
24.11.2025
Yaşamından renkleri çalınan kadın

Koca çınardan nimetini esirgeyen toprak yokluğunu önce çimende gösterir

Devamını Oku
20.11.2025
38 çocuğun duyulmayan çığlığı

Adalet davası uzaktaki bir çığlığı duymakla başlar.

Devamını Oku
17.11.2025
CHP’yi ‘gayrımeşrulaştırma’ operasyonu

Doğa insana kendi sınırlarını çizeceği imkanı sunarken cömerttir.

Devamını Oku
13.11.2025
Eğitimsiz okullar bakanlığı

İnsan ancak eğitilirse özgür olur.

Devamını Oku
10.11.2025
Aman çocuklar duymasın!

Bakmayın gazetecilik yaptığıma.

Devamını Oku
06.11.2025
‘Pardon’ diyen karar

Bir kez olursa hata, iki kez olursa yanlış, tekrar olursa kasıt denir.

Devamını Oku
03.11.2025
Bakanlıktaki ‘koruma kalkanı’

Çoğu zaman sözün çıktığı yere bakarız.

Devamını Oku
30.10.2025
Aranan casus sonunda bulundu!

O kadar çok söz söyleriz ki bazen gerçek kalabalıkta kaybolur.

Devamını Oku
27.10.2025
Boğaziçi’ni nasıl çökerttiler?

Kime söylendiği belirsizse en ağır sözler bile havada kalır. En son Yargıtay başkanı konuştu.

Devamını Oku
23.10.2025
‘PKK yasası’na neden karşıyım

Kapıyı açan anahtar değil, kilidinin bilgisidir.

Devamını Oku
20.10.2025
Öcalan serbest bırakılacak mı

Sözcükler her zaman anlatmak için kullanılmaz.

Devamını Oku
16.10.2025
Apo ve Bahçeli’nin susturduğu asker

Çıkarlar suç ortaklıklarının kaynağıdır.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Fatihli Müslümanlar’ rahatsız

“Bizi cehennemle korkutuyorlar ki dünyada onlara boyun eğelim.”

Devamını Oku
09.10.2025
Çocuk tecavüzünde çocuğu yargılayanlar

Çelişki dünyanın kendisinde sanırız, oysa ona sebep olan da insandır.

Devamını Oku
06.10.2025
Tarihin arka duruşması

Eğip bükersin, sarar paketlersin. Her şeye rağmen gerçek olduğu yerde durmaya devam eder.

Devamını Oku
02.10.2025
İŞKUR’u bile soydular

Kapı içeriden açıldı mı soygun normalleşir.

Devamını Oku
29.09.2025
‘Size miras kaldı’ sürprizinden çıkan örgüt

Koca ağaca bakıp dalındaki eksiği görüyorsan haksız değilsin.

Devamını Oku
25.09.2025
İçeridekilerin aileleri neler yaşıyor

Kendi gülünün dikenini çıkarmak kolaydır. Başkalarının acılarını anlamak ise uğraş ister.

Devamını Oku
22.09.2025
Netanyahu’nun Erdoğan’a salladığı parmak

Tek kişide hastalık dedikleri, milyonlarda ideoloji oluyor.

Devamını Oku
18.09.2025
Dananın kuyruğu kopacak derken...

Siz bu yazıyı okurken belki bütün kelimeleri eskimiş olacak.

Devamını Oku
15.09.2025
Erdoğan’ın CHP planı

Sen ardına dönüp bakmazken geçmiş bir gölge gibi seninle birlikte yürüyor.

Devamını Oku
11.09.2025
İBB operasyonunu başlatan AKP’li

Adli yıl açılışında İstanbul cumhuriyet başsavcısı gazetecilerle buluştu. İlginç bir ifade kullandı: “İBB operasyonunu ilk öğrenen kişi Murat Kapki oldu. Nasıl olduğunu bilmiyoruz. O, malları kaçırmaya başlayınca biz de harekete geçtik.”

Devamını Oku
08.09.2025
‘Terörsüz Türkiye’nin kabağı

Dünya değişiyor ama senin çektiğin çile hep aynı kalıyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Başörtüsünü çıkaran Fethullahçı

İnsanın çektiği çilelerin sonucu tecrübeleridir.

Devamını Oku
01.09.2025
Topuk kırıldıktan sonra

O çok bildiğimiz gerçekleri her şey görünür olduktan sonra anlatmayı ne kadar çok severiz.

Devamını Oku
14.08.2025