2003’ten 2020’ye AKP, Abdüllatif Şener ve Kıbrıs hattı...

08 Eylül 2020 Salı

20 Temmuz 2003: Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Girne’deki Dome Hotel’de  20 Temmuz kutlamalarını kabul ediyor. Yeni kurulan AKP hükümetini temsilen Bakan Abdüllatif Şener de katılıyor. Denktaş, Şener ve kolordu komutanı kokteylde sohbet ediyoruz.

Şener’e, “Başbakan Erdoğan, bu iş Denktaş’la olmaz, 40 yıllık Kıbrıs politikamız değişecek” şeklinde bir açıklama yaptı: Herhalde önümüzdeki yıllarda “Ercan-Magosa arasında sıfır sınır noktasında şimdi uçan jetlerimizi yarın göremeyeceğiz” şeklinde bir yorum yapıyorum. Şener bana, “Hocam çok kötümsersiniz...” şeklinde, orta yollu bir yanıt veriyor! 

Ve Abdüllatif Şener, biraz geç de olsa, partideki hatalar zincirini görüyor ve sonunda ayrılmak zorunda kalıyor, “benim kötümserliğime”, o da katılmış oluyor!

Ve Kıbrıs’ta 2003’ten bu yana, AKP iktidarında neler değişti:

1) Rum yönetimi 2004 yılında uluslararası anlaşmalara aykırı bir biçimde AB’ye katılırken, sessiz kalarak AKP “örtülü onay” vermiş oldu. AB üyesi Rumlar bugün, Doğu Akdeniz’deki haklarımızı çiğneyecek bir biçimde AB’yi arkasına aldı.

2) Ercan-Magosa arasında TSK’nin fiilen askeri hava üssü olarak kullandığı tesisler Mehmet Ali Talat döneminde, CAS adlı “çakma” bir yabancı şirkete “satıldı”.

O tarihte Cumhuriyet’te yazdığım ağır eleştirel yazılara Mehmet Ali Talat, “ihale usulüne uygun yapılmıştır!” şeklinde bir yanıt verdi. Tabii, Ankara hükümetinin onayı ile yapılmıştı.

Ve şimdi kalkmış, kendi ellerimizle ne idüğü belirsiz çakma bir yabancı şirkete sattığımız hava üssünü, “yeniden kuralım” tartışması yapıyoruz. Satılırken neden göz yumuldu, arkasındaki kirli hesaplar neydi? Eskiden, KKTC kurulduktan sonra da, Lazkiye ile Magosa arasında feribot seferleri yapılırdı. Bugün, nereden nereye “getirildiğimize” bakalım... 2004’te Ankara’nın, “Rumların AB’ye üye yapılmasını eleştirirken”, “tabuta son çivi mi çakılıyor” diye Cumhuriyet’te yazmıştım. Oysa Kıbrıs bizim, Akdeniz’e çıkış kapımızdır.

Bugün İngiliz üslerine ek olarak ABD ve Fransa da fiilen ve askeri olarak adaya yerleşmeye başladılar.

Türkiye’nin tüm kurumları ile topyekûn, ulusal bir siyasi iradeyi göstererek KKTC ile stratejik işbirliği anlaşması yapması kaçınılmaz hale gelmiştir. Yeter ki “Türkiye’de bu ulusal siyasi iradeyi gösterecek” bir bütünlük sağlanabilsin.

Guinness rekorlar kitabına girecek bir biçimde, tüm komşularımızla karşı karşıya gelmeyi başarmış  durumdayız.

Şener’in AKP’den kopmasına yol açan iktidarın “İhvancı” hataları, Doğu Akdeniz’de Ankara’nın yalnızlığına neden oldu. ABD, AB, İsrail, Mısır, Suriye, Rusya, S. Arabistan ve diğer Arap dünyası karşımıza dikildiler. Ve Yunanistan’ın arkasında duruyorlar. Bütün bunlar Yunan ulusal çıkarlarına hizmet ediyor.

İşin ilginç yanı, Şener’in AKP’den kopuş nedenlerini hazırlayan faktörler, göz göre göre, biline biline yapılageldiler: KKTC’de Denktaş karşıtı politikalar, TSK üssünün elden “usulüne uygun bir biçimde” çıkarılması, Yunanistan’ın 16 Ege adasını göz göre göre askerlerinin ve siyasetçilerinin işgal etmesi ile yürüyen bir oluşum söz konusu.

Ve son halkada 1936 Montrö Anlaşması’nı geçersiz kılmaya yönelik İstanbul Kanalı projesi!

Doğu Akdeniz’de KKTC’de rahmetli Rauf Denktaş’a karşı başlatılan süreç, bugün Ege’den Karadeniz’e sıçramış ve İstanbul Kanalı “politikası” sonunda gelmiştir.

ABD dün “Panama”da yaptıklarını, acaba bugün İstanbul’da mı tekrarlamak istiyor?

Karadeniz’i, ABD ve NATO “gölü” yaparak Çin İpek Yolu’nu kesmeyi neden düşünmesin ki? 

Evet, Amerika’nın (!) Panama Kanalı ve bizimkilerin İstanbul Kanalı: Her ikisinde de ekonomi ve küresel siyaset iç içe geçmiş durumda. Bence Trump İstanbul Kanalı projesini, seçimde en büyük kozu olarak kullanmalıydı.

Evet, Panama ve Orta Amerika deyince bana Alec Guiness’in ünlü “Our Man in Havana” filmini, ironik bir biçimde anımsattı, ne hoş bir komediydi ama siyasal mizahın şaha kalktığı bir yapıt...

Aynen bugün çağdaş uygarlığı 500 ya da bin yıl öncesinin ölçülerine taşımaya çalışan bizimkilerin yaptıkları kara mizah gibi...


Yazarın Son Yazıları