AKP’ye Muharrem piyangosu mu?

18 Ağustos 2020 Salı

Medya milli piyango üzerinde dedektifçilik oynarken, büyük ikramiye Muharrem İnce sayesinde AKP’ye çıkıverdi. Kimilerinin Burhan Felek’e mal ettiği bir özdeyiş vardır: “Fazla tevazu göstermeyin, sonra gerçek zannederler”. Ancak İnce, Don Kişot’çuluğa soyununca, ulusal muhalefetin başına bir çığ gibi düşüverdi.

Bana bir ezgiyi anımsattı: “İncecikten bir kar yağar, tozar Elif Elif diye...” Ne demişler, “hiçbir ince kar tanesi, düşen çığdan kendini sorumlu tutmaz”. Muharrem İnce de Kaf Dağı’nın “tepesindeki” ince kar tanesi misali, dev bir çığ haline dönüşüverdi. “İnce” bir kar tanesi olarak esas sorumluların “diğer tanecikler” olduğunu haykırarak meydana çıktı.

Aynen Ayhan Sicimoğlu’na mal edilen “sen neymişsin be abi” şarkısını anımsatırcasına. Elimde kalem, “Beni şaşırtan eski dostlar” bölümünü yazdığım yeni kitabımı noktalarken İnce, Osman Okyar, Halit Refiğ, Mahir Kaynak, Toktamış Ateş, Doğu Perinçek gibi “eski dostum” olmadı ama kendisini Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ve ertesinde yazılarımla ben de desteklemiştim.

Son Don Kişot’vari çıkışı ile o da “beni şaşırtanlar” arasında onlarca diğer politikacı gibi yerini aldı.

Türkiye’nin ve “bu coğrafyanın” kaderinde var: Toplumsal sivil örgütlenmelerin olmadığı veya çok zayıf “bırakıldığı” ülkelerde bireyler, “meydanı boş bulup” Don Kişot’vari çıkışlar yapabiliyorlar. Bireyin “egosu”, bu toplumsal zaaf sonucu en öne çıkıyor. Kimi zaman “dinci bireysel güdüler”, kimi zaman “postallı” güçler, kimi zaman da “örgütsüz ve idealsiz popülarite zeminleri”, bu tür “ego”ların, her şeyin önüne geçmesine yol açabiliyor. Demokrasiye bağlı sevdiğim insanlar arasında da benzer örneklerini gördüm.

Son Muharrem İnce örneğinde düşen çığ, diğerlerinden çok farklı. Bu çığ, İnce tarafından Türkiye’deki Cumhuriyetçi ve Atatürkçü muhalefetin üzerine indirilmiştir. Görünürde, “biçimsel olarak sivil ve demokratik bir girişim olarak sunulmakla birlikte” sonuçta, siyasal İslamcı bir yapılanmaya ortam hazırlamaktadır.

Siyaset, “hizmet ettiği sonuçlar bakımından” değerlendirilir. Başlangıcının “masum, hatta haklı olması” bunu değiştirmez.

Stratejik olarak “demokrasi ve toplumsal refah açısından olumsuz sonuçlara hizmet ediyorsa”, başlangıçtaki masumiyetin ve haklılığın bir anlamı kalmaz, hele işin kimlere yardım ettiği baştan belliyse.

Atatürk’ün kurtuluş ve bağımsızlık savaşındaki başarısı, Sevr’in Lozan’a götürülmesi olduğu için bölünme, kutuplaşma yerine bütünleşme ve işbirliği yolu ile bu amaca ulaşılabildiği için başarı sağlandı.

Muharrem İnce’nin çıkışı, demokrasi ve güçlü bir parlamenter sistem isteyen muhalefeti böldüğü için bu hedefi dinamitler niteliktedir.

“İnce” ince yağan karın, bir çığ haline dönüşebileceğini Muharrem İnce göremeyecek duruma gelmişse zaten politik hayatı bitmiş demektir.

Biz bu örnekleri, asimetrik bir biçimde, Selamet ile AKP arasında yaşamadık mı? Buna MHP ve AKP ilişkisi de eklenebilir.

Öyle görünüyor ki İnce, ince ince yağan ve bir çığ haline dönüşen kitlenin altında, esas kendisi kalmıştır, muhalefet değil...

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın büyük başarısının “birleştiricilik” olduğunu İnce görememiştir. İktidarın yanlış yöntemini benimseyerek “ayrıştırıcılık ve kutuplaştırıcılık” yolunu seçmiştir.


Yazarın Son Yazıları