Ey muhalefet, herkesin bildiğini söylemek yetmez...

27 Ekim 2020 Salı

- Herkes her şeyin “fiilen yaşayarak farkında”, ama bütün bu olağanüstü olumsuz gidişe karşın hiçbir şey yapılamıyor.

- Bireyler, “yani vatandaş” işsizliği, açlığı, baskıyı yaşıyor: AKP’ye oy verenlerin çok büyük çoğunluğu dahil, ama olumsuzluklar yine de sürüyor. Siyasal parti liderleri “gerçekleri dile getiriyorlar”: hiç gerek yok aslında, vatandaşın çok büyük çoğunluğu, aydınlar, demokrasiden yana tavır koyanlar “eziliyorlar”, ama yine gidişat aynı.

- Neden mi sonuç alınamıyor, çünkü vatandaş sadece “sandık demokrasisi” ile yönetiliyor. 3-4 yılda bir sandığa gidiyor oyunu veriyor. Ya da son İstanbul seçimlerinde olduğu gibi “İstanbullunun çoğunluğunun isteklerine”, iktidar hayır diyerek karşı çıkıyor, engelleme yapıyor: vatandaşın çoğunluğunun talebi hiçbir anlam taşımıyor.

Evet, vatandaşın talebinin iktidarlar tarafından yerine getirilmesi için, “demokratik sivil toplumsal örgütlenmelerin” Hollanda’da, Fransa’da, hatta İspanya ve İtalya’da olduğu gibi etkili olması gerekir. Toplumsal olaylarda, “mucizelere yer yoktur”: Atatürk ve arkadaşlarının, hele bir İslam ülkesinde ortaya koyduğu olağanüstü ve eşsiz başarı, bir mucize değildir: strateji, kararlılık ve mevcut iç ve dış olanakları en akılcı bir biçimde kullanma başarısıdır.

Bu satırları neden yazıyorum? CHP başta olmak üzere sistemi, “katılımcı demokrasi yönünde değiştirebilmek için”, çiftçiden esnafa, işçiden memura “sivil toplum örgütlenmelerini, sadece söyleyerek değil, kolları da sıvayarak geliştirmek gerekir”. Siz bugüne kadar muhalif siyasi liderden, “sivil toplumsal örgütlenmelere” yönelik “bir öncelik, bir çıkış, bu en önde gelen şeydir” diye bir söz duydunuz mu? Sadece AKP’nin yanlışlarını sıralıyorlar: bunu AKP’liler de dahil herkes yaşayarak görüyor zaten. Ünlü “Olağan Şüpheliler- Ordinary Suspects” filminde olduğu gibi, dedektifçilik oynuyorlar: kazansalar bile kaybediyorlar, son İstanbul seçimleri sonrası yaşanan “engellemeler” gibi, sonuç değişmiyor…

AKP’nin başarısı mı?

AKP, 12 Mart ve 12 Eylül’de “demokratik sivil toplumsal örgütlenmeleri” tırpanlayan ve 1961 Anayasası’nı yok eden faşist darbeleri çok iyi değerlendirdi. Sistemde, “sivil demokratik toplumsal örgütlenmelerin yerine” dini ve dinci örgütlenmeleri getirdi. Kendi siyasal İslamcı rejim hedefini bunlar üzerine oturttu. Zeminde şeyhlerin, sözleri mutlak olarak yerine getirilen tarikat liderlerinin hâkim olduğu “yeni Türkiye’yi” kuvvetler ayrılığının ve parlamenter rejimin bulunmadığı bir boyuta soktu. Ve şimdi muhalefetin geri dönüşü, “demokratik sivil toplumsal örgütlenmeler üzerinden başarması tek yoldur”. Bunun için de muhalefetin (ve liderlerinin) önce, “kafalarında sivil toplumsal örgütlenmelerin önceliği” konusunu bir numaraya çıkarmaları gerekir. Muhalefetin yarısı bundan korkuyor.

Aklıma geliverdi: Levent Kırca hayatta olsa, acaba GATA’lı, Menzil’li ve entarili “doktoru” nasıl canlandırırdı? Tarkan’ın “Oynama şıkıdım, şıkıdım” bestesini anımsıyorum. Trump da Suudi kralla “kılıç dansı” yapmıştı. Diyanet’in başındaki de hutbesinde kılıç kuşanmıştı. Müjdat Gezen kardeşime de bir “tiyo” vermiş olayım, sahnede bugün yapmasa bile yazıp bir kenara koysun, ileride lazım olur…

Bugün biraz koronadan saklanıp Beyoğlu’nda, Ayhan Işık Sokağı’ndan Pera’ya kadar bir tur atmak istedim. Bizim siyasilerin “maskeli balo”sunu her akşam televizyonlarda seyrede seyrede bunaldım. Volta atmayı Yeşilçam Sokağı’nda bitirmeyi düşünüyorum, hep siyasiler atacak değil ya…

Sonuçta, “muhalefetteki partiler toplumsal örgütlenmeyi boş verdikçe”  Menzilciler menzile giriveriyorlar, neden şaşırıyorsunuz ki…


Yazarın Son Yazıları