İstanbul mu? Uçakta pilotların kavgası bir çılgınlıktı

04 Ocak 2022 Salı

AKP iktidarının İstanbul ile giriştiği amansız kavgadan en büyük zararı halk (ve demokrasi) görüyor. Yararı da Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı, çıkar kavgası içinde olan devletler ve demokrasi düşmanı dinci örgütler sağlıyorlar.

Tek adam rejiminin getirmiş olduğu bozulma ve çürümeler, toplumun üzerine inanılmaz ekonomik, sosyal ve hukuki bedelle yansımaktadır. “İnanılmaz” sözcüğünü özellikle kullanıyorum. Girişilen “bu kavga”, ülkeyi bölmekte ve kaosa sürüklemektedir. İç dinamikler “yığımlı bir biçimde negatifler üreterek” ülkeyi iç çatışmalar ortamına sürüklemektedir. İktidar, tek adam rejimini kullanarak eline geçirdiği “her türlü gücü”, bu kavganın bir tarafı olarak kullanmaya başladı.

Bu durum, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni, kendi kendini yavaş yavaş yok edecek bir noktaya götürüyor. Oysa ülkeler “kendi sahip oldukları iç güçlerini kullanarak, bütünleştirerek, birleştirerek” ayakta kalabilirler ve refaha ulaşabilirler.

Türkiye için yaptığım bu acı değerlendirme “nesnel ve teknik öğelere dayanmaktadır”.

- Bir ülkede, bir devlette nasıl olur da “merkezi ve yerel seçilmiş yönetimler birbirlerini engeller? Nasıl olur da birbirlerine düşmanmış gibi davranırlar?”

- Yapılması, olması gereken, bu seçilmiş güçlerin halkın refahı, mutluluğu ve özgürlüğü için işbirliğine gitmektir. Bir uçakta pilot kabininde görevli iki pilotun, sille tokat birbirine girmesi gibi bir durum. Pilot kabininde ve kaptan köşkünde iş görenlerin, uymaları gereken hukuki, teknik kurallar belirlenmiştir. Ülkeyi seçilmiş olarak yönetenler için de çağdaş siyaset, hukuk, iktisat ve güvenlik kriterleri vardır. Bunlar nesnel kriterlerdir: ancak ilkel toplumlarda, kabilelerde, aşiretlerde çağdışı uygulamalar ve yönetimler söz konusudur. Aynen trafik kuralları gibi, ülkenin yönetim kuralları nesnel olarak bellidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, olağanüstü bir ayrıcalıktır. Ortadoğu coğrafyasında ve İslam dünyasında Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme karşı baş kaldırarak gerçekleşen Türkiye Cumhuriyeti, dünya siyaset ve uygarlık tarihinde, “olağanüstü bir ayrıcalıktır”. Afganistan’dan Libya’ya, koskoca İslam coğrafyasında azgelişmişlik sarmalını ve emperyalizmin zincirlerini tek parçalayan Türkiye olmuştur.

Bu ayrıcalığımızı ortadan kaldırmak isteyen odaklar, ülkeyi tekrar Afganların, Körfez emirliklerinin ve Afrika’dakilerin durumuna sürüklemek istemektedirler.

- Atatürk sonrasında işi Kore savaşlarına kadar götürmüşlerdir.

- Kapitalizmin, “Batıcı cephesinde”, Soğuk Savaş’ın bir parçası yapmışlar, 12 Eylül’leri hazırlamışlardır, hem de içimizdeki uzantıları ile birlikte.

- Son olarak, FETÖ’cü dincilerle bizi parçalayıp tekrar Ortadoğululaştırma darbesine yeltenmişlerdir.

Bunları tekrar belirtmemin nedeni, AKP’nin “seçilmiş yerel yönetimlerle giriştiği kavganın, kimlerin işine yaradığını göstermek içindir”. Çünkü AKP içerideki kutuplaştırma eylemlerini bu yolla, daha da derinleştirmiş oluyor. Aynen ülkeyi Ortadoğululaştırmak isteyen kimi dış odakların arzuladığı bir biçimde. 

Ancak bu tutum, AKP’nin niyetini ele vermiş olmuyor mu: “bedeli ne olursa olsun iktidarı bırakmamak”: uçan bir uçakta, pilot kabininde kavgaya tutuşan pilotlar misali. Gerçekten, bu gidişi göremiyor musunuz, değer mi, anlamakta o kadar zorlanıyorum ki.

Pilotlar kavga edince, uçağın düşüp parçalanacağını hâlâ nasıl olur da göremezsiniz. Japonun “kamikaze”sinde, sadece tek bir pilot vardı, üstüne düşeceği bir Japon halkı da yoktu. Uygar insanlar (ve yönetimler) kavga etmezler, işbirliği yaparlar, eğer çağdışında ve uygarlık dışında kalmamışlarsa...

Yeni yıl mı? Eskisinden 180 derece farklı olması artık “olmazsa olmaz” hale geldi, siyahla beyaz gibi... 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları