Keskin yol ayrımındaki Türkiye

14 Eylül 2021 Salı

Türkiye bugün, 4-5 derece eğimli bir arazide “yan yan yol alan bir otomobil gibi”: Bir taraf uçurum, öbür yan düzlük, çıkış yolu. Karşıt hale gelen (ve getirilen) taraflar şunlar:

1) Bir taraf demokrasi diğer yan otokrasi: Otoriter ve tek adamların mutlak egemenliği altına girmiş bir ülke.

2) Çağdaşlık ve çağdaş uygarlık değerlerine karşı “çağdışılık” 400, 500, 600 yıl öncesini isteyen cephe: Toplum yerine kalabalık.

3) Hukukun üstünlüğüne karşı “hukuk dışılığı savunan, çağdaş hukuksal değerlerden kaçmaya çalışan bir cephe”.

4) Dürüstlük ve sahtecilik: Bir tarafta adalet ve dürüstlük isteyenler, öbür tarafta “her şey mubahtır” diyen zihniyet, din bile siyasetin maşası olmuş.

5) Kadın-erkek eşitliğinden sosyal yaşamdaki özgürlüklere destek verenler ve karşı çıkanlar.

6) Ve bize özel boyutunda, “Atatürkçü, demokratik Cumhuriyet felsefesine ve düzenine karşı, şeriatçı düzeni isteyen”, azınlıkta olmalarına karşın, fiilen güçlü bir konuma gelmeye çalışan bir cephe.

Diğer bir deyişle, Türkiye’nin Iraklaştırılmasını, Suriyelileştirilmesini, Afganistanlaştırılmasını, Yemenleştirilmesini isteyen odaklara karşı demokratik değerleri ve Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti’ni savunan geniş bir kesim.

Bu coğrafyada demokrasiden uzak kalmış (veya uzaklaşmış) ülkelerde iktidarlar statükoyu koruyabilmek için çıtayı sürekli yükseltmek zorundadırlar:

Yanlışlar uygulamaya konulmaya başlanınca, “bu yanlışları örtmek için, daha büyük yanlışlar uygulamak gerekir”. Demokrasiye karşı olarak çıtayı sürekli yükseltmek zorunda kalırlar. Bu da sizin, hem içerde hem de dışarıda karşınızdakiler, bu açmazınızı görünce “üstünüze daha fazla gelerek ödünler koparmaya başlarlar”.

Füzeler konusunda Rusya ve ABD arasında sürekli savrulan bir iktidar,

Doğu Akdeniz’de ve Ege’de siyasi, iktisadi ve askeri olarak sürekli ödün veren bir iktidar,

Ve sonunda kendisini, Afganistan’daki demokrasi ve insanlık dışı Taliban rejimine “yakın gören” kimi güçlü çevrelerin ortaya çıkması.

“Demokrasi karşıtlığı, siyasal İslam ve emperyalizm” üçgeni arasında tökezlemeye başlarsınız. Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın art arda yaptığı açıklamalar, AKP iktidarının “çıtayı hangi düzeye kadar çakabildiğinin bir göstergesidir”. İnanılacak gibi değil ama “somut olarak ortada duran” bir gerçek: Bahçeli’nin destek vermesi aslında Erdoğan-Bahçeli cephesi açısından tedirgin edici bir duruş. Her ikisi de birbirleri için kesinlikle vazgeçilemez olduklarının bir itirafı niteliğindedir. Ayrıca çıtayı daha da yükselteceklerinin sinyalidir.

“Sürdürülebilir üstünlükler kuramı”, Erdoğan-Bahçeli ikilisi tarafından, işin ucu nereye varırsa varsın inatla işletilecekmiş izlenimi vermektedir.

Önümüzdeki seçimlerde demokrasinin, çağdaşlığın, uygarlık değerlerinin egemen olabilmesi için “herkesin”, elini taşın altına koyması gerekir.

Yoksa biz bu topraklarda yaşayan insanlar olarak, yarın Suriyelilerin ve Afganların durumuna düşebiliriz. Kimse, “bize bir şey olmaz” demesin, AKP’ye oy verenler dahil.

Son 40 yılda Yugoslavya’dan Yemen’e, Afganistan’dan Libya’ya neler olduğunu gördük. Cumhuriyet ve Atatürk Türkiyesi başardığı ayrıcalığı, bugün de yarın da sürdürmek zorundadır.

84 milyon insanımız için gidecek başka bir yer yoktur ve kesinlikle olmamalıdır da... Tribünden seyrederek maç kazanılmaz, sahaya inip oynamak gerekir, eğer kazanmak istiyorsak tabii hukukun kuralları içinde kalarak...

Evet, çok yakında yaşanacak seçimlerde ülkemiz kesin bir yol ayrımındadır. Ya düzlüğe yeniden çıkacağız ya da uçurumdan aşağıya yuvarlanıp  gideceğiz. Kaderimiz bizim elimizdedir, bu “son şansımızı” ulusal çıkarlarımız için olması gereken siyasal iradeyi, yerli yerine oturtmak zorundayız.

Bugünlerde eylül ayında, bir asır öncesinin eylülünde “düşmandan kurtuluş günlerini kutlarken” bugün yukarıdaki satırları kaleme almak ne acı...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları