Anlatılan bir Türkiye hikâyesidir
Feridun Andaç
Son Köşe Yazıları

Anlatılan bir Türkiye hikâyesidir

16.01.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Birtakım kavramları alt alta yazarak Kızıl Goncalar televizyon dizisinin derin analizini yapacak değilim.

Bilinen bir öykünün, pek de görül(e)meyen yüzlerini bir televizyon filmi kıvamında anlatmak sanırım çoğu kişinin ilgisini çekmiş olmalı ki; dizinin ilk iki bölümü yayımlanınca etrafında fırtına koparıldı!

Bir yanıyla bakılınca, anlatılan ötekileşme/ötekileştirme öyküsüdür.

Demokrat Parti’nin siyasal iktidar dönemiyle başlatılan inanç tacirliği, din istismarı; özellikle 1960 sonrası “siyasal İslam” kisvesiyle bütün sağ iktidarların paydaşı olduğu gibi Cumhuriyetle gelen ilerleme/Aydınlanma düşüncesine karşı bir “hamle” olarak toplumsal yaşamı düzenleme misyonunu da üstlenmeye yönelindi. Bunu da; cemaat ve tarikatlar aracılığıyla etkin kılmak için, bunlara “sivil toplum örgütü” maskesi iliştirildi.

Bir yanda ekonomik-siyasi ayağı güçlendirilen cemaat ve tarikatlar, giderek siyasal iktidarların vazgeçilmez “güç”ü olmaya dönüştü.

CEMAAT Mİ DEDİNİZ?

Hatırlarım; “17-25 Aralık” günleriydi, Erzurum’da Karanlık Kümbet’in bitişiğindeki mescitte uzunca sohbet ettiğim “Kırkıncı Hoca”, sorularımdan iyice bunaldığında; “Devletimiz bizim her yaptığımızı bilir, onun gidemediği, ulaşamadığı yere biz gideriz” diyerek vakıflarını, aşevlerini, ticari kurumlarını savunadurmuştu. 

O günlerde baş tacı edilen “hocaefendi”nin de kendi tedrisatından geçtiğini hatırlatmadan edememişti. “Yazıcılar”dan “Okuyucular”a uzanan sohbetimiz, Nur cemaatinin, Risale-i Nur hareketinin dününe bugününe kadar uzanmıştı.

Şu bir gerçekti ki; AKP iktidarıyla cemaat her yerdeydi; ticarette, siyasette, bürokraside, sivil hayatta derin örgütlenme içindeydi.

Bugün geldiğimiz yerde öylesine baskın, etkin olan bu cemaat ve tarikatlar toplumda ayrıştırmanın, ötekileştirmenin merkezinde durmak gibi bir misyonu üstlenmiş durumdalar.

Bir yanda aynılaşarak dönüşürken, ötede de kutuplaştırmanın nüvelerini kitlelere yaymayı etkin biçimde gerçekleştirmek için hayatın her alanına (deyim yerindeyse) sızma hareketi hep canlı tutulmuştur. Bunun da mevcut siyasal iktidar desteği/aracılığıyla yapıldığı açık/örtük biçimde gözlemlenmektedir.

Kızıl Goncalar dizisi için koparılan fırtına, aslında, göstermeliktir. Bize orada gösterilenler buzdağının görünen çok az bir kısmıdır. Zira dizinin de öyle bir “cemaat öyküsü” anlatmak gibi bir derdi yoktur. Niyet okumayı bence başka türlü anlamak gerekir. “Biz muktediriz, ona göre” işareti kimedir, niyedir asıl bunu sorgulamak gerekir.

Peki, “devlet” ya da “siyasal erk” bunu yer mi? Sanmam! Ele geçirilen kurumların hali ortadayken hele...

Biat etmek!

Fatih’teki bir cemaate katılmak için Kars’tan yola çıkıp, ailesiyle bütün köprüleri yıkan bir gencin öyküsünü dinlemiştim bir uçak yolculuğumda.

Hiçliğin kollarına bırakmıştı kendini, umutsuz ve umarsızdı. Cebinde bir tek kimlik kartı vardı. Orada kendisine “yeni hayat” vaat edilmişti. İcazet aldığı kişilerden söz etmişti üstü kapalı olarak.

Ona, Meşa Selimoviç’in Derviş ve Ölüm’ünden söz etmiş, neden okuması gerektiğini anlatmıştım.

Ben yolumu çizdim, başka hiçbir söz döndüremez beni” demişti umutsuzca.

İnsan doğduğu yerde, ailede tutunamazsa başka ne yapabilir ki” demesini unutamamıştım.

Sürükleniş...

Açılan “yeni” kapılar...

Ve örtülen, kapanan hayatlar...

Doğrusu Kızıl Goncalar’da hem buna benzer öyküler hem de daha fazlası var. “Anlatılan senin hikâyendir” yerine; “Anlatılan bir Türkiye hikâyesidir” demek daha doğru geliyor bana.

Toplumu şiddete, ötekileştirmeye, ayrıştırıp çatışmaya yönelten her eylem böylesi bir iklimi var etmeye çalışır. Dahası buralardan beslenir.

Byung-Chul Han, şunu diyordu:

Bünyeyi hasta eden şey, mahrumiyet ve yasaklama değil, aşırı iletişim ve aşırı tüketim; bastırma ve olumsuzlama değil, her şeye izin verme ve her şeyi olumlamadır. Zamanımızın patotojik alameti bastırma değil, depresyondur. Yıkıcı baskı ötekinden değil, içten gelir.” (*)

Ola ki; dizinin anlatılan hikâyesini bir de bu açıdan okumak, anlamak gerekir. Bu da bir başka yazının konusu.


(*) Byung-Chul Han, Ötekini Kovmak: Günümüzde Toplum, Algı ve İletişim, Çev.: Mustafa Özdemir, 2023, Ketebe Yay., 92 s.

Yazarın Son Yazıları

Kemal Tahir’i bugün okurken...

Bir dostum, kendisiyle Beş Romancı Tartışıyor’un yeni basımı* üzerine konuşurken şunu sormuştu bana...

Devamını Oku
16.01.2026
Kendi sesinde yolcu...

Öyledir zaman.

Devamını Oku
02.01.2026
Türkiye’nin Doğu sorunu: ‘Sorun’un öte yanı

Yabancı devletler, bugünkü dolaylı müdahaleyle Türkiye’yi kıskaç altına almaktadır.

Devamını Oku
19.12.2025
Türkiye’nin Doğu sorunu: Bu bir ‘Kürt reformu’ mu?

Yıllardır “sorun” olarak, temcit pilavı gibi ısıtılıp duran Kürt realitesi palyatif öneriler, siyasi manevralarla bugüne kadar taşındı.

Devamını Oku
05.12.2025
Kendi sesini bulmak

- Bu yazıyı bekleyen okuryazara

Devamını Oku
21.11.2025
Farkında olmak da erdemdir!

Bir çıyanı kınayamam.

Devamını Oku
07.11.2025
‘Labirent’ neyi anlatır?

Amin Maalouf, bir dünya romancısı.

Devamını Oku
24.10.2025
Suçlar, suçlular, müritler

Baştan başlayalım dilerseniz.

Devamını Oku
10.10.2025
Yazı yordamı

Her şey bir şeydir, belki de!

Devamını Oku
26.09.2025
Karanlığınız kadarsınız!

Borges, kendi körlüğünden söz ederken şunu diyordu...

Devamını Oku
12.09.2025
‘Ah, bu sessizliği anlat!’

'Nefes almak isteyen okur için...'

Devamını Oku
29.08.2025
Çürümenin göstergeleri

Türkiye’nin bugünkü gerçeği birçok açıdan irdelenmeye değer.

Devamını Oku
15.08.2025
Türkiye’den çürüme manzaraları: (1) Sayın dolandırıcı!

Size hanımefendi ya da beyefendi demeyeceğim çünkü siz bir hırsız, bir dolandırıcısınız!

Devamını Oku
01.08.2025
İroni değil, gerçek!

Bugün size, Anadoluhisarı’ndaki Şeyhülislam Yasincizâde Abdülvehhap Bey Yalısı’nda bir sabah kahvaltısında buluştuğum Ali Rıza Bozkurt ile yaptığımız uzun sohbetten söz etmek istiyorum.

Devamını Oku
18.07.2025
Cicero’nun cesareti var mı?

Lucius Cornelius Sulla dönemi; Roma’nın yozlaşmaya, siyasal erkin de çürümeye başladığı bir dönemdir.

Devamını Oku
04.07.2025
Geleceği kurmak için: Kütüphane

Şunu hemen söyleyeyim ki kütüphanem ile oldukça özel belgeler barındıran arşivimin bazı “açgözlü sahaflar”ın eline düşebileceği düşüncesinden dolayı endişeliyim!

Devamını Oku
20.06.2025
Aydınlanma nerede başladı, değişim nereye kadar?

Köy Enstitüleri bir uyanış hareketiydi. Tarım toplumu olan Türkiye’nin kırsal kalkınmasıyla değişim dönüşüme uğrayabileceğinin ilk hamlelerindendi.

Devamını Oku
06.06.2025
Kendimizi unutmamak için

Annem öldü.

Devamını Oku
23.05.2025
Benim İstanbul çağım

Benim İstanbul çağım

Devamını Oku
09.05.2025
‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

Devamını Oku
25.04.2025
Hayal değil, gerçek!

Hayal değil, gerçek!

Devamını Oku
11.04.2025
Sen beni dönüştür

Sen beni dönüştür

Devamını Oku
28.03.2025
‘Milliyetçi Türkiye mi?’ MHP nerede duruyor?

‘Milliyetçi Türkiye mi?’ MHP nerede duruyor?

Devamını Oku
14.03.2025
Görebilseniz eğer...*

Görebilseniz eğer...*

Devamını Oku
25.02.2025
Bir Naomi Klein bakışı: Yeni dünya düzeni ve ikizleşme

Bir Naomi Klein bakışı: Yeni dünya düzeni ve ikizleşme

Devamını Oku
11.02.2025
Çaltıözü’de sabah

Çaltıözü’de sabah

Devamını Oku
28.01.2025
Kendi ‘kör kuyu’larımız

Kendi ‘kör kuyu’larımız

Devamını Oku
14.01.2025
Uğultulu zamanlar

Uğultulu zamanlar

Devamını Oku
31.12.2024
‘İlgilen ve ilişkilen’dir

‘İlgilen ve ilişkilen’dir

Devamını Oku
17.12.2024
‘Sen bana neler öğrettin?’

‘Sen bana neler öğrettin?’

Devamını Oku
03.12.2024
Anlatısız toplum

Anlatısız toplum

Devamını Oku
19.11.2024
‘Karanlık zamanlar’dan geçerken

‘Karanlık zamanlar’dan geçerken

Devamını Oku
05.11.2024
Bahçe, portakal çiçekleri yaseminler

Bahçe, portakal çiçekleri yaseminler

Devamını Oku
22.10.2024
Edebi buluşmaların anlamı

Edebi buluşmaların anlamı

Devamını Oku
08.10.2024
Kötülüğü nerede aramalı?

Kötülüğü nerede aramalı?

Devamını Oku
24.09.2024
Kapitalizmin çirkin yüzü

Kapitalizmin çirkin yüzü

Devamını Oku
10.09.2024
Oliver Sacks’tan yolu geçmek...

Oliver Sacks’tan yolu geçmek...

Devamını Oku
27.08.2024
Belleğin çağrısı

Belleğin çağrısı

Devamını Oku
13.08.2024
Üsküdar mı, Kadıköy mü?

Üsküdar mı, Kadıköy mü?

Devamını Oku
30.07.2024
Eski sözlerde, yeni bakışlar

Eski sözlerde, yeni bakışlar

Devamını Oku
16.07.2024