İş yok, refah yok, para yok... idam verelim..

08 Eylül 2020 Salı

Toplumsal sorunlar tepe yapmış. 

Kadın cinayetleri... 

Çocuk istismar ve tecavüzleri, çocuk gelinler, evlilik krizleri, boşanmalar, kavgalar, kapanan işyerleri... Toplumsal bunalımın zirve yaptığı zamanlar.

Hepsi 3-4 yıldır adım adım ve birbiriyle yarışarak zirvelere tırmanıyor. 

Çözüm? 

Çözümü Devlet Bahçeli ortaya attı: İdamı koyalım!

Ortağı AKP kendisine atılan bu halatı hemen yakaladı: Milletimiz istiyorsa bize düşen görev bunu Meclis’te yasalaştırmaktır.

İnsanları, aileleri, toplumu mutlu etmenin, sorunları çözmenin yolu kalın, boyna takılacak bir halat; “suçlu”nun boynuna takacaklar, bastığı sandalyeye tekme vuracaklar, adam sallanacak ve sorun çözülecek.

***

Resmi rakamları bir kenara bırakın. İktidar işsizliğin zirve yaptığı zamanlarda bile işsiz sayısının arttığını ilan etmekten çekinmiyor. 3.8 milyon işsiz ilan ediyorlar. Ama gerçek sayılar hesaplandığında 10 milyon 700 bin işsiz, Faik Öztrak hesabı. Beğenmediniz mi? Yarısını alın.

Peki, iş? Çözüm yok, ama idam verelim, yeter ki işsizlik meselesi tartışılmasın.

***

Kadın cinayetleri önlenemiyor, kadın çığlıkları her gün gazetelerin sayfalarında ve sosyal medya görüntülerinde kulakları, gözleri, beyinleri patlatarak sürüyor. Kadınları ve çocukları koruma dernekleri dayanışma örgütleri işbaşında.. Devlet ise cenaze toplayıcısı ve katilin peşinde koşuyor.

Kadınlar aktif ve etkin koruma istiyor. 

Çözüm? “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi”ni ortadan kaldıralım.”

Bu olmazsa, çözüm olarak idamı getirelim.

***

İdam isteği, iktidarın içinden çıkamadığı sosyal, ekonomik bunalımlar karşısında çözümsüzlüğün belgesidir, sahaya havlu 

atmasıdır.

Bu konuda da MHP liderinin hemen rol kapması normaldir, yadırgatıcı değildir, çünkü bu partinin ülkenin derin sorunları karşısında bir çözümü yoktur, veya vardır: RTE iktidarını desteklemek... Ve sorunları daha da derinleştirmek. Ve idamı ileri sürerek iktidar çevresinde bir koruma zırhı oluşturmak.

Bu isteği kaçıncı kez gündeme getiriyorlar? RTE seçim kürsülerinden sık sık idamı getireceklerini söylüyordu. 

***

Peki, idamın müşterisi var mı? 

İşsizlerin yok. İş ve ekmek arayan insana idamı tartıştırmak çok komik olur. Gücü varsa seni yakalayıp ayaklarının altına alabilir.

Üç kuruş maaş alan ve evini geçindiremeyen yüz binlerce ailenin idama ihtiyacı mı var?

Yüzde 30’ü aşkın işsiz olan genç işsiz ve üniversite mezunlarını, iş şok ama idam verelim diyerek mi geçiştirecek, uyutacaksınız?

Adalet isteyen, mahkemelere güveni tükenmekte olana insanlara, adil yargılama, hukukun üstünlüğü ve tarafsızlığı yerine idam mı sunacaksınız?

İdamı getirmek iktidarın palavrasıdır. Lafı evirip çevirmedir, gerçekleri örtbas etmektir. Çözümsüzlüklere teslim olmaktır.

Peki, bunu bilmeme rağmen, bir cümle ile geçiştirmem gerekirken idam üzerine bu kadar lafı da niye ettim?

Gazetecilerimizi özgür bırakın!

Hukuken içi boş, on para etmez bir suçlama ile gazeteciliğe karşı açılan siyasi intikam davasının yarın duruşması var. Dava gazeteciliğe karşı açılmıştır, hiç şüphem yok, bu bir “gazetecilik yapmayın” davasıdır. 

Barış Terkoğlu’nu serbest bıraktılar, ama Barış Pehlivan kardeşim içeride... Murat Ağırel, Hülya Kılıç kardeşlerim içeride...

Tabii intikam davasının kurbanı olarak da Müyesser Yıldız kardeşim içeride.

Mahkeme başkanı serbest bırakılsınlar diyor; tutuklu yargılanmaları için gerekli inandırıcı iddia ve belgelerin ortada olmadığını söylüyor hâkim vicdanı. Ama siyasi ve devleti elinde tutan intikamcıların eli kolu dava dosyasının içinde.

Yarın gönlüm yollarda meslektaşlarımla beraber olacak.

Gazeteciliğin sürekli yasaklanmak istenmesi karşısında, onların yerlerinde bizler de olabilirdik. Suçun olmadığı yerde, gazeteciliğin yargılandığı ve zindana tıkıldığı bugünlerde, tüm gazeteciler, hepimiz de kendimizin zindana tıkıldığını duyumsamaktan kurtulamayız.

Gazeteciliğe özgürlük, arkadaşlarımıza özgürlük!!!

ERBİL TUŞALP

Çok değerli, artık nesilleri tükenmekte olan değerli bir gazeteci yazar arkadaşımızı daha kaybettik. Erbil Tuşalp, Cumhuriyet’te de yazıişleri müdürü olarak görev yapmıştı.

Araştırmacı özelliği ve niteliğini belgeleyen kitaplarıyla ülkemize, gerçeklerin aydınlatılmasında büyük katkıları oldu.

Kitaplarını anımsayalım:

Bin İnsan, Bin Tanık, Bin Belge, Eylül İmparatorluğu Doğuşu ve Yükselişi, Artık Demokrasi İsteyin, Ben Tarihim Bay Başkan, Paşa ile General, Önce Çocuklar Öldü, Evreninki mi Özalınki mi?, Çürüme, Plastik Papatya Kokusu, Şeriatı Beklerken, Demokrasi Sizin Neyinize, Şeriat A.Ş, Sen Sofi’nin Oğlusun, İslam Faşizmi, Bozkurtlar, Çete Parti Mafya, Aldanma, Kuklaturka, İslam İmparatorluğu..

Güle güle dostum, uzaktan yazışmalarımızı çok özleyeceğim. Biraz daha yoksullaştı dünyamız.


Yazarın Son Yazıları