RTE’nin Bu Sözleri Atlanamaz

11 Aralık 2014 Perşembe

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulan Recep Tayyip Erdoğan’ın, İslami Eğitim Şûrası’ndan çıkıp gittiği 5. Din Şûrası’nda yaptığı konuşma, Türkiye’yi nasıl bir düşüncenin yönettiği ve ülkeyi nasıl bir ülkeye dönüştürmek istediği konusunda en temel açıklamaydı...
Açık, berrak, net, duru... Gizlisi saklısı olmadan..
Bir İslami-şeriatçı bir yönetim arzusu. Ne kendisini oraya getiren anayasayı takan, ne Meclis’i, ne yasaları... Evet şimdi net olarak diyebiliriz ki Anayasa Mahkemesi’nin saptadığı “laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiğisaptamasını kesin doğrulayan bir konuşma.(*)
RTE, Din Şûrası’nda “Yurttaşlığı” bir din olarak nitelendirdi ve din işleri ile devlet işlerinin ayrılmasını şart koşan anayasaya ve laiklik şartına saldırdı kökten, damardan... Karşımızda, Akit adındaki şeriatçı yayın organının kılığına bürünmüş bir kişi bulunuyordu. Zaten RTE ile Akit arasında çok sağlam bir ilişki var.

‘Yurttaşlık dini icat ettiler’
Dediklerine bakalım önce: Batı’da Hıristiyanlıktan oluşan boşluğa “yurttaşlık dini” ikame edildiğini ve Türkiye’de de benzeri denemelere girişildiğini (!) belirterek şöyle diyor:
Bunlar kendi elleriyle yurttaş dini benzeri dinler inşa ederek İslamın karşısına kendi yapay dinlerini koymanın çabası içinde. Din ve devlet işleri ayrı olsun diye kendi yapay dinlerini devlete egemen kılmanın mücadelesini verdiklerinin bilincinde değiller. ‘Kâbe Arap’ın olsun bize Çankaya yeter’ dediler. Bu yapay bir din kurma, helvadan put yapma değil de nedir? Kendileri yaptılar kendileri taptılar..”
Anıtkabir için “helvadan put” tanımlamasını halka havale ediyorum, yurttaşın taptığı bir anıtı yok, sevdiği ve hayatını borçlu olduğu bir kahramana gönül borcu var. Bir okur mesaj attı: “Bu anıt kendisini kıskançlıktan delirtecek.”
Buna boşveriyorum, “yurttaş” kavramına gelelim. RTE; yurttaşlığı, yurttaş olmayı bir “yeni din” yaratmakla eşdeğer görüyor. Anlaşılıyor ki yurttaş, vatandaş, yurttaşlık gibi kavramları, “İslam dininde” karşılığı veya içeriği olmadığı için reddediyor. Şeriatçı anlayışta, ümmet vardır.
Yurttaş, vatandaş anayasal bir kavramdır. Yurttaşın anayasal, siyasal, hukuksal haklarını da ifade eder. Yurttaş, anayasada “adam” yerine konur, dokununulmazlıklarla donatılır..
“Yurttaş”, bu özelliğini krala, kiliseye, feodal yönetimlere, padişahlara, saraylara karşı çok can verdiği mücadelesiyle kazanmıştır ve bunu anayasalara, uluslararası sözleşmeye yazdırmıştır. Dünyada her şey tartışılabilir ama tek tartışılmayacak bir hak veya kavram varsa, yurttaşlıktır. Yurttaşlık kavgası, 1000 yıllık savaşın kazanımıdır. Spartaküs’ten başlar, esirlerin, kölelerin mücadelesiyle ete kemiğe kana bürünür..
Birey eğer yurttaş değilse bir sinektir, köledir, ezilebilir, yok edilebilir.
Bir oyuncaktır, güçlünün kendi amaçlarına sürekli olarak ram edeceği, sömüreceği alabildiğine, başını kopartacağı, gerektiğinde öldürüp yok edeceği... Yurttaşlık bir yasadır. Tersi ise keyfiliği anlatır.

RTE şeriat yönetimini tartışmaya açıyor
Peki Erdoğan “yurttaşlığı” neden bir din mertebesine yükseltiyor? Anayasaların ruhunda “insan” vardır. İnsanı yurttaş mertebesine yükseltir. Erdoğan bunu kabul edemiyor. Çünkü köktendinci anlayışı gereği, İslamda birey değil, din her şeyin üzerindedir.
RTE’ye dersini iyi öğretmişler: Yurttaşlık aynı zamanda laiklik kavramını içerir, geliştirir, yaşatır. Din ile devlet işlerinin ayrılması, devletin inançlar karşısında tarafsız kalması yani laiklik ve sekülerlik, yurttaşlık anayasası ile bütünleşir.
RTE ise bu ayrıma da karşıdır, İslamın bir devlet, toplum ve hayat yönetim biçimiyle bütünleşmesi gerektiğini inanır. Bu nedenle de “yurttaşlığın”, köktendinci, şeriatçı İslamın karşısına bir “din gibi” dikildiğine inanır. RTE aynı konuşmasında şöyle bir laf daha etti:
Şu anda bir başka vazifem olduğunu da düşünüyorum. Dine ait tüm mesele ve konuların artık özgürce ele alınabilmesi için ilgili tüm kesimleri cesaretlendirmekle mükellef olduğum inancındayım.”
Evet, RTE şeriat yönetimini tartışmaya açıyor. Dine ait tüm meselelerin içeriğinde bu vardır: Her şeyi yönetmek.. İslam hukukunu devletin ve toplumun temeli yapmak için tartışma açıyor zatıâlileri.. Başka bir şeyi daha: halifeliği.. RTE, Diyanet’i toplumu dinselleştirme, şeriat hukukuna göre yönetilmesi sürecinde bir araç olarak kullanıyor.
Diyanet’in başına atadığı Mehmet Görmez de bu halifeliğin yolunun açılması gerektiğini, Din Şûrası’nın son günündeki konuşmasında net olarak açıkladı:

Halifeliğe koşar adım
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın din eğitimi müesseseleri, sadece kendi ihtiyaçları için değil, dünyadaki Müslümanların müracaat kaynağıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da bu anlamda kendisini yeniden gözden geçirmesi gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendi yapısı ve statüsünün de gözden geçirilmesi gerektiğini biliyorum.
Anladınız mı?
Bir nokta daha var: RTE bu görevine uygun olarak şûraya sesleniyor: “Bu dinin bir sahibi var… Bize düşen emanetin hakkını vermektir… Bize biçilen rolleri atıp kendimiz olabilirsek adaletin yeryüzüne egemen olması mümkün hale gelecektir. Hiç tereddüt etmeden, korkmadan gerekli soruları sorun. Defanstan çıkın, ileriye koşun. Her zaman arkanızda olacağız..”
RTE, İslam ile dünyaya adaleti egemen hale getirecek. Karşımızda üstelik bir “cihatçı” bulunuyor diye düşünebilirsiniz.
(*) Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 30 Temmuz 2008’de, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin kapatılmamasına ancak laiklik karşıtı eylemlere odak olmaktan, Hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verdiğini açıkladı.


Yazarın Son Yazıları