36 yıl sonra... Muammer Aksoy

36 yıl sonra... Muammer Aksoy

31.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ankara’da bir kış günü akşam alacasında zaman zaman kendini hatırlatan bir ayaz yalayıp geçiyor yüzleri. Buna rağmen Muammer Bey bürosundan çıkıp eve yürümek istiyor. Yol boyunca belki de vatan toprağının göz göre göre peşkeş çekilmesini düşünüyor. Daha önce defalarca yazmış çizmiş; 1965’te yayımladığı “Türkiye’nin Petrol Faciası ve Çıkar Yol” kitabında yabancı petrol şirketlerinin egemenliğine değinmiş; İran, Meksika, Kolombiya, Venezuela gibi ülkelerin yanında ahvalimizin devede kulak gibi göründüğünü ama petrol tüketim piyasasının kontrolünü elinde tutmak isteyenlerin iç savaşının bizi önünde sonunda etkileyeceğini söylemiş, petrol konusunda dışa bağımlı bir ülke haline gelmeye itiraz etmişti. Benzeri durum madenlerimiz için de geçerliydi. Onların işletmesi de devletin kontrolünde olmalı, yabancı ülkelerin etkinlik alanına müsaade edilmemeliydi. Öğleden hemen önce ise Emin Çölaşan ile Atatürkçü Düşünce Derneği’ni neden kurduğunu anlatan bir söyleşi yapmıştı. Hürriyet gazetesinde ölümünden sonra yayımlanan söyleşide şunları söylüyordu: “Laiklik düşmanı denilince zannediliyor ki bunlar sadece ortaçağ zihniyetine sahip fanatik, gerici insanlardır. Bunun yanında laikliğin tehlikeye düşmesinin ve irtica faaliyetlerinin büyük boyutlara ulaşmasının ardında ikinci sorumluluk siyaset adamlarındadır. Sırf oy alabilmek için onlar günübirlik çıkar içindeler; üçüncü grup ise dış ekonomik ve siyasal güçlerdir.” Nitekim o, daha önce kaleme aldığı “Laikliğe Çağrı” metninde, “Türkiye için irticadan daha büyük hatta ona yakın hiçbir tehlike söz konusu değildir” diye yazmıştı.

***

Muammer Bey, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin tam bağımsız Türkiye için önemli bir adım olduğuna inanıyor; Anadolu’da örgütlenmenin bağnazlığı yenebileceğini düşünüyordu. Bu sayede Türkiye kendi özsermayesiyle ilerleyebilir, emperyalist rüzgârlara kapılmadan kendi gücünü oluşturabilirdi. Ülkenin tam demokrasiye ulaşması ile mevcut özsermayesinin korunması ile doğrudan bir ilişki vardı. Böyle böyle eve vardı. Saat 19.05’ti. Bahçelievler’deki apartmanın girişinde bir karartı ile karşılaştı. Bir anda bir tabanca ona yöneldi. Dört el ateş edildi. Tüm mahalle donmuş kalmış, herkes perdelerin ardına çekilmişti. Saat 21.30 sularında Anadolu Ajansı’na telefon eden bir kişi ise cinayeti “İslami Hareket” adına üstlendi. Böylece karanlıkta kalan faili meçhul yüzün kimliği bize bir şeyler söylüyordu.

***

Aradan tam 36 yıl geçti. Muammer Aksoy’un ölümü 90’lı yıllardaki cinayetlerin başlangıcıydı. Ardından Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu öldürüldü, Sıvas’ta göz göre göre aydınlar yakıldı. Böylece o yıllar Türkiye’nin bugününe hazırlayan bir düzlemde aktı, geçti.

***

Muammer Aksoy’u ne zaman düşünsem Cortazar’ın, “Ele Geçirilen Ev” adındaki bir uzun hikâyesi gelir aklıma. Bu hikâyede iki kardeş anılarla dolu bir evde hayatlarını sürdürür. Irene sürekli örgü örer; çözer. Evin dışında diktatörlüğün getirdiği tahakküm sürse de iki kardeş günlük yaşamlarına devam eder. Bir gün erkek anlatıcı kardeş mutfağın gasp edildiğini anlar. Oraya bir daha adım atamazlar. Sürekli ev içinde mevzi kaybetmeye devam ederler, en sonunda bir kol onları dışarı atar. Ne demişti Adorno? “Burjuvazi insanları olduğu gibi sever, çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedir.” Kontrol küresel sermayenin her zaman işbirlikçilerindedir. Evinde oturup sesini çıkarmasan bile bir gün seni seveceklerinin bir garantisi yoktur!

***

Muammer Aksoy bu ülkeyi kendi evi gibi gördü. Aymazlığa karşı yurttaşları uyarırken evini terk etmeme çağrısında bulundu. Biz de o çağrıya uyanlardanız. Sınırlarımız yeniden çizilirken bugün Aksoy’un söyledikleri bize ışık oluyor. Merak eden Mahmut Aslan’ın “Hak ve Hukukun Yılmaz Savaşçısı: Muammer Aksoy” kitabına bakabilir!

Yazarın Son Yazıları

36 yıl sonra... Muammer Aksoy

Ankara’da bir kış günü akşam alacasında zaman zaman kendini hatırlatan bir ayaz yalayıp geçiyor yüzleri.

Devamını Oku
31.01.2026
Kolay Öldürümler Ülkesi

Kolay Öldürümler Ülkesi

Devamını Oku
24.01.2026
Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025