Kolay Öldürümler Ülkesi

Kolay Öldürümler Ülkesi

24.01.2026 10:19
Güncellenme:
Takip Et:

Kara Ocak ayı gelince içim kabarıyor yine. Onat Kutlar-Yasemin Cebenoyan, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Gaffar Okkan ve Muammer Aksoy’un yaşamdan koparılmaları özellikle 90 sonrasını yaşayanların hafızalarında taze kalıyor; ancak genç kuşağın bu isimleri yarım yamalak bilmesi belleksizliğe kapı aralıyor. Yeni kuşakların bu seçkin isimlerin toplumsal belleğimizdeki yerini konumlandıramayışları kuşaklar arasındaki geçişin sağlıklı olmadığını gösteriyor bize. Oysa dünyanın her yerinde konu siyasi cinayetler olduğunda toplumsal yüzleşme adımları atılır. Bizde ise tersi bir durum söz konusu. Bu cinayetlerin üstünü kapatma çabasına dönüşüyor. Öte yandan Uğur Mumcu’nun bir kere daha haklılığı şu sözlerle belirleyici oluyor: “Biz unutkan bir ulusuz. Unutuyoruz olup bitenleri. Unutuyoruz ve oğulları kızları ölen ana babaları, kanlı gözyaşlarıyla baş başa bırakıp gidiyoruz!” 

*

Bunca yıllık acı deneyimlerimiz siyasi cinayetlerle ilgili temel sorunları şu şekilde sıralamamızı sağlıyor: 

1.Bugün; karşımızda toplumsal belleksizlik bir mıh gibi duruyor. Dahası öldürümlere dair kuşaklararası bir aktarımın olmayışı pek çok ismin sistemli bir biçimde unutturulmasına yol açıyor. Üniversitede okuyan öğrencileri arasında yapılacak bir ankette örneğin Ümit Doğanay, Bedri Karafakioğlu, Cavit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert, Orhan Yavuz gibi öldürülen üniversite hocaları sorulsa verilecek yanıtı aşağı yukarı hepimiz tahmin ediyoruz. Geride kalan evlatlar için, “Babam neden öldürüldü anne?” sorusu ise toplumsal katmanların arasında kalmışa benziyor. Bunun için bir hafıza çalışması ise devlet destekli bir eğitim programı ile yapılabilir. 

2.Hemen hemen bütün siyasi cinayetlerde görülen sistematik cezasızlık olgusu yeni cinayetlerin işlenmesine kapı aralıyor. Korunan, kollanan, hatta Emniyet’te Türk bayrağı önünde fotoğraf çekilen katiller başkaca yeni olası öldürümlere sanki meşruymuş gibi bakılmasını sağlıyor. 

3.Mumcu cinayeti özelinde, olayı aydınlatmaya çabalayan savcı Kemal Ayhan’ın evinde ölü bulunması, soruşturmanın 99 yılında bir Hizbullah evinde çıkan disketteki olay mahaliyle örtüşmesi küçük ipuçları verse de hiçbir zaman toz bulutu ortadan kalkmadı. Bu dönemde Meclis araştırma komisyonundan çıkan Umut Operasyonu ve Umut Davası’yla yaşananlar çok katmanlı uluslararası bir noktaya dönüştü. Ancak Meclis araştırma komisyonlarının etkinliği de bizim için tartışmasız. Dolayısıyla siyasi irade desteklerse ve devletin organlarıyla ilişki kurulabilirse Meclis araştırma komisyonları etkinlik kazanıyor. Aynı şey yargı aşaması için de geçerli. Nitekim Mehmet Ağar’ın son duruşmada bir zamanlar Güldal Mumcu’ya söylediği tuğlayı reddetmesi bize dosyanın kapatılmak istendiğine dair bir izlenim veriyor. 

4.Öte yandan Meclis araştırma komisyonlarının dar bir zamanda çalışıyor olması, dahası diğer birimlerce sistematik bir bağlantısının kurulmaması etkin çalışma alanlarını daraltıyor. İsmail Saymaz’ın Meclis araştırma komisyonu belgelerinden yola çıkarak kaleme aldığı “Oğlumu Öldürdünüz Arz Ederim” kitabında da altı çizildiği üzere kimi cinayetlerdeki bağlantılar ortaya dökülse de İtalya’da olduğu gibi bir temiz eller operasyonu gerçekleşmediğinden hiçbir şekilde kapı aralanamıyor. 

5.Bu cinayetlerin pek çoğunda fail aslında meçhul değil, biliniyor! Ama fail ya hiç yargılanmadı ya da etkisiz soruşturmalarla korunarak cezasız bırakıldı. Bugün gelinen noktada, birçok dosya zamanaşımı nedeniyle kapandı ya da birçok dosyanın düşme riskiyle karşı karşıya olduğu bir gerçek. Bu durumun sadece geçmişteki adaletsizliklerin değil, bugünkü hukuki yetersizliklerin de bir sonucu olduğu ortada. Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi, belirli bir sivil topluluğa yönelik planlı ve sistematik saldırıları insanlığa karşı suç olarak tanımlar ve bu suçlarda zamanaşımı uygulanmaz. Ancak mevcut yasal çerçeve, geçmişte işlenmiş ve cezasız kalmış siyasi cinayetler için bu maddenin nasıl uygulanacağını netleştirmemekte. Uygulamada yargı makamları, sanığın lehine kanun ilkesine dayanarak geçmişte yürürlükte olan zamanaşımı sürelerini esas almakta ve TCK 77’nin geriye dönük uygulanabilirliğini fiilen engellemekte. Bu nedenle, insanlığa karşı suç kapsamına giren siyasi cinayetlerin geçmişte işlenmiş olsa dahi yeniden soruşturulabilmesini mümkün kılacak özel bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu söylenebilir. 

*

Bu ülke kolay öldürümler ülkesi olduğu sürece gelişmiş bir toplum olamayacak! Ve çocukların yüreği hep bir mezar taşıyla çarpacak. Bu yüzden anmalarda temel vurgu adalet olmalı! 

Yazarın Son Yazıları

Kolay Öldürümler Ülkesi

Kolay Öldürümler Ülkesi

Devamını Oku
24.01.2026
Adana’da Ahmet Erhan...

Dün Adana’da Tüyap kitap fuarında Cumhuriyet Yayınları’nın düzenlediği bir söyleşi ile Ahmet Erhan’ı andık.

Devamını Oku
17.01.2026
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025