Otoriterleşmenin kötü işletilen modeli mi? Demokratik parlamenterizm mi?

02 Ekim 2021 Cumartesi

Türkiye, kıtalar arasında, göçlerin göbeğinde, çoğunluk nüfusunun yaşamı karabasana çekilmiş olarak, iki yol arasında sıkıştırılmış seçimini yapmak zorunda. Dün, yeni çalışma yılına giren, ancak açıldığından bu yana aritmetik dağılımına bakıldığında sözde en demokratik olması gereken bir yapıda, Meclis üyelerinin özgür iradeleri ellerinden alınmış, ülkenin yönetimi kararnamelere, daha da gerçekçi dille Tekadam rejimi, Saray iradesine teslim edilmiş bir yapıda..

Açıldığı günden bu yana yasama yetkilerini hiç kullanamamış, iki parti ağırlıklı milletvekillerinin içeriklerinin okunmasına bile fırsat tanınmamış metinlere zorunlu kaldırılan parmaklarıyla çıkan oylarla sayısız torba yasalar çıkarıp durmuş.. Komisyonların işletilmediği, bırakınız içerikleri bilinmeyen sayısız yasa kapsamı içindeki değişiklikleri, kimi en fazla uzlaşma sağlanabilecek konular, birkaç cümlecik değişiklikler için bile inadına, kural olarak “hayır”denilmiş bir işleyiş gündemde. Bugüne kadar dişimizi kırmaya bile razı olabileceğimiz tek olumlu bir uzlaşma bile aranmamış. Diktatoryal dikteden ödün verilmemiş olarak yürünmüş..

Yeni dönem için demokrasinin kırıntılarının işletilebileceğine ilişkin umutvar olabilir miyiz? Ülkemiz, halkımız için yaşamsal sorunların dev boyutlar, hızlı katlanışlardan sonra biraz akıllar başlara devşirilebilir mi? Yosa, Tekadam rejimi icraatlarında, işler kötüye gittikçe “Gücümü korumam, ödün vermemekten, güç gösterisinden geçer” mantığı ile sürdürülmekte olan uzlaşmaz siyaset yürüyüşüne devam edilir mi?

Ne yazık ki elden gitmiş belediyelere dönük intikamcı, önlerini kapatma siyasetinde, utandırıcı boyutlarda yeni adımların atıldığı son haftanın haberleri gibi, Meclis’in dünkü açılış gününden de umutlu, olumlu bir ışık görebilme olanağımız olamadı. Gerçeğini ararsak bu vurgulamam, Tekadam rejiminden kopamayan, kopmak istemeyenlerin üsluplarına, çıkışlarına ilişkin bir izlenim. Gerçeğinde ise Cumhur Cephesi ittifakı içinde çok etkin görevlerde bulunmuş pek çok siyasetçi, çoktan yanlışlarından döndüklerini kanıtlama seferberliği içindeler. Kuşkusuz vitrin siyaset cephelerinde, pişman olanların yerlerinde boşluk bırakılamıyor. Hemen başka kadrolaşmalar için bedelleri kuşkusuz hepimiz için çok ağır olmakta olan yeni yeni ödünler verilmekten kaçınılmıyor.. Sonuç, toplumsal çoğunluğumuz için kayıplar, zararların boyutları büyümüş oluyor..

***

İşte gerçek demokratik parlamenter düzen ile başkanlık rejimleri, hele de başkanlık rejimlerinin en otoriterleşmişleri arasındaki sihirli farklar bu ayrıntılarda saklı. Amerika’nın kendi gerçeği içinde, kuruluş biçimi, tarihi oluşumu ile bağlantılı ortaya çıkmış başkanlık modeli gerçeği başka. Demokrasinin beşiği olarak pazarlanmasına rağmen dünyanın odak emperyal güçlerinden biri olması, Başkanlık rejiminin içindeki göreceli çok önemli, anlamlı demokratik işlev yapan, güçler ayrılığı erklerinin önemi başka. Evrensel sermaye ve güdüleme güçlerinin kullanılabilmesi olgusu ile bağlantılı kendi toplum yapısı içindeki iç sömürü çarklarının işleyişleri çok başka..

Bizim sorunumuz bizim ülkemiz, sınırlarımız içinde kalan vatandaşlarımızın demokratik hak ve özgürlüklerini kullanabilmeleri öncelikli olduğuna göre, kendi durumlarımızı masaya yatırmak, hak ve özgürlüklerimize dönük olarak geliştirmek öncelikli olduğuna göre... Elbette evrensel ilişkiler ve dinamikleri ile birlikte çözüm aramak ve üretmek noktasındayız. Dahası dünya ile tarihimizin deneyimlerinden yola çıkarak çözüm arayışlarımızda, taşların yanlış yerlere konulmaması yaşamsal önem ve değerde.

Kültürümde, geleneğimde var diyerek peşinden sürüklendiğimiz her yanlış, ülkemizde yaşayanların insan hakları, özgürlüklerine zarar verdikleri ölçeklerde, hepimizi aşağılara çekebiliyor. Törelere dayalı cinayetleri, aşiretlerin kan davalarını, kadına yönelik şiddeti hoş görme lüksümüz olabilir mi? Hele de çoğunluğun ödediği ağır bedeller üzerinden iktidarda kalabilme hırsı uğruna adım adım işlenen suçlar, haksızlıkların sınır tanımazlığı ürkütücü.

Neyse ki toplumsal yaşam reflekslerini, gücünü, birleştirme, büyütmede de işlevsel olabiliyorlar. Geldiğimiz noktalarda ülkemizin laik Cumhuriyet, Atatürk devrimleri yanında, 1960’lar sonrası gelişen toplumsal hak arama potansiyeli örgütlenme gücü, deneyimleri üstüne eklemli. Ülkemizdeki toplumsal birikimlerle geldiğimiz noktalarda uyanışın yükselişi de çok hızlı, parlak yaşanıyor.. Suyun tersine akışı olanaksızlaşıyor..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları