Savaş, terör ve cinayetler korkusu

14 Ekim 2021 Perşembe

Ortalıkta birdenbire “siyasal cinayetler” lafı dolaşmaya başladı...

Çünkü iktidarın, kaybedeceği bir seçime gidip gitmeyeceği tartışılmaya başlandı.

İktidarın kaybedeceği artık iyice belirginleşen seçime gidilirken:

20 yıllık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik olaylarının birikimiyle...

Kentsel ve doğal yağmanın sorumluluğuyla...

Ceplerin ve mutfaktaki tencerelerin boşalmasının sonuçlarıyla...

Daha da önemlisi iki yüze yakın değişiklik yapılan ihale kanununun yüküyle...

Neler yapacağı...

Bilinemiyor!

***

Çünkü...

1) 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde tanık olunduğu üzere:

Belediye Meclisi Üyeleri’nin bile aday olabilmek için istifaları gerekirken Başbakan’ın bütün ihtişamı ve korkutucu gücü ile görevinden istifa etmeden seçime katılması ve barajı ancak yüzde 51.79 gibi yüzde 2 puandan bile küçük bir farkla kazanmış olduğunun açıklanması gibi...

2) 16 Nisan 2017 Anayasa Halkoylaması’nda görüldüğü üzere:

Tamamen baskı altında geçen bir propaganda dönemi ve oy verme işlemi sonrasında, yasaların kesin hükümlerine rağmen, mühürsüz oyların ve mühürsüz zarfların da sayılması ve bütün bunlara karşın ancak yüzde 51.41gibi yüzde 2 puandan bile küçük bir farkla kazanıldığının, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” denilerek resmi sonuçlardan önce ilan edilmesi ve parklarda ve açık alanlarda silahlı gösterilerin yapılması gibi...

Yollara başvurup vurmayacağı kestirilemiyor.

***

Üstelik Türkiye’nin çok yakın siyasal tarihi, yani dünü:

1) Seçim kaybedeceğini anlayınca 28 Nisan 1960’ta Menderes’in yaptığı “Tahkikat Encümeni” darbesine tanıktır.

2) 7 Haziran 2015’te seçimi kaybettiğinde hükümet kurma görevini muhalefete vermeyip beş ay sonra onu 1 Kasım’da tekrarlatan ve bu arada geçen sürede kitlesel terör olaylarından dolayı, oylarını, kendi içinde yüzde 25, genelde yüzde 10 puan artıran bir yönetim deneyimi yaşamıştır.

3) 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra o darbeye “Bu bize Allah’ın lütfudur. Silahlı kuvvetlerimizin temizlenmesine vesile olacaktır” diyen bir anlayışla 20 Temmuz’da, “Sivil Darbe” denilen OHAL ilanını görmüştür.

***

Biraz daha geriye, evvelki güne gidildiğinde:

“Milliyetçi Cephe I ve Milliyetçi Cephe II Hükümetleri” Rejim değiştiren siyasal cinayetlerin başladığını görüyoruz:

Doç. Orhan Yavuz, Erzurum, 15 Haziran 1977. 

Doç. Dr. Bedrettin Cömert, Ankara, 11 Temmuz 1978. 

Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu, İstanbul, 20 Ekim 1978. 

Kahramanmaraş Katliamı, 19-26 Aralık 1978.

Abdi İpekçi, İstanbul, 1 Şubat 1979. 

Prof. Dr. Ümit Doğanay, İstanbul, 20 Kasım 1979. 

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, İstanbul, 7 Aralık 1979. 

Ümit Kaftancıoğlu, İstanbul, 11 Nisan 1980. 

Sevinç Özgüner, İstanbul, 23 Mayıs 1980. 

Gün Sazak, Eskişehir, 27 Mayıs 1980. 

Çorum Katliamı, Mayıs-Temmuz 1980

Kemal Türkler, İstanbul, 22 Temmuz 1980.

12 Eylül 1980 darbesiyle bu cinayet dalgası son buluyor.

***

Derken “Dinci katiller”, “Derin Devlet” ve/veya “Terör” kılığında 1990’larda yeniden harekete geçiyor:

Prof. Dr. Muammer Aksoy, Ankara, 31 Ocak 1990. 

Çetin Emeç, İstanbul, 7 Mart 1990. 

Turan Dursun, İstanbul, 4 Eylül 1990. 

Doç. Dr. Bahriye Üçok, Ankara, 6 Ekim 1990. 

Uğur Mumcu, Ankara, 24 Ocak 1993. 

Sivas Madımak Katliamı, 2 Temmuz 1993.

Baro Başkanı Ali Günday, Gümüşhane, 25 Temmuz 1995. 

Gonca Kuriş, Konya, Temmuz 1998?. 

Şemsi Denizer, Zonguldak, 6 Ağustos, 1999. 

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Ankara, 21 Ekim 1999. 

Necip Hablemitoğlu, Ankara, 18 Aralık 2002. 

Rahip Andrea Santoro, Trabzon, 5 Şubat 2006. 

Danıştay Yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin, Ankara, 17 Mayıs 2006. 

Hrant Dink, İstanbul, 19 Ocak 2007.

Tahir Elçi, Diyarbakır, 28 Kasım 2015.

Suruç katliamı, Şanlıurfa, 20 Temmuz 2015.

Gar Katliamı, Ankara, 10 Ekim 2015.

***

Sevgili okurlarım, siz bu listeye ve buraya kadar anlattıklarıma:

Menderes’i, Zorlu’yu ve Polatkan’ı...

Talat Aydemir’i ve Fethi Gürcan’ı...

Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı ve Hüseyin İnan’ı...

Erdal Eren’i...

Metin Göktepe’yi...

Suruç ve Ankara Gar katliamlarını...

Eklerseniz...

Toplumun ve muhalefetin neden bu kadar korktuğunu çok iyi anlarsınız!

Çünkü herkes seçimlerin ertelenmesine gerekçe olarak kullanılabilecek olan bir savaştan veya büyük bir terör saldırısından korkuyor!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları