Yeni Gezi: Sandık!

30 Mayıs 2021 Pazar

Türkiye’nin bu haftaki gündemi siyasi tarihimizde ciddi bir yer tutacak. 

Görünüm şu:

Suç örgütü lideri Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu tehdit etti...

Soylu, (çok şey biliyorum söylemiyle) Cumhurbaşkanı AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı tehdit etti...

Erdoğan, muhalefeti tehdit etti...

Bu döngünün sadece bir aşaması, demokrasisi rayında giden bir ülkede büyük skandaldır. Karşılığı devlet katındaki sorumluların istifası, suça bulaşmış olanların yargılanmasıdır. 

Bizde istifanın “de” hali geçerlidir. “İstifa” gerektiren işleri yapanlar bundan “istifade” ederler. 

Önce Soylu sonra Erdoğan savcıları göreve davet ettiler ama şu istemle:

“Ortaya atılan iddiaların iftira olduğunu ispatlayıp gereğini yapın!”

***

Erdoğan’ın Akşener’e yönelik, “Bunlar iyi günleriniz... Neler olacak neler...” sözünün anlamı şu:

Muhalefete sokağa çıkma yasağı ilan edip, tabanına her yöntemle saldırın emri verdi!

Akşener bunu şöyle yorumladı:

“Cumhurbaşkanı tarafından tehdit edilmek, feci bir şey!”

“Feci”nin tam karşılığı şu:

Acı veren talihsizlik, yürekler acısı...

Türkiye’de demokrasinin karşı karşıya kaldığı durumun özeti bu sözcük!

Çıkış şudur:

Kazasız, belasız, usulüyle, hakkıyla, hukukuyla sandığa gitmek.

Sandığın başına beş sözcük birden koymamızın nedeni bu sürecin de kolay olmayacağını vurgulamak. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üç yıl önce seçimlerin yenilenmesi sürecinde Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yönelik sözleri nedeniyle dava açılması en sıcak örnek.

Hakemin taraf tuttuğu bir maçtayız...

Kendini ev sahibi sayana ofsaytın serbest olduğu bir maçtayız...

Ev sahibine her dokunmanın penaltı olduğu maçtayız...

Bütün olumsuzluklara karşın bu süreci millet iradesiyle aşmak için her şeyi yapmak gerekiyor. 

Gezi’nin yıldönümündeyiz... 

Yeni Gezi milletin vicdanı olmalı... Orada haklı olmak ve orada haklı kalmak için mücadele etmeli. 

Sevgili Ziynet-Atila Sertel...

1978 yılıydı... Sevgili Ziynet Buca Eğitim Enstitüsü’nü, Atila Almanca eğitimini bırakmış, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazanmışlardı. 

Hepimiz gibi Atila da gençlik hareketlerinin içindeydi. Ama gönül bu, ne ferman dinler ne devrim! Ziynet, aynı zamanda Tekel’de mevsimlik işçi. Atila da SSK’de. Hem çalışıyor hem okuyorlar. Atila, Ziynet’i görünce vurulur. Ziynet bunu fark edince söylenir:

“Hiç tipim değilsin!”

Atila bu... Vurulmuş bir kez... Birinci sınıfta “tipim değilsin”le başlayan aşk, ikinci sınıfta düğünle taçlandı. Çok yakışıyorlardı birbirlerine. Mezuniyette Ziynet ilk çocukları Özmen’e hamileydi. İkisi de alın terine mürekkep katıp gazetecilik yaptı. Atila devamında siyasete yöneldi. Ziynet’in üç işi vardı; gazetecilik, çocuklar, Atila’ya destek...

Ziynet’i perşembe gecesi kaybettik. Atila adım adım gelen acı sonu bilse de ölüme ne kadar hazırlıklı olunur ki!

Annem böylesi ölümler için şöyle der:

“Sac düzenini bulur hamur biter, ev düzenini bulur ömür biter!”

İçimde o yüz dolusu gülen Ziynet ölemezmiş gibi bir duygu var ama her şey Yunus’un dediği gibi:

“Hiç bilmeyiz kimde sıra/ Aramızda gezer ölüm/ Halkı bostan eylemiş/ İstediğini seçer ölüm.”

Başın sağ olsun, başımız sağ olsun Atila kardeşim...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Oyun içinde oyun! 22 Haziran 2021