Ne vatandaşının sağlığı umurunda, ne üreticisinin geçimi... Tabii ne de hukuk. Öyle ya, nasıl olsa her istediği sonunda oluyor. AKP’nin nişasta bazlı şeker kotası üzerine kurduğu oyundan bahsediyorum. Biliyorsunuz zaten dünya ortalamasının üzerinde olan bu kota her yıl giderek artırılıyor.
Sağlık üzerinde olumsuz etkileri olan nişasta bazlı şeker, mısırdan elde ediliyor. Oyuna geçmeden önce küçük bir hatırlatma yapalım isterseniz. Türkiye, nişasta bazlı şekere (NBŞ) izin veren ülkeler arasında en büyük orana sahip birinci ülke konumunda. Dünyada kişi başına 23.3 kg tüketimi ile ABD ilk sırayı alırken 5.08 kg ile Türkiye ikinci sırada. ABD dışındaki ülkelerin ortalaması 0.7 kg. Yani Türkiye, dünya ortalamasının yaklaşık 8 katı tüketime sahip. AB tarımının lokomotifi konumunda olan Fransa, Hollanda ve İngiltere’de NBŞ üretimine izin verilmezken, Almanya’da bu oran pancar şekerinin yüzde 2.5’i kadar. Yaklaşık 300 milyona sahip AB üyesi ülkelerde NBŞ üretimi 300 bin ton civarında iken, 70 milyon nüfuslu Türkiye’de bu rakam 406 bin ton civarında. Türkiye’de NBŞ üretimi 5 şirket bünyesindeki 6 üretim tesisi tarafından yapılıyor. Bu üretimlerin yüzde 80’ine yakınını ise ABD’li Cargill gerçekleştiriyor.
Şimdi gelelim sadede... Mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker kotası halen yüzde 10’da iken ve giderek azalması gerekirken artırılıyor. Her yıl Bakanlar Kurulu kararı ile bu kota yüzde 50 arttırılıyor. Ve Şeker-İş Sendikası her yıl dava açıyor, davayı kazanıyor ama aradan geçen bir yıl boyunca yüksek kotalı üretim gerçekleşmiş oluyor. Ve hukuk hiçe sayılarak bu her sene tekrarlanıyor. NBŞ, normal şeker pancarı şekerine göre daha ucuz olduğu için pasta, tatlı yapımında ve şekerin kullanıldığı birçok üründe kullanılarak düşük maliyetle üretim yapılıyor. Yüksek fiyatla satılıyor ama vatandaş zararlı şekerli ürün tüketmiş oluyor. Oysa Türkiye’nin şeker tüketimini karşılama açısından bir sorunu yok. Bu durum Şeker Kurumu’nun 2011 yılına ilişkin bilanço ve netice hesaplarının görüşüldüğü TBMM KİT Komisyonu toplantısında birkaç gün önce gündeme geldiği için bu köşeye taşıdım. Üstelik toplantıda ortaya çıktığına göre Sayıştay bile nişasta bazlı şeker üretimi konusunda (hem kota artırımı hem de GDO’lu tatlandırıcıların insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda) uyarı yapmış. O uyarıya da kulak asılmamış.
Sonuçta NBŞ’nin kotasının artırılmasıyla Türkiye’de şeker pancarı üretimine ve şeker sektörüne AKP eliyle darbe vuruluyor. İstihdam hızla azalıyor. Şeker pancarı sektörü; fabrikalarda çalışanlar, tarım işçileri ve üretici aileler ile birlikte 8 milyon aşkın insanı doyuran bir sektör. Türkiye, pancardan şeker üretiminde Fransa ve Almanya’dan sonra Avrupa’da üçüncü sırada. Fransa üretiminin tamamını pancar şekerinden sağlıyor, NBŞ üretimi yok. Almanya’da ise NBŞ toplam şeker üretiminin sadece yüzde 2.5’i. Türkiye’de ise bu oran yüzde 15.
TBMM KİT Komisyonu üyesi CHP Grubu Sözcüsü Aykut Erdoğdu ile telefonda konuştuğumuzda KİT Komisyonu’nda Şeker Fabrikaları ile Şeker Kurumu hesaplarını incelediklerini ve hayli yolsuzluklar tespit ettiklerini söylüyor. Örneğin Kayseri Şeker’de pancarda normalde yüzde 8.07 olan fire yüzde 32’lere çıkmış. Bu nedenle fireye ödenen fazla ödeme 156.2 milyon lira.
Erdoğdu “Pancarların özel şirket tarafından tartıldığını söylüyorlar. ‘Neden özel şirket’ sorumuza ise bir türlü yanıt alamadık. Almadıkları şekeri almış gibi gösteriyor ve bunu fireye yediriyorlar gibi bir algı yarattı bu durum bizde” diyor ve ekliyor: “Şeker fabrikalarının iyice değer kaybetmesi için yatırım ve bakım yapılmıyor.”
Pancar ekiminin azalması sadece çiftçiye değil hayvancılığa da zarar veriyor, çünkü pancar küspesi yem olarak hayvancılıkta ciddi miktarlarda kullanılıyor. Türkiye’de şeker üretimi konusunda planlamalar yapmakla sorumlu Şeker Kurumu’nda Amerikan Cargill şirketinin bir temsilcisi bulunuyor. Bu durum bile ulusal şeker planlamasının kime, neye yaradığını açıkça ortaya koyuyor.
Ve tabii pancar üretimindeki bu durum pirinçte, fındıkta, tütünde de farklı değil... Ne diyelim. Hukuk şekerin içinde eriyip yok olunca...
Hukuk Şekerde Eridi...
Yazarın Son Yazıları
Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.
“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...
Yılın son günü.
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?