‘İnadına’, ‘darbe’.. anlamlarını bile kirlettiniz

13 Nisan 2021 Salı

Uğur Cankoçak’ı, deli yüreğinin gücüyle yapabileceklerini bilenler, sağlık sorunları ile sokağa çıkamadığı yıllarda bile yerinde duramayıp “İnadına com” sitesinden, doğru bildikleri üzerinden savaşımının kavgasını yansıtan, coşkulu yazılarını benim gibi keyifle okumuşlardır.. Sendikal örgütlenmede, en alttakilerden hiç kopmadan, en üstte sendikal görevlere uzanan halkalarda herhalde yüz yüze geldiği kavgalarının yanında soluksuz direndiği işçiler abartısız on binleri geçmiştir. TİP’in kuruluşundan, Aybar’lı partilerin hepsinde, yayıncılık yaşamına katkıları, dostluğu unutulmazdır..

“İnadına” sözcüğünün coşkulu haykırılışının anlamı, yaşamın her alanında, sonuna kadar, hep en ezilenlerin yanında durabilmek, onların hakları adına gereken her şeyi yapabilmek, sonuna kadar bedel ödeyebilmek anlamındadır. Dünya, belki sayısal azınlıkta kalan, ancak yaşamın her alanına dönük çok yürekli, çok yetenekli insanların verdikleri savaşımların karşılığı, sayelerinde; insanlığın çoğunluğu için çok ağır bedeller ödeniyor olsa da sonuçta ileriye gidişin durdurulamaz oluşu kaçınılmazdır.

Gazetecilik kirletilmeden yapılmaya çalışıldığında, yaşamın her alanından en yetenekli, en yürekli, insanlığa katkıları tartışılmaz insanları yakından tanımak şansını da yakalamaktır. Ortak payda sürekli kendini geliştiriyor olarak, yaşamın birçok alanında birden yapabildikleri ile sonuçta insana, insanlığa dokunmaktır. Ezilenin yanında, haklarını arama savaşımlarında sınır tanımayan aydınlanmacılarımızın dik, kararlı duruşlarının simgesi sözcük bir yanda, “inadına” sözcüğünün anlamı tersyüz edilerek sonuna kadar kirletilmiş olarak, insana, çevreye aykırı olarak tam anlamıyla kirletilerek, kirli çıkarlar, rant vurgunları içinde kullanılması öte yanda.. Bir adım ileri, ağızlardan düşürülmeyen ulusal güveniğimiz, çıkarlarımız adına da kurtuluş, kuruluş savaşlarımızın o zorlu koşullarında ne bedeller ödenerek kazanılmış paha biçilmez haklarının içerikleri hafife alınarak Boğazlar, Montrö üzerinden de siyasi cambazlıkların yapılabilmesi, Kanal İstanbul - Montrö üzerinden her boyutta siyaset oyunu yapılmasına kalkışabilmesi..

En son dün yine Amerika-Rusya çıkar hatları üzerinden, Ukrayna araya sahneye sokulmuş olarak, yaşanması söz konusu gelişmeler üzerinden, gündemin uzmanı sayılabilecekler ile yandaşlık yapma yarışında olanların tartışmaları, risk olasılıkları üzerinden çok yönlü senaryoların tartışılması gerçekten iç ürperticiydi..

***

“Darbe” sözcüğünün bilinçli, gerçekler tersyüz edilerek kullanılmasının sonuçları ise çok daha düşündürücü. Hani ülkemizde emperyal çıkarlar adına askeri darbelerin çok kullanılabilir olmasının su kaldırmaz bir doğru anlamı vardı ya.. Aslında onlar üzerinden bile kirli siyasetler, çıkarlar adına o kadar çok oyun oynandı ki.. Demokrasi, insan hakarını savunan her birey ve örgütlenmenin yanında durmaları tartışılamaz olan “askeri darbe” karşıtlığının doğruluğu anlamı bile kirletildi.

Kuşkusuz evrensel birikime, hukukun tartışılamaz ilkelerine göre demokrasinin tanımını yapabilmek, algılayabilmek için hukukçu olmaya da gerek yok. Gerçeğinde Amerikan tarihinin gelişiminin içeriğinden kaynaklanan Kuzey-Güney savaşları sonrası doğmuş konfederal yapı içindeki başkanlık rejimi, demokrasinin sağlanması adına güçlü güçler ayrılığı ilkeleri, hukukuna karşın işleyişi ile çok da demokratik sonuçlar üretememiştir. Kapitalizm, emperyalizm adına güçlü, zengin Amerika olabilmenin düşleriyle, dünyanın her yerinde insan haklarına aykırı, sömürüyü temel alan çıkarlar odağı olmaktan kurtulunamamıştır. 

Güçlü, hele de tek kutuplu dönemdeki Amerika’nın, bağımsızlık, ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yaratarak dünyanın yoksul ve yosun ülkelerine örnek, rol model olmuş laik Türkiye Cumhuriyeti’ni, Atatürk devrimciliğini hedef alması, dünyanın sayısız ülkesinde yarattığı askeri darbeler arasında Türkiye’yi de hiç boş bırakmak istememesi çok doğal, kaçınılmazdır. Gelin insaf edin Amerika başta dünyanın emperyal güçleri destekçiliğinin yanında, ülkemizin iç dinamiklerinde de çok kullanılan önde din (binlerle yıl geriye çekebilmekte daha işlevsel, ırkçılık, aşiretler, her türden alt kimlik ayrımcılıkları içinde) sivil darbeleri dürüstçe sayarsak, askeri darbelerden birçok kat sahnelendiğini yok sayabilir miyiz? Kimler, hangi iktidar erkleri asıl darbeci ve diktatörlerdir? Demokrasimize, ülkemize, halkımıza daha çok zararlar vermekteler?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları