İçimize sinmiş keder

İçimize sinmiş keder

03.06.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ne çok severim Nâzımın “Severmişim Meğer” şiirini. Prag-Berlin treninde yaşamla hesaplaşmaya girerken parça parça hayatından anlar akar dizelerine. Zaten Pavese de demez mi? “Geçmişi değil anları anımsarız” diye. Nâzım’da değişen an duygusunu ölüm, aşk, memleket özlemi, yaşadıkları geliştirir. Bir süre sonra tarih bir sürekliliğe dönüşür. Bu akış içinde kendinde değişenleri de görmek olasıdır. Her bir dizede yaşanmakta olanı bambaşka bir zaman aralığına doğru genişleterek sinemasal bir atmosfer oluşur. İstanbul’a, Moskova’ya, Kırım’a, Paris’e, İstanbul’a hatta İzmir’e bakarken sokaklarda, caddelerde, kimi zaman evlerde birikmiş olanın gizlerini okuyarak biz de yolculuğa çıkarız: “Yolları severmişim meğer/ asfaltını da...”

*

Rus şairi Aleksandre Blokun çok sevdiğim dizeleridir: “Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya/ anımsamazlar geçtikleri yolları.” Ülkemizin çalkantılı döneminden geçerken aklımızda, kalbimizde biriktirdiğimiz ne çok acıya, ne az sevince tanıklık ettik. Bizi biz kılan görüp geçirdiklerimiz değildi yalnızca. Yaşadıklarımızın ruhumuza kederle dokunması, parmak uçlarımıza kadar derin bir hüzünle savrulmamızdı. Biraz da hatıralarımızın capcanlı olması bundandır! Zihnimizde yaşadığımız anlarımızın dokunulmazlığı bizim hakikatimizdir. Bu nedenle düşlerimize de düşüncelerimize de sahip çıkıyoruz. Çıkacağız da. Üretenler, yaratanlar, emeğin yanında duranlar değerimiz. Tıpkı gencecik bir oyuncunun dünyanın en özel ödüllerinden birini almasından mutlu olduğumuz gibi... Merve Dizdarın kız kardeşleriyiz hepimiz. Bu ülkede kardeşçe yaşayacağımız güzel günleri dile getirmenin neresinin “suç” olduğunu hâlâ anlabilmiş değiliz. Hepimiz toplumca daha iyi, daha güvenceli, yaşam dolu günlere ulaşmak için beklemiyor muyuz? Bir ödülün toplumsal olarak sevincinden ne kadar da uzaklaştık! Oysa yeniden ortak sese, nefese, duygudaşlığa ulaşmaya mecburuz.

*

Nazım “Severmişim Meğer” şiirinin bir bölümünde zihninde çıktığı yolculukta Moskova dolaylarında kışın Perelkino’da gördüğü kayınlardan bir anda İzmir’in kavaklarına geçer. Geçmişi düşünmeye başlayınca tek bir anla kurtulamazsınız ondan. Eli yakanıza yapışmıştır bir kere. Görmüş olduğunuz bir nesne, bir duygu, bir his hemen başka bir anıyı aklınıza getirir. Deniz Kavukçuoğlu’nu ilk gördüğüm andayım şimdi. Yıl: 1994. Uzun süren sürgünlüğünün sona erip Tüyap Genel Koordinatörü olarak İstanbul’a taşındığı dönem. Tam yirmi beş yıllık sürgünlüğü yeni bitmiş Kavukçuoğlu’nun. Ne de güzel anlatır anı kitabı, “Alageyik Sokağı Bir Liman Mıydı?”da ilk gençlik yıllarının coşkusunu, Avrupa solunun içinde yer aldığı mucizevi dönemleri... İstanbul’un cennet günlerinin tadını alamadan siyasi hareketin içindeki konumu, üniversite için gittiği Almanya’da devrimci gençlerin önderi oluşunu... 12 Mart sonrasında bir gecede vatandaşlıktan atılmasını... Avrupa’da geçirdiği bohem yılları.

*

Deniz Kavukçuoğlu, 93 baharında dostu Demir Özlüyle Beyoğlu turu yaparken yolu Alageyik Sokağı’na çıkar. İşte bundan sonraki dönem yine Kavukçuoğlu’nun bir başka kitabında izlerini verir: “Sen vatan haini misin baba?” Deniz Kavukçuoğlu, İtalyan Komünist Partisi üyesiydi aynı zamanda. Partinin kurucuları Amadeo Bordiga ve Antony Gramsci de bir güzel karşılamıştır onu.

*

Nâzım usta ne diyor? “Dünya akıyor hâlâ dışarda dilsiz ve uzak” Bizim hayatımız da duraklarını zaman zaman hatırladığımız kısa bir yolculuk. Bilinçlerimizin sınırı kesin bir biçimde gerçekliğimizin de sınırı. Dünyayı kavramamız için birincil adım ise düşünselliğe ulaşma, anlama ve kavrama becerimiz. Kimimiz daha gelişkin bu noktada kimimiz de daha sığ bir bakışa sahip. Bu nedenle bizi amansız bir kanser gibi kemiren umutsuzluktan bir an önce kurtulacağız. Ayağa kalkacağız, yeniden en iyi bildiğimiz şeyleri yapmak için kolları sıvayacağız. Biz buradaydık ve buradayız. İşte o zaman Deniz abinin tasarladığı ve ömrümü verdiği dünyaya ulaşacağız. Merve Dizdar gibi yetenekler daha da çoğalacak!

*

Severmişim Meğer”de, “Akşamın inişini/ yorgun kuşun inişine/ benzetmeyi sevmedim” der Nâzım usta. Bu nedenle yazıyı kederli bitirmeyi istemedim ben de. Ölümlere rağmen yaşamın erdemini yeniden hatırlatmaya ihtiyacımız var! O zaman Deniz Kavukçuoğlu’nun gençliğine borcumuzu belki ödeyebiliriz!

Yazarın Son Yazıları

Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025
Hüzünlü bir tiyatro günü

Hüzünlü bir tiyatro günü

Devamını Oku
29.03.2025
Onur mücadelesi

Onur mücadelesi

Devamını Oku
22.03.2025
Başka bir sağlık sistemi mümkün

Başka bir sağlık sistemi mümkün

Devamını Oku
15.03.2025
‘Kadınlar da Vardır’

‘Kadınlar da Vardır’

Devamını Oku
08.03.2025
İç dökümü

İç dökümü

Devamını Oku
01.03.2025
Kral Çıplak

Kral Çıplak

Devamını Oku
22.02.2025