Atanan AKP rektörü üniversiteyi kötülemekle işe başladı

04 Ocak 2021 Pazartesi

AKP’li Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesi’nde rektörlük yapabilecek bir insan bulamadı ki milletvekili olarak seçilecek bir yere koymadığı AKP’li bir öğretim görevlisini, rektör olarak atadı. Melih Bey, İstanbul’da partinin ve parti belediyelerinin çeşitli kademelerinde görev almış ve sonunda milletvekili olmak istemiş. Siyasal yükselmeyi başaramamış ama hizmetleri unutulmamış!

Bu atamayı aslında üniversiteye saygısızlık olarak değerlendiriyor Boğaziçililer. Haklılar. Cumhurbaşkanı benim için en güvenilir rektör AKP’li rektördür demiş oluyor.

Zaten tercih ettiği rektörlerin hepsi siyasi atamalar, yani yönetimin, Saray’ın, iktidarın adamları.. Bu konuda yanlış tercih yaptığı, liyakate dayalı ve üniversitenin tercihlerini de göze alarak bir rektör atadığı görülmedi. Tek adam tek seçici olmanın getirdiği mutlakıyet yönetiminin tipik örneklerini bu atamalarda net olarak görmekteyiz.

Üniversiteler iktidar için “evrensel bilim konsepti” ile yönetilebilecek yerler değil. Biraz mecburiyetten devralınan, Cumhuriyetin yerleri. En iyi üniversite “medrese” tabanlı yerlerdir. Bunun için de Diyanet’in reisini kontrolör ve işbirlikçi olarak üniversite yönetimlerine dahil etmek, mükemmel bir üniversite- medrese modelidir. Neyse ki ülkede böyle bir şeyin gerçekleşebilmesi, mümkün gözükmüyor. Bu maya tutmaz. Çünkü evrenselin gidişatına aykırı. Sadece üniversitenin evrensel konseptine verilecek zararlarla yetinecekler.

Bunların hepsi geçecek

Bu zarar da ülkeye, geleceğine yöneliktir ama büyük hasardır.

Bazı atanmış rektörler de sıradan kişilikleriyle “patlak” veriyor ve soruşturmaya uğruyor, görevden de alınıyor. Veya dillere düşüyor.

Bu arada hatırlayalım ki Dokuz Eylül Üniversitesi’nin başında da üniversitede manav, market açan bir rektör var, kendileri AKP başkan yardımcılığından sonra üniversitenin başına atandı. Bir anlamda siyasetten dışlandı. Manav dükkânı için de şunu yazmıştı:

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde başlatılan, vatandaşlarımızın evlerine uygun fiyatlarla meyve sebze götürmelerini sağlayan girişimlerine destek olacak ‘DEÜ Manav’ uygulaması ile ihtiyaç sahibi öğrencilerimize sosyal yardımda bulunmayı da hedefliyoruz.” Manav işleri sürüyor mu bilmiyorum ama geçmişindeki siyasi kariyerini üniversite yönetiminde “mutlaklıkla” koruduğu konusunda da bilgiler akıyor durmadan. Anadolu üniversiteleri rektörlerinden de akan haberlere bakıyorum, sadece ülkem adına üzülüyorum.

Fakat bunların hepsi geçecek ve taşlar yerli yerine oturacak, su yolunda akacak.

Faullerle dolu metin

Öğrenci ve öğretim üyelerinde bazı grupların “kayyım atanması” olarak nitelendirdikleri Rektör Melih Bey’in yaptığı açıklamayı okuyorum.

Kendisini sevimli göstermek ve Boğaziçi’ne kabul ettirmek heyecanıyla yazmış. Ama tamamen faul.

Sözde kendine hedef koymuş, dünyanın ilk 100 üniversitesi içine sokacakmış Boğaziçi’ni.

Bunun için ise yapmaması gereken bir hata ile başlıyor ve üniversitenin geçmiş yönetimlerini, rektörlerini kötülüyor. “Maalesef ilk 500 üniversitenin dışına düşmüşüz” diyor. Uluslararası makale performansı gerilemiş de ondanmış. Üniversitenin de kamu ve özel sektöre işbirliği, yakınlığı gerilemiş de ondanmış. Eski rektörler girişimcilik alanında da üniversiteyi ilerletememiş.

Routledge” (bir İngiliz yayın grubu) tarafından basılmış bir kitabının varlığını bu arada anımsatmak gereğini duymuş.

Aba altından sopa mı

Bu arada bence aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmemiş: “.. Boğaziçi’nin taraf olmadığı problemlere malzeme yapılması en çok Boğaziçi’ne zarar verir. Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz. O sebeple üniversite olarak bizi asıl işimiz olan bilimsel üretimden uzaklaştıracak olan her türlü girişime de birlikte karşı gelmemiz gerekir.” Cumhurbaşkanı’nın son ödül töreninde söylediklerine ve anlayışına çok uygun. Hemen mesajı vermiş.

Burada açıkça öğretim üyelerine, siyasetle toplumsal meselelerle, iktidarı eleştirmek gibi zırvalıklarla uğraşmayacaksınız, (En iyi siyaset, iktidarı ve yaptıklarını hele Saray’ı desteklemektir, buna izin var) diyor.

Metnin sonunda da Boğaziçi’nin saygın bazı akademisyenine de selam göndermekten geri durmuyor. Kumpir yediği kantin de bu arada önemli, belirteyim!

Metni, baştan sona sevimsizlik akıyor. Hiçbir açıklama yapmadan koltuğuna otursaydı, çok daha iyiydi..

Ha bu arada, mastır - doktora tezlerinde ve bazı makalelerinde, bilimsel yazılım kurallarına uymayan, başkalarının makalelerinden olduğu gibi alıp koyduğu paragraflar üzerine de kıyamet kopuyor. Tırnak içine almadan, referans notu vermiş olsa bile, sanki kendi ifadesiymiş gibi..

Zor bir durum...


Yazarın Son Yazıları