Otoriter ve totaliterlerin ana meselesi, hukuka boyun eğdirmek

22 Eylül 2020 Salı

Şu sıralarda Amerikan demokrat çevrelerin başlıca sorunlarından biri, Trump’ın boşalan Yüksek Mahkeme üyeliğine yapacağı bir atama.. Amerikalıların hiç bu kadar “anayasal demokratik düzen” derdine düştüğünü görmüş müydük bilmiyorum.

Trump, her şeyi iğdiş eden bir adam. Toplumu bölen, silahlı-silahsız olarak karşı karşıya getiren, iç savaş körükleyen bir otokrat. Diyeceksiniz ki Türkiye de oranın küçük ölçekli modeli değil mi... Bilemem, ben derdimi anlatayım önce.

ABD’de şu sırada yaşananlara bakınca, Türkiye’de yaptığımız yargı ve hukuk (ve sosyal çatışma) tartışmalarının şimdi de oraya sıçradığı görülüyor. Hem de en ağır biçimde..

Bize dönmeden önce, kısaca anlatayım... 

Bir efsane savaşçının ölümü

ABD çok önemli bir kadın hakları, eşitlik, hukuk, özgürlük savaşçısını, avukatını kaybetti: Ruth Bader Ginsburg. Yılmaz bir mücadeleci ve ABD’nin ikon insanlarından biri. Bu nedenle büyük bir yas tutuluyor ülkede. Yas derken, şüphesiz muhafazakâr çevrelerde bir sevinç bir sevinç!

Ginsburg’un çok önemli bir özelliği de ABD’nin Yüksek Mahkemesi’nin üyesi olması. Hak savunuculuğunda keskin dilli ve tüm demokratların özellikle de kadınların ve genç kuşağın adeta taptığı bir insan! Cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadelesi ile Amerikan tarihine damgasını vuran ve açıklamalarıyla yargıda içtihat yaratan efsane bir kadın. 

Bu kısa özet sadece bir anımsatma, anma ve ayrıntıyı araştırmanız için.

Hemen yargıç atamak istiyor

Ginsburg’un vefatı üzerinden daha birkaç saat geçmeden Trump, hemen yerine bir yargıç atayacağını duyurdu!

Bu ne acele diye ayağa kalktı ABD!

Çünkü daha önce Barack Obama, Yüksek Mahkeme’de ölen bir yargıcın yerine adayını açıklamış ama başkanlık seçimlerine 9 ay kaldığı için resmi atamanın seçimden sonra yapılmasını kararlaştırmıştı.

Muhafazakâr siyasetçi utanmazdır. Trump da bunların başı olunca, seçimlere şurada 40 gün kadar kalmasına rağmen, hemen muhafazakâr yargıç atamaya soyundular. Yüksek Mahkeme’de çoğunluk, muhafazakâr başkanlar tarafından atanan yargıçlarda olmasına rağmen..

Alelacele yargıç atanması “soygunculuk” olarak nitelendiriliyor. Yüksek Mahkeme’den bazı yargıçlar da atama yapılmasını yanlış buluyor. 

Yüksek Mahkeme’de büyük muhafazakâr çoğunluk, kürtaj hakkından tutun cinsiyet eşitliği ve pek çok toplumsal sorunların çözümünü bloke edebileceği tartışmalarını sürdürüyor. Bir de tabii, anayasal ve yasal çerçeveye aykırı başkan tutumlarına destek...

Daha önemlisi, atama seçim kampanyasının eksenine oturabilir, pandemideki yalanlarıyla binlerce Amerikalının ölümünde parmağı olmakla suçlanan Trump’ın, suçlamaları unutturmak için atama konusunu öne çıkaracak kampanya başlatma ve toplumu germe vesilesi olarak kullanabileceği de gündemde.

Geride enkaz bırakıyorlar

Keyfi yönetimlerin verdikleri kararların anayasa ve yasalara uygunluğunu sürekli tescil ettirmek, muhalefete gözdağı vermek, toplumu istedikleri siyasi ve sosyal cendereye sokmak ve tabii ki kendi haklarında açılabilecek davaları engelleyebilmek.. Otoriter ve totaliter liderlerin yargı ve hukukla olan ilişkilerinin temelinde bu düşüncelerin yattığını biliyoruz.

Bizde de otoriter iktidar ile yargı bütünleştirilmesi, kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılması ve mahkemeler üzerinde güdülemelerin nedenleri, yukarıdaki saptamalarda yatıyor.

Otoriter rejimlerin ve liderlerin dur durağı yoktur, sürekli olarak totaliterliğe doğru yol almak isterler. 

Onları anayasal ve yasal sınırlar içinde tutmak, demokrasilerin en zayıf yönü; otoriterleri yasal sınırlar içinde tutmak genellikle mümkün de olamıyor, totaliter lider yapacağını yapıyor, her ne kadar sonra çekip gidiyorsa da.

Geride ise toplumun büyük bedeller ödeyerek kaldırmak zorunda kalacağı bir toplumsal ve siyasal enkaz kalıyor.    


Yazarın Son Yazıları