Edremit Kitap Fuarından...

Edremit Kitap Fuarından...

21.08.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Edremit Kitap Fuarı’ndayım. Böylesi yoğun ve ilgili bir kalabalık beklemiyordum. Önceki akşam hınca hınç dolu Altınkum fuar alanından kimse ayrılmak istemiyordu. Her konuyu konuştuk. Kadınları, sanatı, edebiyatı, Cumhuriyet ilkelerini yücelttik. İçim umutla doldu. Edremit Belediye başkanı ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

SUNAY AKIN BÜYÜSÜ

Bu yıl fuarın onur konuğu Sunay Akın. Öyleyse biraz gerilere gidelim.

Cağaloğlu’nda, Milliyet gazetesinin binası görkemli bir yapıydı bir zamanlar. O binada bizim bir sanat odamız vardı ki edebiyatçıların, yazarların, sanatçıların adeta buluşma yeri gibiydi.

Günün birinde 20’li yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, çekingen, hani neredeyse utangaç, temiz pak yüzlü, aydınlık ve zeki bakışlı bir delikanlı girdi odamızdan içeri. Odada, üç kişiydik. Akal Atilla, Bülent Berkman ve ben. Üçümüz de başımızı önümüze eğmiş çalışıyorduk. Delikanlı hangi masaya doğru ilerlesem diye biraz şaşkın, ne yapacağını bilmez halde dikilip duruyordu. Başımı işimden kaldırdım. Çocuğu rahatlatmak istedim, gülümseyerek sordum: Ne istemiştiniz? Elimle de önümdeki koltuğu işaret ettim.

Delikanlı birden rahatladı, gülümsedi, gülümseyince oda sanki aydınlandı. Geldi koltuğun ucuna ilişiverdi. Bir yandan önüme birkaç kâğıt koyarken bir yandan da “Şey... Genç Şairler bölümü için... Sunay” diye bir şeyler mırıldanıyordu.

“Tamam, sunarız. Seçici kurula elbet sunarız. Teşekkürler” dedim. Genç yine gülümsedi, yanağında gamzeler belirdi. Geldiği gibi sessizce odadan çıktı.

Olay şuydu: Sanat dergisinde “Genç Şairler” diye bir bölüm açmıştık. Ve ilk andan başlayarak dergiye şiir yağmaya başlamıştı. “Seçiciler kurulu” dediğimiz tek kişilik bir “kurul”du. Çalışkan karınca eleştirmen arkadaşımız Mustafa Öneş tüm şiirleri okur inceler ve seçimini yapardı. Hiç unutmam: İlk ay 30 bin kadar şiir gelmişti. 1984 sonuna dek sürdürdü bu görevi Mustafa. Dergide yer alan tüm şiirler, daha sonra “Genç Şairler Antolojisi” olarak yayımlandı. O genç şairlerden ilk aklıma gelenler, Küçük İskender, Akgün Akova ve Sunay Akın’dır.

O gün odamızdan içeri girip şiirini elden veren gencin adı Sunay Akın’dı.

Sevgili okurlar, şu yukarıda iki üç paragrafta anlatmaya çalıştığım o ilk karşılaşmayı, Sunay Akın fırsat buldukça öyle bir ballandıra ballandıra anlatır ki benim bu sözcüklerim onun anlatısının yanında püf diye sönüverir. O karşılaşmayı öyle bir dile getirir ki sanırsınız genç adam ülkeleri fethetti, yok yok, Everest Dağı’nın zirvesine tırmandı. Sanki odadan içeri attığı o birkaç adımda okyanusları aştı, volkanları söndürdü, tsunamileri engelledi. Hatta “Hayattaki en büyük çılgınlığın neydi?” diye sorduğumda “Sanat dergisi odasından içeri girmek” demişliği bile vardır ki neyse, çok ciddiye almadım. Sanat dergisi olmasaydı da Sunay, Sunay Akın olacaktı!

DÜNDEN BUGÜNE

O gün bugün Sunay Akın hep arkadaşım oldu. Çok geçmeden Sanat dergisinin yazarları arasında katıldı sonsuz katkılarda bulundu.

Sunay Akın, o tarihten sonra ne zaman sanat odamıza girse odamız aydınlanırdı. Tarihi konulara, Cumhuriyet ilkelerine, Atatürk Devrimlerine bağlılığı muhteşemdi. Anekdot zenginiydi. Gözlem zenginiydi. Düzyazıyı da şiirle kuşatıyordu.

Uzun yıllar dergimize çok önemli katkılarda bulunduktan sonra, hayattaki en büyük düşünü gerçekleştirdi. Belki de ikinci büyük düşü demeliyim: İlki büyük aşkı, güzeller güzeli Belgin’le evlenmek, ikincisi çocukluğundan beri hayalini kurduğu Türkiye’nin ilk oyuncak müzesini kurmak.

Kaç yaşına gelirse gelsin, Sunay Akın bana hep 18 yaşındaymış duygusunu verir. Coşkusu, tutkusuyla içindeki çocuğu da delikanlılığı da hep canlı tutar.

23 Nisan 2005’te İstanbul Göztepe’de ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açıldı İstanbul Oyuncak Müzesi. Ama tohumları, çoook çok daha önce atıldı.

5 yaşındaydı Sunay. Henüz aileyle birlikte İstanbul’a taşınmamıştı. Sünnet olacaktı çocuk. Stüdyo fotoğrafçısı, çocuğunun eline bir oyuncak tutuşturur. Dekor niyetine. Fotoğraf çekildikten sonra oyuncağı geri ister. Oysa 5 yaşındaki çocuk, oyuncak gemiyi sünnet armağanı sanmıştır. Sanısı tuz buz, yüreği paramparça, oyuncağı geri verir. İşte o gün içinde bir şeyler çıt eder, bir şeyler kırılır.

İşte oyuncak müzesini böyle oluşturmaya başlar. Çocukluk düşlerinin peşinden giderek. (Bu öykünün devamını “O Çılgın İnsanlar” kitabımda. İnkılap Yayınevi okuyabilirsiniz.)

Sevgili Sunay Akın,

İyi ki varsın, iyi ki düşleri gerçek kılansın!

Yazarın Son Yazıları

Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025