Her daim muhalif

Her daim muhalif

06.11.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Başlık buydu. Fotoğrafta bembeyaz bir hastane odası. Bembeyaz bir yatakta burnunda hortumlar, kolunda serumlar, yaşlı mı yaşlı bir Joan Baez, gözleri yarı açık yarı kapalı bize bakıyor. İkinci bir fotoğrafta tekerlekli sandalyede hastaneden çıkmakta. Altında da müjdeli haber: “Uzun bir kayboluştan sonra J. Baez artık sahnelere dönüyor!”

Sosyal medyada dolaşan haberin altında binlerce hayranı sevinç kutlamalarıyla yorumlar yapmış. “Aslansın, kaplansın, harikasın, sakın ölme bize lazımsın” mesajları...

Türkiye’den birçok arkadaşım, “Ne oldu, nesi var” diye telefonları paralıyor. Olamaz, daha yeni konuştuk bana bir şey söylemedi, diyorum.

Erdoğan ve Trump dostluğu ilerlettiğinden beri, biz de kankamla daha çok telefonlaşır olduk. Kâh gülüyoruz kâh kızıp öfkeleniyoruz kâh yakınıyoruz, sonra mücadeleye devam deyip özlem gideriyoruz.

YAŞASIN EVLENİYORLAR

İki gün içinde bir başka haber: “Yaşasın, milyonların isteği gerçekleşiyor: Sonunda Joan Baez ve Bob Dylan evleniyor!” İkisinin yan yana göz göze fotoğraflarıyla. Üstelik gençlik değil, bugünkü hallerindeler!

Yok artık, bu kadarı da fazla! Üstelik benden habersiz! Derhal mesaj üzerine mesaj yağmuruna tuttum. Aynı akşam beni aradı. Kahkahalarla gülüyor.

Sakın inanma, sakın inanma. “Sağlığım bomba gibi. Ayrıca beni o hastalık zırvasında amma kötü yaşlandırmışlar.”

Bob Dylan’la evlenmek mi? Kahkahalar daha da büyüyor. “Evlenmiyorum ama her daim arkadaşız” diyor.

“Bir de yine yapay zekâ ile 2026’da dünya turnesine çıkacağım haberlerini yayıyorlar. Hepsi yalan! Yok öyle bir şey. Artık sadece resim, şiir, insan hakları ve barış mücadelem var” diyor.

Neyse, hepsi uydurmaymış. İçim rahat. Gülüp geçiyorum. Bütün bunlar ekim ayı içinde oldu.

AMERİKA’YI SARSAN ÇATIŞMA

Derken kasım... Sonbahar kurşun ağırlığıyla üzerime çökmüşken internette, sosyal medyada yeni bir haber dolaşıma giriyor:

Başlık: “Amerika’yı sarsan çatışma” Bu kez fotoğrafta Trump ve Joan Baez. İkisi neredeyse ağız dalaşındalar. “Trump dedi ki-Baez dedi ki” diye sürüp giden diyaloglar. Öyle bir yazılmış ki yazan sanki bu ağız dalaşına bire bir tanıklık etmiş. “Sahneden Trump politikalarını eleştirdiği an Trump tepki gösterdi. Amerika nefesini tuttu. Teknik ekip Baez’in mikrofonunu kapattı” vb. diye uzayıp giden bir yazı. Altında bu kez hem troller hem hayranlar kapışmış, mesaj bombardımanı. Kapışma anını 50 milyon kişi izlemiş!

Artık bu denli uydurma da olmaz, herhalde bu doğrudur, diyorum kendi kendime.

Akşam yine telefondayız. “Hepsi zırva. Hepsi yalan. Hepsi saçmalık” diyor. “Burada anlatılanlardan çok daha ağır eleştirileri şiirlerimde, şarkılarımda söyledim. Ama Trump’ın bunun farkında olduğunu hiç sanmıyorum” diye ekliyor gülerek. Sonra ciddi ciddi “Lütfen okurlarına da söyle ‘Joan Baez official’ (Resmi Joan Baez) sitesi dışında okudukları hiç ama hiçbir şeye inanmasınlar” diyor.

60’ların, 70’lerin protest kraliçesi, bugün 85’ine yanaşırken hâlâ onunla bunca uğraşıyorlarsa bunun tek nedeni var: Hâlâ çok etkili bir muhalif olması! İnsan hakları mücadelesini sürdürmesi!

O gece bir rüya gördüm. Joan Baez ve Bob Dylan (evlenmemiş olsalar da) birlikte Beyaz Saray’a gidiyorlar ve Oval Ofis’te “Send in the Clowns”- “Haydi Gelsin Soytarılar” şarkısını söylüyorlar.

ŞİİR KİTABINI BEKLERKEN

İki üç aydır, her hafta sonu Joan Baez bir sirkte çalışıyor, dans ediyor, şarkı söylüyor, sunuculuk yapıyordu. Son konuşmamızda sirk günleri sona eriyor diye üzülüyordu. Bir yandan da harıl harıl şiir yazıyor ve göçmen gruplarla çalışıyordu.

Şiir demişken... Son şiir kitabı “When You See My Mother, Ask Her to Dance” (Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın) pek yakında Pelin Batu’nun Türkçe çevirisiyle İnkılap Yayınları’ndan çıkacak. Bu kitabı neredeyse otobiyografik şiirlerinden sonra daha felsefi ve daha politik.

Sevgili arkadaşımın sirk keyfi hüznüne, yapay zekâ marifetleriyle üretilen haberler öfkesine, New York seçimleri sonuçlarının sevinci eklendi dünden beri. Bu arada mesajını sizlere iletmiş oldum. Her okuduğunuza inanmayın! Hoş, bizim ülkede yapay zekâsız da haber uydurmak çok revaçta ama yapay zekâ kadar yaratıcı akıllar neredeee!

Yazarın Son Yazıları

Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025