Hukuk bitti

Hukuk bitti

27.11.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti. “Korkma” sözcüğü müthiş bir sözcük. İstiklal Marşı’mız o sözcükle başlar. Anaların ağzında o sözcük tılsımlı bir okşayış olur. Çocuklarımıza, sevgilimize, eşimize, dostumuza “Korkma, yanında ben varım” dediğimizde yeryüzünün en büyük güvencesidir.

Nicedir korku egemenliğinde bir toplumda yaşıyoruz. Yoksulluk korkusu, işsizlik açlık korkusu, haksızlığa uğrama korkusu, hukuksuzluk korkusu, cahiller güruhundan korku, psikolojik korku, kadınsanız öldürülme korkusu...

Sevgili okurlar, niyetim 25 Kasım dünyada ve Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü gerçeklerini yazmaktı. Yazının başlığı da “Korkma Biz Kadınız!” olacaktı.

Gözüm bilgisayarda, aklım kadınların direnişinde, vicdanım sayılardayken... (Türkiye’de 2025 sona ermeden, şu son 324 günde erkekler 262 kadını ve 58 çocuğu öldürmüş, ayrıca 408 kadının ölümü de “şüpheli” bulunmuş). Bir yandan da haberleri izliyorum. “Fatih Altaylı’nın tutukluluğunun devamına...”

OLAMAZ DEDİĞİMİZ HER ŞEY OLUYOR

Farkındasınız değil mi? Olamaz dediğimiz her şey oluyor, olmakta. Ve bunun tek nedeni hukuksuzluk.

Başka nedenleri de var: Kin, nefret, öfke ve intikam duyguları.

Vicdansızlık. Ahlaksızlık.

“Ben muktedirim. Dilediğimi içeri atar, içeride tutarım, dilediğimi bir kulpunu bulur serbest bıraktırırım” duygusu.

Anayasanız, yasalarınız, Sayıştay kararları, uluslararası antlaşmalar, hepsini çiğneyebilir, yok sayabilirim.

Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü bana vız gelir.

Amaç tüm basına, medyaya gözdağı vermektir.

Son örneği, “suç” olabilecek maddi manevi tek bir öge bile yokken bunu bütün millet, savcılar, hâkimler, herkes bilirken gazeteci Fatih Altaylı’nın dünkü duruşmada “tutukluluğun devamı” kararı çıkması...

Sözün bittiği yerdeyiz. “Altaylııı! Suyun ısındı” diye kışkırtılan, trollerle fokurdatılan; koca bir konuşmadan cımbızla seçilmiş birkaç sözcükle “cumhurbaşkanını tehdit” gerekçesiyle tutuklama... “Kaçma şüphesiyle tutukluluğun devamına...”

Yazıklar olsun.

Dünkü duruşmadan beni terk etmeyecek tümce Fatih Altaylı’nın savunma sırasındaki şu sorusu olacak: “Cumhurbaşkanı benden niye korksun ki?”

Sorunun yanıtını herkes kendi bulsun. Benden başka yorum yok.

MERİÇ VELİDEDEOĞLU

Her kayıp, her eksilme, her birimizden bir şeyler alıp götürüyor.

Cumhuriyetimizin ulu çınarlarından birini daha, Meriç Velidedeoğlu’nu dün yitirdik. 10 yaş büyüğümdü, arkadaşımdı. Gözlerinde hep o afacan çocuk pırıltısı vardı. Ruhu gençti. Dinlemeyi ve paylaşmayı çok severdi.

Değerli hocamız Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun yoldaşı, omuzdaşıydı. Sevgili Meriç Hanım Cumhuriyet’teki yazılarıyla, katıldığı toplantılar, yaptığı konuşmalarla, kitaplarıyla, Atatürk sevdasıyla, Cumhuriyet Devrimlerinin, laikliğin bekçisi; sivil toplum kuruluşlarının çalışkan karıncası olmuştu. Nur içinde uyusun.

AKIN ATAUZ 

O kendisini sadece “şehirci” diye tanıtırdı. Mimardı, şehir planlamacısıydı, akademisyendi, aktivistti. ODTÜ, Gazi, Hacettepe Üniversitesi’nde dersler verdi. Ankara Üniversitesi’nde, Barış Bildirisi’ni imzaladı diye üniversite görevine son verilenlerdendi. (Ülkemize bakın ülkemize!!!) Üç gün önce Cunda Adası’ndan sonsuzluğa yolcu edildi.

Meslek yaşamı boyunca bölge planlama, kırsal planlama, çevre ve ekoloji, toplumsal cinsiyet eşitliği, kentli hakları, insan hakları gibi konularda hem profesyonel hem de gönüllü çalışmalar yürüttü. Sivil topluma hizmetleri sonsuzdu. Ankara Güven Park’ını kurtarmakta başı çekendi. (Bakın, dünkü gazetede Behiç Ak’ın çizimi.) Benim için aynı zamanda çok iyi bir yazardı, 2000’li yıllarda Yeşil Gazete için sürekli yazdı. Sonsuz tat aldığım Solfasol Gazetesi’nin kurucularındandı.

Onun “Kentler, bir hak, bir ortaklık, bir hafıza alanıdır” söylemi , nereye gidersem gideyim, dünyanın her yerinde, bana hep yol gösterdi.

Akın Atauz, bütün bunların yanı sıra sınıf arkadaşım, sosyal bilimci Sevil Atauz’un eşiydi. Küçük bir grup Ürdün Petra’ya yaptığımız yolculukta onu daha yakından tanıma fırsatım oldu. Orada, onun bilgiyi, birikimi, kültürü, sanatı nasıl bir yaşama biçimine dönüştürdüğünü, bütün bunları paylaşmaktan nasıl tat aldığını gördüm. Ukalalık taslamayan bir öğretmendi. Haklardan yana, halklardan yanaydı. Tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.

Yazarın Son Yazıları

24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025