‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

21.09.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İstanbul dolu dizgin. İstanbul 18. bienal ile baştan çıkarıcı: Sanat her yerde. İçimizde dışımızda. Resmi programda 30’u aşkın ülkeden 47 sanatçı, 100’ün üzerinde eserle, 8 farklı mekânda... Bir de sayısız sanatçı atölyeleri... Bir de paralel sergiler... Sonsuz, sınırsız, meydan okuyan bir cümbüş! Hepsi birden şaha kalkmış, “Beni de gör, beni de gör” diye haykırıyor! Yetişmek imkânsız. Seçim yapmak zor. İştah açıcı. Kışkırtıcı. Düşündürücü. Anlamaya çalışmak yorucu. Ama yine de tadına doyamıyorsunuz.

Image

Dünyamız, ülkemiz, İstanbul’umuz, çevremiz, içimiz ve dışımız ateş çemberi, şiddet, öfke, kin, nefret, haksızlık, hukuksuzluk, baskı, yasaklar ve tehditler egemenliğinde...

NASIL BİR YAŞAM?

Bu ortamda şu sözlere kulak verin:

“Kedinin dokuz canlı olduğu söylenir. Kentin sevilen ve sayılan bu sakini, sokakların arasından süzülür. Zekâsı ve cazibesiyle yoldan geçenler için kural tanımaz bir yoldaş rolüne bürünür. Binlerce yıllık evcilleşmeye rağmen tehlikeler karşısında yabaniliğini korur. Oyun ile tehlike arasında git gellerle yaşayan kedi, meraklı bir ruha sahiptir. Zaman zaman bu ona ağır bir bedel ödetebilir, hatta bir uzvuna mal olabilir. Üç ayaklı kedi, bir görünüp bir kaybolarak sessizce gezinir. Aksak yürüyüşü, anlatılmamış bir dehşetin yankılarını taşır. Yine de arada bir soluklanır, başını kaldırıp gökyüzüne bakar ve gezegenin ufkunu sorgular. Kimi zaman tökezlese de zarafetini kaybetmeden yeni denge hareketleri dener.”

Image

“Giderek hızlanan yıkım, zorunlu göçler ve önü alınamayan krizler tüm ufukları ve gelecek olasılıklarını paramparça ediyor. (Biz de tıpkı 3 ayaklı kedi gibi) Bir sendeleyip bir ileri atıldığımız ikili bir devinim içine hapsolmuş, dengede durabileceğimiz adımı atmaya çabalıyoruz.”

Bu sözler, 18. İstanbul Bienali’nin Lübnan asıllı Fransız küratörü Christine Tohmé’ye ait. Bu sözler bienalin başlığını ve kurguladığı işin özünü yeterince açıklıyor sanırım. (Bu metaforik başlık nereden çıktı sorusuyla öyle çok karşılaştım ki açıklamak gereğini duydum.)

ÜÇ YIL: ÜÇ AYAK

18. bienalin açılışında Christine Tohmé’nin kendi yaşamından yola çıkıp Gazze katliamına, soykırıma dikkatleri çekmesi izleyeceğimiz rotayı da belirler gibiydi. Eski Fransız Yetimhanesi’ndeki açılışta  İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, bienalin ilk kez 3 yıla yayılacağını açıkladı. Bienalin ziyaretçilerle ücretsiz olarak buluşabilmesini mümkün kılan 2007-2036 yıllarının bienal sponsoru Koç Holding’e teşekkür etti. Ömer Koç da Atatürk’ün “muasır medeniyet” ilkesini vurgulayıp toplumsal sorumluluk bilincinin en az ticari başarı kadar önemli olduğunu; bu zor zamanlarda “sanatın sunduğu özgürlük alanlarına, yaratıcı cesarete ve derinlikli sorgulamalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu” dile getirdi.

Bienalin ilk ayağı 20 Eylül-23 Kasım 2025 tarihlerinde. Teması “kendini koruma” ile “gelecek olasılıkları”. 2026’daki ikinci ayak, bir akademi oluşturmaya ve yerel inisiyatiflerle işbirliğiyle bir kamusal program dizisi geliştirecek. 2027’de bienalin üçüncü ayağı ise yol boyunca yaşananları bir araya getiren son bir sergi ve atölye programıyla tamamlanacak.

Bienalin en büyük iki mekânı Galata Rum Okulu ve Zihni Han. (Ayrıntılar İKSV Bienal sayfasında)

SORULAR SORULAR

Haydi keşfetmeye başlayın... Ben sergileri gezmeye başladım bile. Farkındaysanız, henüz hiçbir sanatçı adı vermedim. Nasıl vereyim ki! Aralarında çok iyi tanıdıklarım, bildiklerim ve sevdiklerim de var; ilk kez karşılaştıklarım da... En iyisi tanıma/öğrenme/keşfetme/ tartışma/eleştirme/ düşünme/eğlenme/ sorgulama yolculuğunda kendi rotanızı kendinizin çizmesi.

Bir de ipucu vereyim. Küratör Christine Tohmé, sanatçılara yaptığı açık çağrıda bienalin odaklanacağı temaları şu sorularla belirlemişti. Sergileri gezerken siz de kendinize bu soruları sorabilirsiniz:

Kırılganlık ve krizler karşısında, maddi koşullar ve güvensizlik hissi günlük hayatımızı nasıl etkiliyor? Kendimizle, bedenlerimizle ve toplumla olan ilişkimiz nasıl şekilleniyor? Soluklanabileceğimiz alanları nasıl yaratıyoruz?

Alışılmadık dayanışma biçimlerini ve direniş için karşı stratejileri nasıl keşfediyoruz?

Onarmanın ve ileriye yönelik hayal kurmanın kol kola ilerlediği bir hareket, nasıl gelecekler tasavvur etmemize olanak tanıyor?

Dünyalarımız aynı anda hem kâbuslara hem düşlere hem geçiciliğe hem dayanıklılığa yer açacak şekilde çözülürken bu dünyalarda yaşamaya nasıl devam edebiliriz?

Yazarın Son Yazıları

Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025