Filler ve Karıncalar

Filler ve Karıncalar

19.10.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!” Adeta buyruk veriyordu.

Evet Cihangir Atölye Sahnesi 2025 Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin (TEB’in) Genco Erkal Ödülü’nü almıştı. Ayrıca sahneledikleri “Ayak Bacak Fabrikası” ve “Kâtip Bartleby” oyunlarıyla sayısız ödül kazanmışlardı. Nicedir yurtdışında tiyatromuzu en başarılı biçimde temsil etmekteydiler... Ve ben onların bir oyununu hiç ama hiç izlememiştim. Haklısın Genco deyip İstanbul’a varır varmaz, topluluğun yeni oyunu “Filler ve Karıncalar”ı izlemek üzere kendimi Cihangir’de buldum.

CİHANGİR ATÖLYE SAHNESİ

Önce topluluk üzerine birkaç tümce: Arzu Gamze Kılınç ve Muhammet Uzuner tarafından 2017 yılında kuruldu. Bildiğimiz tiyatrolara benzemiyor. Amaç sadece oyun sergilemek değil. Burası aynı zamanda bir yaşam deneyimi ve öğrenme alanı olarak algılanıyor.

Kendilerini şöyle tanımlıyorlar. “Cihangir Atölye Sahnesi, (CAS) oyun oynama güdüsünü ve geliştirilebilir bir beceri olarak oyunculuğu merkeze alan bir tiyatro, eğitim ve yaşam alanıdır. Eğitim modeli olarak usta-çırak ilişkisini esas alırken tiyatroyu bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirmesine olanak tanıyan bir özgürlük alanı olarak görür.”

Oyun oynama güdüsü, kolektif düşünce ve davranış, topluma ve toplumsal olaylara duyarlılık, sorgulama, araştırma, bir de neşe... Bunlar asla vazgeçmedikleri ilkeler. Bu toplulukta bütün insanlar, herkes eşit. Herkes bilgisi ve deneyimi ölçüsünde üretime katılıyor...

Artık izlediğim oyuna geçebilirim.

FİLLER TEPİŞİRKEN KARINCALAR DİRENİRKEN

Yaşar Kemal’in “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca” adlı romanını okurlarım bilir. Bilmeyenlere anımsatayım: Bir halk masalından yola çıktığı için, kimileri bu eşsiz esere “çocuk romanı” dese de kesinlikle değildir. Yeryüzündeki haksızlığa; fillerin tepişmesine, karıncaların direnişine tanıklık eden; ezenle ezilen, sömürenle sömürülen ilişkisine odaklanan bir alegoridir. Otoritenin gücü karşısında direnenlerin birleşme ve dayanışma mücadelesinin romanıdır.

300 sayfalık romanı, özünden hiç ama hiçbir kayıp vermeden bir sahne metnine dönüştüren, uyarlayan ve yöneten Arzu Gamze Kılınç’ı kutlamakla başlamalıyım. Büyük bir başarı...

Bu uygulamada neler vurgulanmıyor ki: Önce otoritenin güç ve baskısının nasıl şiddete dönüştüğü; o şiddetle güçsüzlerin nasıl kandırıldığı, aldatıldığı, manipüle edildikleri... Ezilenlerin ezikliği, korkusu, güç karşısında gerileyişleri ya da çıkar peşinde işbirlikçiliği... Hepsi bu kadar değil, sınıfsal direniş, kimlik sorgulaması, asimilasyon çabası, kolektif güç ve dayanışma... Hepsi, hepsi üstelik çağrışımlara en açık biçimde seyirciye geçiyor.

Berkay Özideş’in müziği; Muhammet Uzuner’in koreografi ve ışık tasarımıyla ve 12 oyuncunun bomboş bir sahnede yarattıkları “tiyatro büyüsü”; hem “illüzyon” yaratıp hem de o “illüzyonu yıkması” çarpıcı.

Yukarıda “Seyirciye geçiyor” dediğim, daha doğrusu “seyirciyi içine çeken” o iletide, ışığın, müziğin ve koreografinin önemli bir rolü var. O boş sahnede 12 oyuncu devinimle ve kullandıkları dev hortumlar, minik hortumlar bir de kocaman bir beyaz çarşafla tüm anlatıyı bize iletiyor. Hortumlar ve parmaklar aracılığıyla yaratılan imgeler harika.

En iyisi bu yazı “Yeryüzünün bütün karıncaları birleşin...” diyerek bitsin. Çünkü otoriteyi, haksızlığı, adaletsizliği, gücün baskısını ve şiddeti yenmenin başka bir yolu yok.

HAYDİ TİYATRO FESTİVALİNE

Bundan böyle Cihangir Atölye Sahnesi’nin hiçbir oyununu kaçırmayacağım diyerek Cihangir’den ayrıldım.

Tiyatro tutkunlarına hatırlatırım: Yarın 29. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali başlıyor. İlk haftanın yabancı gösterileri şöyle: (Yerlileri yıl boyunca izleme olanağımız var.)

Hollanda’dan 80 yıllık Scapino Balesi’nin sunacağı, bol ödüllü Marcos Morau imzalı Arvo Pärt’in bestesiyle “Katedral” adlı eser. Fransız-Katalan topluluğun, dans, sirk ve tiyatroyu harmanlayan “Biz Kimiz?”. Sonra da Perulu Teatro La Plaza’nın sahnelediği, Down sendromlu sekiz oyuncunun rol aldığı Hamlet...

Bu yıl festival, yalnızca sahnedeki oyunlarla değil; söyleşiler, atölyeler ve buluşmalarla da izleyicilere zengin bir program sunuyor. Ayrıca bunların birçoğu ücretsiz. Yukarıda belirttiğim olayları, festival kapsamında gerçekleştirilecek ücretsiz etkinliklerle ilgili bilgiyi tiyatro.iksv.org adresinde bulabilirsiniz. 

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025