Tiyatro sorgulamaktır

Tiyatro sorgulamaktır

23.10.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı. Çek Kültür Bakanlığı himayesinde Uluslararası Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nden Prag’daki bir tiyatro festivaline davet alınca soluğu orada aldım. Prag benim için aynı zamanda Kafka’nın kenti ve Nâzım Hikmet’in “Pırağ Beşlisi” şiirlerini yazdığı kent. (Önceki yazımda Nâzım’ın Prag’ından seslenmiştim.) Bir ayine katılır gibi yeniden Kafka Müzesi’ni ziyaret edip değişiklikleri yapay zekâ aracılığıyla, “Şato”, “Dönüşüm”, “Yargı” kitaplarının canlandırılmalarını gördüm. Yazarın, her tür otoriteyle mücadelesine; Milena, Felice ve diğerlerine duyduğu aşka yeniden tanıklık ettim. Kafka’nın dehası, hüznü ve yaratıcılığıyla yeniden sarsıldım.

BENZERLİKLER-AYRIŞMALAR

Prag’da izlediklerimle, ülkemdeki tiyatro etkinlikleri arasında benzerlikler de ayrışmalar da vardı. En büyük benzerlik, özel tiyatroların içinde bulunduğu ekonomik zorluklardı. Devlet ya da yerel yönetimlerden destek alanlarla almayan tiyatro kurumları arasında çok haksız bir rekabet, gençlerin canını yakıyordu. Bunu aşmak için özel tiyatrolar çareyi ya bir üniversite bünyesine ya da yerel yönetime ait bir kültür merkezine kapağı atmak zorunda kalıyordu. Çarelerden biri de sansasyonel konulara yönelmekti...

Şunu belirtmeliyim: 1989’da “Kadife Devrim”le birlikte, o zamanın Çekoslavakya’sında tiyatro da bir değişim geçirdi. Özel tiyatrolar, deneysel tiyatrolar açılmaya başladı. Tiyatro eleştiri ve özgürlük alanı oldu. Bunların birçoğu zaman içinde elendi. Ancak unutmayalım, muhalif tiyatro insanı, usta oyun yazarı Vá clav Havel’i cumhurbaşkanı seçmiş bir ülkeden söz ediyoruz.

Ayrışma derseniz: Orada izlediğim oyunların birçoğu Türkiye’de sahnelenemezdi. Şöyle açıklayayım: Türkiye’de yasaklanan “Manifest” topluluğunun giysileri, oradakilerin yanında rahibe kılığı kalır. Başrollerde çıplaklık, belden aşağı vuruşlar, argo, küfür, şiddet...

ANA TEMALAR VE BİÇİMLER 

İzlediğim oyunlara genel bakacak olursam:

Tiyatro artık görselişitsel teknolojiyle, dansla , performansla ve resim sanatıyla iç içeydi.

Sözden çok beden ve devinim ön plandaydı...

Ritüel-ayin her daim tiyatronun ana malzemesiydi.

Sanki “ne anlatıldığından” çok, “nasıl” anlatıldığı önem kazanıyordu.

Sovyet döneminde de Çek tiyatrosunda ironi, satir, absürd tiyatro eleştirel amaçlarla kullanılırdı. Bu kez izlediklerimde bunun çok daha fazla aşırıya gittiğini, sınırları zorladığını gördüm.

Toplumsal bellek-kimlik arayışı-geçmişle hesaplaşmageçmişle yüzleşme-savaşa, şiddete direnme-göçmenlik... Ben kimim? sorusuna yanıt arama. Bunlar en sık karşılaştığım temalardı.

Image

DİSİPLİNLER ARASI 

Sözlü ya da sözsüz dans tiyatroları sahneye egemendi: En ciddi tartışma konuları bile beden diliyle destekleniyordu. Hepsi tekniği zorluyor, kâh video, film gibi farklı alanlardan yararlanıyor; kâh fazlasıyla tekrara yer veren çağdaş müzikle besleniyordu.

Prag’ın ünlü Komedi Tiyatrosu’nda: Mozambikli ama Berlin’de yaşayan, hızla ünlenen Ernesto Edivaldo’nun sahnelediği “Mistik Benlik” adlı eseri... Gerçek hayattan alınma, göçmenlerin sorunlarını araştıran bir kadın gazetecinin mücadelesini anlatan “Kahraman Çek” oyunu... Mary Shelley’den yola çıkıp sınırları genişleten, “Frankenstein”... Çıplaklığın egemen olduğu “Wandervogel”... Prag’a yakın sanayi merkezi Üsti Kültür Merkezi’nde sanatın ve tiyatronun yöre sakinlerini hayata katmak ve yöreyi kalkındırmak için kullanılması ve burada izlediğim “Oidipus Utopia” ile tek seyirciye sunulan 20 dakikalık performans “Gerçeğin Peşinde”...

Her biri çok katmanlı, seyirciyi çağrışımlara özgür bırakan; çelişkileri vurgulayan; doğa-çevre-insan ilişkisini, insan haklarını, demokrasiyi irdeleyen, komünist döneme çullanan, şiddetin kaynağını sorgulayan anlatılardı.

Beni en etkileyen, tiyatro büyüsünü yaşatan temsil, yine de geçmişten güç alıp geleceğe uzanan Prag Şehir Tiyatrosu’nda “Spitfire Topluluğu”nun sunduğu “Güliverin Yolculuğu”ydu. Çeklerin ustası olduğu kukla sanatını (Bunraku tekniği), maskeyi, dramayı, müziği, oyunculuğu, ambalaj ve koli kutularından oluşan bir dekor içinde sunan, cansız öğelere can katan bir ustalıkla sunuluyordu. Eser şiddet karşıtı, baskı karşıtı bir manifestoya dönüşmüştü. Bana bir kez daha tiyatro sorgulamadır dedirtiyordu. 

Yazarın Son Yazıları

Tuhaf, Saçma, Neyse...

“Biz bu adaletsizlikle mi yaşayacağız? Biz böyle nasıl devam edeceğiz?”

Devamını Oku
08.10.2026
Çağımızın Antigone’si

90 yaşına iki gün kala hocaların hocası, İoanna Kuçuradi sonsuzluğa göçtü.

Devamını Oku
04.10.2026
İşte hayatımız

Sonbaharla birlikte dolu dizgin etkinlik mevsimine daldık.

Devamını Oku
01.10.2026
Karaca Tiyatro yeniden

Önümde 15 Ekim 1979 tarihli Sanat Dergisi. Kapakta Toto Karaca, Mürvet Sim, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Genco Erkal, Metin Deniz, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Zafer Önen, Ulvi Alacakaplan, gepegenç bir Zeynep Irgat...

Devamını Oku
27.09.2026
Şiddet sarmalında

Şiddet bulaşıcıdır.

Devamını Oku
24.09.2026
Margarita’ya veda

Sevgili Gülsen Tuncer’in sonsuzluğa göçmesiyle sinema, tiyatro ve televizyon dünyamız yasa büründü.

Devamını Oku
20.09.2026
İştahla okumak...

Yaz bitti.

Devamını Oku
17.09.2026
Utanç duygusu

Bu yazının başlığı “Bizim iki 12 Eylül’ümüz” de olabilirdi.

Devamını Oku
13.09.2026
Gümüşlük’ten...

İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük’e attı.

Devamını Oku
10.09.2026
Nâzım Hikmet müzesine doğru...

Dev boyutlarda, özenli, dikkatli, nitelikli bir sergi olacağını biliyordum.

Devamını Oku
06.09.2026
Canım Şükran Soner

Canım Şükran, Dün sabah, önce Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde, sonra Şişli Camisi’nin avlusunda tüm Cumhuriyet âşıklarının, emek tutkunlarının, örgütlü mücadeleye inananların, seninle ve senin aracılığınla birbirlerimizle kucaklaşmalarını görmeliydin.

Devamını Oku
03.09.2026
30 Ağustos

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Nutuk” eserini okuyup anlamayanlar...

Devamını Oku
30.08.2026
Hisset... Haykır... Hayal et...

Sabancı Müzesi’ndeki Yoko Ono Sergisi’ni gecikmiş olarak izledim ve çarpıldım.

Devamını Oku
27.08.2026
Bilgesu Erenus’la...

Tiyatro, insanı insan yapan değerleri, emeği, insan onurunu, yaşama sevincini yüceltmeye yönelikse...

Devamını Oku
23.08.2026
Korkuyla umut arasında...

Sakın yukarıdaki başlığa bakıp politik bir şeyler okuyacağınızı sanmayın!

Devamını Oku
20.08.2026
Yazı söz dinlemiyor...

Yazmak böyle bir şey.

Devamını Oku
02.08.2026
Genco’ya tiyatro yapalım!

31 Temmuz 2024. Tiyatromuzun o eşsiz insanı Genco Erkal’ın sonsuzluğa yürüdüğü gün.

Devamını Oku
30.07.2026
Umudu canlı tutabilmek

Sadece sanat değil...

Devamını Oku
26.07.2026
Bunlar normal mi? (2)

Birkaç gün önce çevremde herkes birbirine soruyordu...

Devamını Oku
23.07.2026
Homeros’un aynasından

Yazının başlığı “Bugüne, Homeros’un aynasından bakmak...” olmalıydı, kısalttım.

Devamını Oku
19.07.2026
Bunlar normal mi?

Araya başka konular girdi.

Devamını Oku
16.07.2026
Dünyayı ‘aşk’laştırmak!

Kimi insanlar aramızdan ayrıldığında yalnızca bir insanı yitirmezsiniz.

Devamını Oku
12.07.2026
Deniz’in mektubu

Deniz Göktaş yıllardır sahnelerden sanatını icra ederken kitlelere söyledikleri nedeniyle hapse atılmadı.

Devamını Oku
09.07.2026
‘Bize sorulmadı’

Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum.

Devamını Oku
05.07.2026
Ben unutmadım. Ya siz?

Bugün 2 Temmuz.

Devamını Oku
02.07.2026
Silivri’de kucaklaşmak

Birçok yazar ve yayıncıyla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasını izlemek için Silivri’deydik.

Devamını Oku
28.06.2026
Uygarlık düşleri

Önceki akşam AKM’de İstanbul Müzik Festivali’nde (İKSV) kendimi iki ayrı Türkiye arasında gidip gelirken buldum.

Devamını Oku
25.06.2026
Cazın direnci

Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.

Devamını Oku
21.06.2026
Sanatın Belleği-Toplumun belleği

Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.

Devamını Oku
18.06.2026
Festivalde büyülü gece: Bedenimiz bir evrendir

Bomboş bir sahne. Arkada fonda dev bir ay...

Devamını Oku
14.06.2026
Darbeler arası festival

Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.

Devamını Oku
11.06.2026
Korkuyorlar...

Dünyanın çivisi çıktı.

Devamını Oku
07.06.2026
Sevgili Osman, Çiğdem, Can, Mine ve Tayfun

Bu mektubu size Gezi’nin yıldönümünde yazıyorum.

Devamını Oku
04.06.2026
Baldwin hâlâ yaşıyor

James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.

Devamını Oku
31.05.2026
Bayram gibi bayramları özlerken

Tam bayram öncesiydi.

Devamını Oku
28.05.2026
Nefes alamıyoruz

Sevgili okurlar, Chicago’dayım.

Devamını Oku
24.05.2026
Diktatörlerin ortak dili: Maval

“Bana maval okuma” deriz karşımızdaki aklımızla alay ettikçe, yalan söyledikçe, iftira attıkça, yalanlarla iftiralarla bizi oyalamaya kalktıkça, karşımıza geçip bize “masal” okudukça...

Devamını Oku
21.05.2026
Müzik ve Vicdan

Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz.

Devamını Oku
17.05.2026
Karadeniz’den

Sevgili Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan: Esir alınmış ama teslim olmayan sizler, dünyanın en hukuk dışı “casusluk davası”yla uğraşırken inanın başka herhangi bir konuda yazı yazmak, bana zulüm gibi geliyor.

Devamını Oku
14.05.2026
Seyahat sanatı

İnsan neden yola çıkar?

Devamını Oku
10.05.2026