Ellerinde Toprak

Ellerinde Toprak

25.09.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Bu sözler Yaşar Kemal’in. Doğa katliamları ve bu katliamlara karşı mücadele arttıkça onun çabalarını, sözlerini, romanlarını düşünmeden edemiyorum.

26 Eylül Dil Devrimi’nin 93. yıldönümü. Bu yıl Yaşar Kemal’e adanan Dil Bayramı’nı Ankara’da Dil Derneği’yle Çankaya Belediyesi ortak etkinliği olan bir sempozyumla kutlayacağız. Herkesi bekleriz. Ankara dönüşü bu etkinliği sizlerle nasılsa paylaşacağım. Ama önce...

‘SÖMÜRÜ BİR BÜTÜNDÜR’

İstanbul Bienali’ni ve paralel sergileri dolaşırken Galerist’te Elif Uras’ın “Ellerinde Toprak” başlıklı sergisine girdim. Ve çarpıldım. Eserden esere ilerlerken, resim ve heykel sanatı arasında gidip gelen seramik figürler, tabletler, panolar, rölyefler arasında dolaşırken bir de baktım, o tümce gelmiş yüreğime saplanmış.

Yaşar Kemal’in dediği gibi “Sömürü bir bütündür”. Kadını, kadın emeğini sömüren zihniyetle, doğayı, ağacı, ormanı, suları, denizleri sömüren, bir gram altın için binlerce ağacı ve en verimli toprakları katleden zihniyet bir bütündür.

Bunlar benim çağrışımlarım. Çok katmanlı, çok yönlü, anlatımı ve ifade biçimi çok geniş alanlara yayılan sergiyi gidin görün. Bilin ki sanatçı olmadan önce, usta gazeteci ekonomi yazarı Güngör Uras’ın kızı ekonomi ve hukuk eğitimi almıştı! O çini ve seramiklerde ağaca sarılmış kadın figürlerini görünce Elif Uras’ın ileri görüşüne hayran kaldım.

İZNİK-NEW YORK HATTINDA

Elif Uras’ı yıllardır izliyorum. Kendini çoktan kanıtlamış, eserleri, New York Metropolitan Müzesi ve Londra Victoria&Albert Müzesi, İstanbul Modern’in daimi koleksiyonlarına girmiş bir sanatçımız.

Feminist, araştırmacı, yenilikçi ve risk almaktan korkmuyor. Çini sanatımızın merkezi İznik ile New York ve İstanbul arasında yaşıyor. Sürekli araştırıyor ve sadece kendisiyle yarışıyor.

Bu sergide neredeyse dev heykellere dönüşen kadın bedeni figürlerinde, Batı teknikleriyle Doğu esintilerini harmanlıyor. Ama hem içerik hem ifade biçimi olarak bence tüm eserlerine en çok egemen olan, Anadolu ve kadın.

Anadolu yani neolitik kil figürlerinden, Yunan, Roma, Bizans, Hitit, Selçuk, Osmanlı mirasından etkiler, renkler, sesler... Kadının ev içindeki emeğinden (çamaşır, ütü, bulaşık, çocuk, yemek) dokumacılık, çömlekçilik ve tüm zanaatlara uzanan yaratıcılığı, yeteneği, birikimi, doğurganlığı... Bu ataerkil düzende kadın dayanışması, başkaldırışı, tepki gösterişi de...

Hepsi o heykellerde, o çinilerde, o bedenlerde... Geçmişle gelecek arasında; figüratifle soyutlama; baskıyla direniş; geleneğe uyumla meydan okuma arasında; kültürle sosyoekonomi arasında gidip geliyoruz. Bu eleştirel ve sorgulayıcı ama ayni zamanda estetik bütünlüğe sahip sergide teknik açıklamaları sergi bilgilendirme notlarında bulursunuz. Kale Tasarım ve Sanat Merkezi sponsorluğundaki sergi 8 Kasım’a dek sürüyor.

BİENAL İPUÇLARI

Bienal sergileri ve paralel sergiler için çoğu yazıda “Hepsi birbirine çok yakın, bir çırpıda şunları şunları görün” deniyor. Amman sakın ha!

Malum: Bienal etkinlikleri “Ben hepsini gördüm” demek için izlenmez. Bienalin öyle yoğun bir içeriği var ki hiçbir şeyi bir çırpıda sakın görmeyin! Tam tersine. Sindire sindire, soluklanarak, tadını çıkara çıkara gezin. Tartıştıkça, paylaştıkça daha çok tat alacaksınız.

Kimi mekânları saatlerce gezin. (Ör: Galata Rum Okulu, Zihni Han) bienal dışı olsa da Pera Müzesi’ndeki “Ortak Duygular”ı sakın kaçırmayın. Her mekândan sonra soluklanın.

Bienalin tüm sergilerinde, her sanatçının amacı ve ne yaptığı özlü biçimde açıklanıyor. Onları okumak, kavramsal sanata daha çok anlam yüklemenize yol açar.

Kimi mekânda dünyada ve burada, şimdi ve her zaman yaşanan vahşetle ürperdim: İç savaşlar; doğanın, insanın, hayvanların; tüm değerlerin katledilmesi... Kimi olasılıklarla büyülendim.

Bienal direktörü Kevser Güler’in deyişiyle “güncel sanatsal, politik ve toplumsal aciliyetler bağlamında yaşamı savunmanın, direnç stratejileri geliştirmenin, birbirimizi ve kendimizi koruma ve kollama sorumluluğunu almanın” binlerce yüzüyle karşılaştım. Kâh içim çok acıdı, kâh gülümsedim. Ama en çok yaşamı savunmak için mücadeleye devam dedim! 

Yazarın Son Yazıları

Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025